Kanada'da Katliam Start Aldı

Kanada'da fok avcıları avın merkezi olan Magdelen Adası'na gitmek için teknelerle yola çıktı

Kanada'da Katliam Start Aldı

Kanada'da Katliam Start Aldı

Geleneksel fok katliamı önceki gün Kanada’da başladı. Hayvan hakları derneklerine göre, bu sezon boyunca kürkü için yaklaşık 275 bin fok katledilecek. Fok avcıları, katliam üssü olan Magdalen Adası’ndan teknelerle yola çıktı.

Kanadalı yetkililer, Bağımsız Veterinerler Çalışma Grubu’nun daha acısız bir ölüm için tavsiye ettiği yöntemlere uyulacağını açıkladı. Buna göre dövülerek ya da vurularak devrilen fokun gözbebeklerine bakılarak yaşayıp yaşamadığı anlaşılacak, sonra ana arterleri kesilerek hayvanın öldüğünden emin olunacak.

HAYVANSEVERLER ÜMİTSİZ

Kısa adı IFAW olan hayvan hakları kuruluşundan Sherly Fink, "Maalesef, bu yılın da diğerlerinden farkı olacağını sanmıyorum. Hayvanların öldürülmesi ya da avın gözlemlenmesi konusunda bir iyileştirme görmüyorum" dedi. Fok avcıları, Kanada’nın Quebec eyaletine bağlı Atlantik Okyanusu’ndaki Magdalen Adası’ndaki küçük balıkçı köyü Cap-Aux-Meules’ten sabahın erken saatlerinde yola çıktı. Ancak kötü hava şartları yüzünden geniş çaplı avın henüz başlamadığı bildirildi.

Ölmeden yüzülmeyecek

Yıllardır, dünyanın hemen her yerindeki hayvanseverlerin nefretini üzerlerine çeken fok avcıları yine işbaşında. Ama bu kez biraz farklı. Buz üzerinde kürkünü yüzme işlemi ancak hayvanın öldüğünden emin olunduktan sonra başlayacak.

Hürriyet

YORUM EKLE
YORUMLAR
yıldırım DELİDUMAN
yıldırım DELİDUMAN - 11 yıl Önce

Obama benzersiz bir değişim yaratır…Başkanlık yarışında Hillary yalan söylüyor, McCain İran'a pazu gösteriyor. Obama'nın farkıysa ortada: 21. yüzyılı idrak eden siyahi adayın İran, Çin, Rusya, terörle savaş ve Filistin'de yaratacağı değişimi bir düşünün... ABD'nin ve gözünü ABD'ye çevirmiş bekleyenlerin ihtiyaç duyduğu şey, Beyaz Saray'dan gelen yeni kahramanca palavralar değil. Bundan yedi yıllık bir doz aldık. Tam tersine, ihtiyaç duyulan şey, otoriterliğin dirilmenin keyfini çıkardığı ve ABD'yle müttefiklerinin barışı, refahı, özgürlüğü, eşitliği, güvenliği ve evet, demokrasiyi yaymak için birlikte çalışmak zorunda olduğu değişen bir dünyada biraz olsun yeni, yaratıcı düşünmek. ABD'nin kaba gücü işe yaramadı. Irak işgalini yüzümüze gözümüze bulaştırdık. Avrupa'nın yumuşak gücüyse yeterli değil. Obama ırkla ilgili konuşmasında önemli şeyler söyledi. Gerçekle yüzleşti, büyük düşündü, yakınlaşmanın anahatlarını çizdi. Amerikalılara ve ABD dışındaki birçok insana farklı bir mantıktan söz etti.

Hillary Clinton'a duyurulur: Bosna savaşı 1996'da sona erdi. Benim gibi savaşın başladığı 1992'de ve 1994 ve 1995'te Bosna'ya gidip, kuşatma altındaki Saraybosna'da hamile kadınların Sırp topçularının açtığı ateşte paramparça oluşunu seyrederken Başkan Bill Clinton'ın kaçamaklı sözlerine dişlerini gıcırdatarak katlananlar, savaşın bittiğini biliyoruz. Clinton, "500 yıl, bazıları neredeyse 1000 yıl öncesine uzanan husumetler" gibi laflar gevelerken Bosna'nın alev alev yandığını biliyoruz. 995 yıl öncesine uzanan sorunlara dair edilen lafların şu anla-ma geldiğini de biliyoruz: Balkan çukurunda hiçbir Batı müdahalesi hiçbir şey başaramaz.

Hillary belki de suçlu hissediyor

Sırpların Bosnalılara yönelik 1992'deki ilk katliamlardan ancak üç yıl sonra, Srebrenitsa'daki toplu katliamın ardından (durup seyrettiği Ruanda soykırımının da bir yıl sonrasında), ABD Başkanı tavır koyabildi. NATO bombaladı, Hoolbroke Kasım 1995'te Dayton'da parlak bir iş çıkardı ve silahlar sustu. Yani, Hillary 25 Mart 1996'da Bosna'nın kuzeybatısındaki Tuzla'ya vardığında savaş bitmişti. Ama Hillary o günleri, 'keskin nişancı ateşi altında Bosna'ya indiğini' söyleyerek yad etti. Onlar 'araçlara binmek için başlarını eğmiş koşarken' savaş falan yoktu. Hillary'nin anlattıkları çok şaşırtıcı: Acı içindeki Saraybosnalılar, bizzat kocasının cerahatlenmesini hızlandırdığı savaşta keskin nişancılardan kaçıyordu. İcat edilen tehlike, bu sözüm ona cesaret gösterisi, suçluluk duygusundan kaynaklanıyor olmasın sakın.

Fakat Clintonları psikanalizden geçirmeye niyetim yok. Bu iflah olmaz hırsı derinlemesine ele almak için yeterli yerim de yok. Nasıl olsa Hillary şimdi Tuzla konusunda 'yanlış konuştuğunu' söylüyor. Hikâye burada biter diyebilirsiniz. Fakat ben de bu noktada başka bir hikâyenin, hem de daha önemli bir hikâyenin başladığını söyleyeceğim.

Clinton, Bosnalı nişancılar hikâyesini, (başkan adaylığındaki rakibi) Obama'dan daha cesur olduğunu göstermek çabasıyla uydurdu; 'kırmızı telefonu'nun felaket tellalı zili çaldığında krize yanıt vermeye hazır sert, görmüş geçirmiş, muteber başkomutan olduğunu söylüyor yani. (Cumhuriyetçi aday) McCain'in de (Sünni) Kaide'yi (Şii) İran'a yerleştirip 'yanlış konuşması' da pazu göstermekten başka bir şey değildi: Obama'nın diyalog kurmaya çalışacağını söylediği molallara nasıl katı bir lider olduğunun sinyalini veriyordu aklı sıra.

Fakat ABD'nin ve gözünü ABD'ye çevirmiş bekleyenlerin ihtiyaç duyduğu şey, Beyaz Saray'dan gelen yeni kahramanca palavralar değil. Bundan yedi yıllık bir doz aldık. Tam tersine, ihtiyaç duyulan şey, otoriterliğin dirilmenin keyfini çıkardığı ve ABD'yle müttefiklerinin barışı, refahı, özgürlüğü,

eşitliği, güvenliği ve evet, demokrasiyi yaymak için birlikte çalışmak zorunda olduğu değişen bir dünyada biraz olsun yeni, yaratıcı düşünmek. ABD'nin kaba gücü işe yaramadı. Irak işgalini yüzümüze gözümüze bulaştırdık. Avrupa'nın yumuşak gücüyse yeterli değil.

Alman Marshall Fonu'ndan Stelzenmuller 'Transatlantik Gücün Başarısızlıkları' başlıklı makalesinde, '27 üyenin, 1.8 milyon askere sahip AB'nin İsviçre'nin dörtte biri büyüklüğündeki Kosova'yı huzura kavuşturamadığına' dikkat çekiyordu. Soğuk Savaş'ın transatlantik bağı ilelebet bitti. İttifak daha gevşek, daha pragmatik olacak. Fakat 'idealizmle realizmin doğru bileşimini' bulmak zorunda. Yoksa, tek boru hatlı Rusya ve Tibet'e eziyet eden tek partili Çin, ihraca hazır oldukları baskıcılıklarıyla başarı edecekler. Bu seçimdeki dış politika tartışması geri planda kalıyor. ABD'nin ulusal güvenlik stratejisinin kalbindeki 'Terörle Küresel Savaş' (TKS) hakkında bir şeyler duymak istiyorum. Bu süreç sonsuz bir savaşa gidiyor, zira 'terör' bir taktik ve taktikler teslim olmuyor. Vazgeçilmeli: Dışarıda bölücü, içeride kalleş bir politika bu. Kaide ancak TKS olmadan mağlup edilebilir.

Ahlaki otorite şart

NATO'nun Irak'taki yükün paylaşılması ve ABD askerlerinin çoğunun aşamalı olarak çekilmesi için neler yapabileceğine dair biraz olsun tartışma duymak istiyorum. Sınır ötesi meselelerde (terör, finans piyasalarının zayıflaması, küresel ısınma, İran, İsrail-Filistin, Afganistan, Pakistan ve Irak) üç şey olmazsa olmaz: Beyaz Saray'da yeni bir ahlaki otorite, orijinal stratejik düşünce kapasitesi ve sınırları aşan ağların insanlığa yeni ilişkiler getirdiğine dair 21. asra uygun bir idrak. Obama ırkla ilgili konuşmasında önemli şeyler söyledi. Gerçekle yüzleşti, büyük düşündü, yakınlaşmanın anahatlarını çizdi. Amerikalılara ve ABD dışındaki birçok insana farklı bir mantıktan söz etti. TKS, İran, Rusya, Çin ve İsrail-Filistin'e bu kapasitenin uygulandığını bir düşünün. Kulağınıza hoş gelmiyorsa, hayali keskin nişancılardan medet ummanız her daim mümkün. Roger Cohen / The New York Times / 27 Mart 2008 / Radikal 30 mart 2008

banner112
SIRADAKİ HABER

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176

banner190