Milli denizaltı 2008’de yolda

Savunma Sanayii Müsteşarı (SSM) Murad Bayar, 2008 yılının en büyük savunma projelerinin, hava savunma ve denizaltı projeleri olacağını söyledi.

banner217

Milli denizaltı 2008’de yolda

Savunma Sanayii Müsteşarı (SSM) Murad Bayar, 2008 yılının en büyük savunma projelerinin, hava savunma ve denizaltı projeleri olacağını söyledi.

01 Ocak 2008 Salı 13:44
1779 Okunma
Milli denizaltı 2008’de yolda

Milli denizaltı 2008’de yolda  

Savunma Sanayii Müsteşarı (SSM) Murad Bayar, 2008 yılının en büyük savunma projelerinin, hava savunma ve denizaltı projeleri olacağını söyledi.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaçlarına yönelik çok sayıda önemli projeyi SSM’nin yürüttüğünün altını çizen Bayar, 2008 yılında da, özgün üretime destek vererek, Türk Savunma Sanayisi’ni güçlendirmeye yönelik çalışmalara ağırlık vereceklerini vurguladı. Hava savunma sistemi tedariği çerçevesinde, Deniz Kuvvetleri, Hava ve Kara Kuvvetleri için yeterli sayıda füze ve füze fırlatıcıları alınacak.

AZAMİ YERLİ KATKI: Projede, azami oranda yerli savunma sanayii katkısı sağlanarak, yurt içi imkan ve kabiliyetlerin geliştirilmesi de amaçlanıyor. Hava Savunma Sistemi, Alçak İrtifa Hava Savunma Füze Sistemi, Orta İrtifa Hava ve Füze Savunma Sistemi ile Uzun Menzilli Bölge Hava Savunma Sistemlerinde oluşuyor. Orta İrtifa Hava ve Füze Savunma Sisteminde, Orta menzil ve orta irtifada hava tehdit vasıtalarını tesirsiz hale getirerek Kara Kuvvetleri Komutanlığı tesislerinin ve birliklerinin nokta hava savunmasının sağlanması amaçlanıyor. Türkiye’nin almak istediği uzun menzilli hava savunma sisteminde ABD, Rusya, Çin ve İsrail gibi ülkelerin ürettiği füze tipleri bulunuyor. Bu konuda ABD ve Rusya iki ana rakip olarak çekişiyor.

Milli Denizaltı Projesi kapsamında, Yeni Tip Denizaltı İmalatı Türkiye’de ve milli imkanlarla gerçekleştirilecek. Savunma sanayi alanında önemli projeler arasında yer alan Yeni Tip Denizaltı ihalesi çerçevesinde, denizaltılar Türkiye’de imal edilecek. Tüm bu projelerin karar aşamasında, 2008 yılındaki Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısında önemli oranda ilerleme kaydedilmesi bekleniyor.

hürriyet

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nur İçinde Yat Sultan Abdulhamid 2008-01-02 09:03:31

Sultan Abdulhamid'in Başladığı Noktaya yeni geldik. Bari Borla çalışanını yapalım.

Avatar
yıldırım DELİDUMAN 2008-01-02 17:03:00

DENİZ STRATEJİSİ ve TÜRKİYE



Ülkeler açısından strateji kavramı çok boyutlu olup içerisinde çok fazla değişkeni

barındırmaktadır. Strateji kavramını “bölgesel strateji” olarak dönüştürdüğümüzde iç

ve dış faktörlerin rolü, oluşturulan plan ve programların istenilen takvimde istenilen

biçimde uygulanabilirliği veya sürdürülebilirliği de değişmekte; zaman içinde yeni

anlamlar kazanmaktadır. Türkiye’nin deniz stratejisi ele alınırken; ticaret ve

taşımacılık ekseninde ekonomik unsurlar öne plana çıkıyor olmakla beraber; siyaset

ve hukuk da göz ardı edilemez bir önem taşımaktadır.

1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi, ister istemez bazı soru işaretlerini de gündeme taşımaktadır; “ Türkiye’nin denizlerinde izlemekte olduğu strateji nedir ve nasıl ele alınmaktadır ? Bu strateji bugünün ve yarının Türkiye’sinin ihtiyaçlarını karşılayabilecek nitelikte midir ? “ Türkiye’nin deniz stratejisini, Akdeniz, Ege ve Karadeniz stratejisinden, dahili taşımacılıktan ve geniş bir perspektifte ülke ulaştırma politika ve stratejilerinden

ayırmak elbette mümkün değildir.

Güneyden başlanıldığında Mersin ve İskenderun Limanları konumları itibarı ile Doğu

Akdeniz’de önemli bir yere sahiptirler. Gerekli demiryolu ve karayolu altyapısı

elverdiği ölçüde yurtiçinde Doğu Anadolu, GAP Bölgesi ve uluslararası anlamda Irak,

İran ve Kafkaslar’a kadar bu limanlardan erişim sağlanabilmektedir. Diğer taraftan

Doğu Akdeniz ticareti ve taşımacılığında Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan

karsımıza rakip olarak çıkmaktadır. İsrail’e ve/veya İsrail çıkıslı taşımalara Rum

tarafınca ciddi lojistik elleçleme faaliyeti olduğu bilinmektedir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (K.K.T.C.) ticaret, taşımacılık ve politik açılardan

önemli bir coğrafyadadır. Ülkemiz basını ve halkımızın algılamasının tersine bu

islevler bütün dünyada son derece iyi bir şekilde bilinmektedir.

Din faktörü, ülkemizde olduğu gibi komşu bütün ülkelerde gerek iç politika gerekse

uluslararası politika ve uygulamalarda önemli bir faktördür. Türkiye, İsrail’den

başlayarak Akdeniz (Rum Kesimi), Ege (Yunanistan) ve Karadeniz’e (Bulgaristan,

Romanya, Ukrayna ve Rusya) uzanan Ortodoks ittifakı ile çevrelenmektedir. Bu

faktörün yüzyıllardan beri süregelen uluslararası ilişkilerde etkili ve önemli bir yeri

vardır.

Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin Kıbrıs konusundaki son

plan ve programları şaşırtıcı değildir. ABD’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

hakkındaki son açıklama ve tutumu basınımızda ve Ankara’da şaşkınlıkla karşılansa

da bu yeni veya ilk kez karşılaşılan bir davranış biçimi değildir. AB ve ABD Kıbrıs,

Ermeni tehciri, terör örgütü, Patrikhane basta olmak üzere bir çok siyasi alanda

sistemli ve kararlı bir biçimde ortaklasa çalışmakta ve Türkiye karşıtı bir tavır

izlemektedirler. Dolayısıyla ülkemiz siyasi açmazlarla uğraşırken deniz ticareti ve

taşımacılığına gereken önemi bir türlü verememektedir. Türkiye’nin denizlerinde

izleyeceği stratejiler, belirtilen unsurlar da göz önünde tutulduğunda, salt ekonomik

değil aynı zamanda siyasi ve hukuki açılımları da bir arada taşımak zorundadır.

K.K.T.C.’ne seçimlerde dile getirilen vaatlerin üzerinden iki sene geçmiş olmasına

rağmen en ufak bir ilerleme kaydedilmemesinin yanı sıra ekonomide, havayolu ve

denizyolu taşımacılığında haksız ambargo devam etmektedir. Bununla birlikte Rum

Kesimi büyük destekçileri ile birlikte Türkiye’nin limanlarını kendisine açmasını

istemekte, bunu da Gümrük Birliği Anlaşması ve AB üyeliğinden doğan doğal hakkı

olduğu savına dayandırmaktadır. Bu bağlamda Türkiye güneyinde ve batısında, Ege

ve Akdeniz’de, kalıcı ve etkin bir strateji kadar; eşit ve tatminkar bir uzlaşı zeminine

de ihtiyaç duymaktadır.

Kuzeyimizde ise Karadeniz Bölgesi’nin ekonomik ve siyasi çehresi son on yıllık

dönemde hızla değişmiştir. Dolayısı ile bu bölgenin ayrı bir pencere kapsamında ele

alınması da sarttır.

Sovyetler Birliği’nin çözülmesi süreci ile birlikte bölgede yer alan ülkelerin

bağımsızlaşması, siyasi ve ekonomik anlamda dışa açılmaları ve dünya ile entegre

olmaları dünya güç dengeleri bakımından fazlası ile ilgi çekiciydi. İktisadi anlamda ise

ilginin kaynağını petrol ve dogal gaz ticareti ile enerji taşımacılığı oluşturmaktadır.

Bununla birlikte Karadeniz’in yapısı itibarı ile uluslararası nitelik taşıması, nehir yolu

entegrasyonları ve yakın deniz taşımacılığındaki potansiyelinin katlanarak artması da

önemli bir etkendir.

Karadeniz coğrafyasında denizyolu konteyner, genel kargo, sıvı ve kuru dökme yük,

RO-RO, ferry rail ile taşınmakta olan eşya trafiğinde önemli bir artış

gözlemlenmektedir. Karadeniz’in Batı kıyısında bulunan Burgaz, Varna, Köstence ve

Odesa Limanları, Dogu’da , Poti ve Sochi ile Kuzey’de Odesa, Evpatoria ve

Novorosisk Limanları’nın ticaret hacimleri katlanarak artmaktadır. Türk limanları;

Zonguldak, Samsun, Trabzon ve Rize’nin konumları ve potansiyelleri de bu gelişime

paralel olarak keşfedilmeye başlanmıştır. ABD, AB ve Uzak Doğu’nun bölgeye, tarihi

miras olarak kabul edilebilecek “ilgileri”, ise giderek artmaktadır. Bölgede kıyısı olan

Türkiye ve Rusya hakim güçler pozisyonu sürdürürken bu ülkeleri Ukrayna,

Bulgaristan, Romanya ve Gürcistan takip etmektedir.

Batı - Doğu entegrasyonu içinde Karadeniz’in işlevi büyüktür ve entegrasyon Pan

Avrupa Tasıma Koridorları ve Avrupa-Kafkasya-Asya Tasıma Koridoru (TRACECA)

Projesi gibi yapılanmalarla yeniden şekillendirilmektedir. Türkiye ise bu ve benzeri

planlamalarda çoğunlukla göz ardı edilmektedir.

ABD, Almanya ve Fransa basta olmak üzere G-8 ülkelerinin vizyonunda Karadeniz,

Kıta Avrupası ile Kafkasya-Orta Asya arasında bir köprüdür. Deniz, “bedava otoban”

olarak değerlendirildiğinden ülkemiz için dile getirilen, “Türkiye’den geçen bir tasıma

koridoru bizim için (AB) rantabl olarak görünmemektedir” düşüncesinin arkasında

yatanları araştırmak gerekmektedir.

“Tasıma Koridoru nedir ? Tasıma Koridorunun özelliği ve ticaretle ilişkisi nedir ?

Kim tarafından belirlenmektedir ? Hangi kurumlar tarafından finanse edilmektedir ?

Alt ve üst yapıyı kimler şekillendirmektedir ? Tasıma koridorundan fayda elde edecek

ülkeler kimlerdir ? Tasıma koridorunun bugün ve gelecekteki rolü ne olabilir ?”

sorularının nitelikli bir yapı tarafından cevaplandırılması elzemdir.

Marmara’da uygun bir yerde organize edilecek lojistik bir üssün Karadeniz Bölge

ülkelerine eşya dağıtımını yapabilecek bir özellikte olup olamayacağı tartışılmaya

başlandı. Lojistik sektörü ve kamu yönetiminde Ukrayna, Rusya, Romanya,

Bulgaristan, Gürcistan veya Ermenistan için küçük ölçeklerde uluslararası yükü olan

gemilerin son durak olarak eşyalarını Marmara’da belirlenen merkeze bırakmaları,

daha sonra aynı varış noktası için eşya/konteynerlerin konsolide edilmesi ve tasıma

organizasyonu düşüncesi gündeme gelmistir. Konteyner taşımacılığında öne çıkan

Algeciras, Giai Tauro, Pire veya Dubai gibi limanlar ile her türlü eşyanın depolanması,

entegre lojistik hizmetleri ve kombine tasıma imkanları ile de dağıtım yapılabilen

Roterdam, Marsilya, Antwerp, Hamburg liman modelleri üzerinde durulmaya

başlanmıştır.

Deniz ticaret ve tasıma stratejisinin oluşturulması konusunda Ulaştırma Bakanlığı,

Denizcilik Müsteşarlığı ve Deniz Ticaret Odalarının basta olmak üzere kurum ve

kuruluşların son dönemde yapmış olduğu çok önemli çalışmalar bulunmaktadır.

Ulaştırma Ana Planı Stratejisi, deniz ve çevre emniyeti hakkındaki hukuki

düzenlemeler, yeni liman ve iskelelerin yer tespitleri, kombine tasıma anlayışının

oturtulması, özelleştirme eylem planları, gemi imalat planlamaları gibi sayısız alanda

hamleler vardır.

Türkiye, bölge deniz ticaret ve tasıma gelişimine yön veren ülke olabildiği takdirde

Akdeniz, Boğazlar ve Karadeniz de güvenlik ve çevre konusunda hassasiyetini dile

getirebilecek, haklı tezlerini daha rahat savunabilecek ve masadaki gücü artacaktır.

Doç. Dr. Murat ERDAL

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi

*Murat Erdal, “Deniz Stratejisi ve Türkiye”, Dünya Gazetesi, Persembe Rotası

1 Temmuz Denizcilik Bayramı Özel Eki, 1 Temmuz 2006, s:38-39.



banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176