İşte ORSAM'ın deniz haydutluğu raporu

ORSAM tarafından hazırlanan "Deniz Haydutluğu ile Mücadele ve Türkiye’nin Konumu" başılklı haberi "DenizHaber" okuyucularına sunuyoruz.

İşte ORSAM'ın deniz haydutluğu raporu

Deniz Haydutluğu ile Mücadele ve Türkiye’nin Konumu: Somali Örneği

Özet

Sık sık birbiriyle karıştırılan, korsanlık, deniz haydutluğu ve denizlerdeki diğer silahlı soygun eylemleri, yeni ortaya çıkmış kavramlar değildir. Deniz haydutluğu ve denizdeki silahlı soygunlar, deniz ticareti ulaşımını her zaman olumsuz etkilemiştir. Son yıllarda, Somali açıklarında cereyan etmekte olan olaylar, bunun son örneğini oluşturmaktadır. Somali’deki iç savaş ve karışıklık, etkin bir merkezi hükümetin kurulamaması, sahiller ve giderek açıklarında, özellikle ticaret gemilerine yönelik -riski az, getirisi çok- deniz haydutluğu eylemleri için uygun bir ortam yaratmaktadır. Deniz haydutluğu, uluslararası deniz hukukunda ve 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde uluslararası bir suç olarak tanımlanmış özel bir terimdir. Bu temel hukuki çerçeveye de uygun olarak, BM Güvenlik Konseyi; Somali Geçici Hükümeti ile işbirliği halinde olmak kaydıyla, BM üyesi devletlere, gerekli tüm önlemlerin alınabilmesi bakımından yetki vermiştir. Ancak bu alandaki uluslararası çabaların başarılı olabilmesi için, başta bölge ülkeleri olmak üzere, uluslararası toplumun yeteneklerini birleştirmesine ve işbirliğine ihtiyaç vardır. Bu arada, özel güvenlik güçlerinden yararlanılması dâhil, deniz ticareti sektörünün kendi içinde alması ve uygulaması gereken çeşitli yöntemler de geliştirilmektedir.

Askeri alanda icra edilecek harekât, sonuç olarak bir kolluk harekâtı niteliğini taşımaktadır. Bunun anlamı, güç kullanma yetkisinin, gereklilik ve orantılılık ilkeleri dâhilinde, kendini savunma ve görevi ifa kavramları ile sınırlı olmasıdır. Harekâtın temel amacı bir tehdidin etkisiz kılınması değil, belli bazı suçların önlenmesi, faillerinin yakalanması ve yargı önüne çıkarılmasının teminidir.

Son dönemde, TBMM, bu hususta Hükümet’e yetki vermiş bulunmaktadır. Bu karar, Türk Deniz Kuvvetlerinin bölgede görev yapması için gerekli stratejik ve askeri çerçeveyi tanımlamaktadır.

Deniz harekâtının, uluslararası hukuka, insan hakları hukukuna ve ilgili ülkeler hukukuna uygun olacak şekilde planlanması ve icrası gerekmektedir. Uygulamaya ilişkin sorunların değerlendirilmesinde, NATO tarafından icra edilmiş bulunan Allied Provider Harekâtı ile, AB deniz unsurlarınca icra edilmekte olan Atalanta Harekâtı, gerekli hususları kapsayan örnek olaylar olarak incelenebilir. Harekât disiplini, çatışma kuralları ve davranış kuralları ile sağlanacaktır.

Önemli bir sorun, bu gibi harekât sonucu yakalanacak zanlılara, suç eşyasına ve el konulan gemilere ve yüklerine yapılacak işlemin ne olması gerektiğine ilişkin -davranış kuralları- belirsizlikler ve uygulama güçlükleridir. Bu hususlarda, konuların -olabildiğince- özel anlaşmalarla düzenlenmesi gereği vardır. Uygulanacak hukuk, yargı yetkisinin hangi devlete/devletlere ait olacağı da diğer önemli sorunlar arasında sayılabilir.

Giriş

Deniz haydutluğu yeni bir olgu değildir. Buna karşılık, son dönemlerde özellikle Somali açıklarında, Aden Körfezi bölgesinde meydana gelen olaylardaki artışın basında ve kamuoyunda yarattığı ilgi, deniz yoluyla yapılmakta olan ticari taşımacılığa karşı oluşturduğu tehdit, bütün bunların uluslararası ekonomik ve mali ortama yaptığı olumsuz etkiler; bu arada, sahipleri Türk olan veya Türk bayrağı taşıyan bazı gemilerin de sözü geçen bölgedeki deniz haydutluğu eylemlerine hedef olması, bu konunun bütün boyutlarıyla ve daha yakından incelenmesini, değerlendirilmesini ve alınabilecek önlemlerin ortaya konabilmesini gerekli kılmaktadır.

Somalili deniz haydutlarının merkez üslerinin, Puntland’daki Eyl isimli sahil kasabası olduğu bilinmektedir.

Somalili ulusal güçlerin denizdeki haydutluk ve silahlı soygun eylemlerine karşı -güç kullanımı, suçların kovuşturulması vb.- gerekli önlemleri alması şimdilik mümkün görünmemektedir.

Deniz haydutluğu ile mücadelede önemli bir sorun, saldırıların resmi makamlara bildirilmemesinden kaynaklanmaktadır. Bildirimde bulunulmamasının başlıca nedenleri, sigorta maliyetlerinin artması, gecikmeler, soruşturmaların uzun sürmesi, limanda kalınan süre boyunca ödenmesi gereken ücretler vb. masraflardır.

Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün (IMO) verilerine göre, Kasım 2008 tarihi esas alındığında, 1984 yılından bu yana, örgüte Somali açıklarında meydana gelen 440 deniz haydutluğu ve silahlı soygun olayı bildirilmiştir. Sadece 2008 içinde, 120 saldırı olayı bildirilmiştir. 35’ten çok gemiye deniz haydutlarınca el konulmuş, 600’den fazla gemi adamı, fidye alınması maksadıyla kaçırılmıştır.

9 Ocak 2009 tarihi itibariyle, halen Somali açıklarında 15 geminin ve 290 mürettebatının deniz haydutlarınca tutulmakta olduğu bildirilmektedir.

Bütün bu nedenlerle, deniz haydutluğu ve denizdeki silahlı soygunlar, denizcilik sektörüne yılda ortalama 1-16 milyar dolar kadar ek mali külfet getirmektedir. Bu eylemler, gemi sahiplerini, yükün sahiplerini, gemiyi kiralayanları, taşıyıcıları, sigorta şirketlerini olumsuz etkilemektedir. Bu durum, bir yandan uluslararası deniz ticaretini, dolaylı olarak da uluslararası barış ve güvenliği olumsuz etkilemektedir. Uluslararası deniz ticareti sektörü, devletler arasındaki işbirliği ve dayanışma çabalarına ek ve bu çabaların tamamlayıcısı bir unsur olarak, kendi içinde de uygulanabilir tüm teknik ve hukuki önlemleri almaya çalışmaktadır.

Bu raporda biz, bir yandan olayın stratejik etki ve sonuçlarına değinecek, öte yandan da deniz haydutluğu olaylarının mevcut ve muhtemel etki ve sonuçlarını incelemeye, bu konuda alınabilecek önlemler ve uygulanabilecek yaptırımlara ilişkin mevcut siyasi, askeri ve hukuki boyutları ele almaya çalışacağız.

1. Deniz Haydutluğu:

Kavram “Korsan” ve “deniz haydudu” farklı kavramlardır. Korsanlık, 1856 tarihli Paris Konferansı Bildirisi ile yasaklanıncaya kadar, uluslararası silahlı çatışma hukukunda meşru olarak kabul edilmiştir. Bugün ancak tarihi açıdan anlam ve öneme sahip özel bir kavram ve uygulamadır:

Korsan gemisi, bir savaş durumunda, düşman ticaret gemilerine saldırmak, ele geçirmek ve yüklerine de el koymak üzere bağlı bulunduğu savaşan tarafça özel olarak yetkilendirilmiş bir ticaret gemisi idi. Bu kavramın, 1856 Paris Konferansı Bildirisi ve sonraki devrede artık uygulama alanı kalmamıştır. Günümüzde benzer eylemler deniz haydutluğu olarak nitelendirilmektedir ve uluslararası suç sayılmaktadır.

Deniz haydutluğu, denizde veya başka benzeri alanlarda söz konusu olabilen “silahlı soygun” eylemlerinden de ayrılmaktadır. Örneğin, son zamanlarda Avrupa’da, Tuna Nehrinde, Belgrad’ın yakınlarındaki Smederovo bölgesinde Sırp uyruklu olduğu belirtilen kişilerce gerçekleştirilmekte olduğu ifade edilen soygun eylemleri, teknik anlamdaki deniz haydutluğu kavramının dışında bulunmaktadır. Diğer başlıca soygun türleri, bir limanda demir atmış veya demirleme yerlerinde bulunmakta olan gemilere saldırılması; açık deniz veya karasularında bulunan gemilere yapılan saldırılar ve soygunlar; nihayet, sigortadan para alabilmek maksadıyla “hayalet gemi” yöntemiyle işlenen örgütlü suçlar olarak sayılabilir.

Deniz haydudu, kısaca, denizlerde faaliyet gösteren silahlı bir soyguncuyu ifade etmektedir. Deniz haydutları, gemi kaçırma yoluyla kişiselmaddi kazanç elde etmeye çalışmakta, dolaylı olarak da deniz ticaretini engellemektedirler. Temel amaç, ele geçirdikleri gemi, bu gemide bulunan değerli yük, mürettebat ve yolcular karşılığında fidye istemek ve elde etmektir.

2. Deniz Haydutluğu: Stratejik Önemi ve Etkileri

Deniz haydutluğu, “âdi”, yani, siyasi veya askeri sayılmayan uluslararası suçlardandır. Küresel yargı yetkisine konudur ve siyasi veya askeri suçlardan sayılmadığından, suçluların geri verilmesi bakımından hukuksal yönden bir sorun söz konusu olmamaktadır. Deniz haydutluğu, -deniz alanında işlenenler dâhil- bu yönüyle, genel olarak terör suçlarından ayrılır. Bununla beraber, terör örgütleri ile diğer suç örgütleri (uyuşturucu madde ve insan kaçakçılığı vb.) arasında çoğu zaman gözlemlenebilen, ortak maddi çıkarlara dayalı ilişki, işbirliği ve karşılıklı etkileşimin, deniz haydutluğu alanında da benzer etki ve sonuçlarının söz konusu olabilmesi, olanaksız değildir.12 Nitekim bu olgu, Somali açıklarında cereyan eden son olaylar bağlamında, bir kısım çevrelerce yeni bazı komplo teorilerinin merkezine yerleştirilmiş görünmektedir.

Bu bağlamda öne sürülen bir iddia, bölgeyi askeri bakımdan kontrol etmek, bu maksatla buralara askeri güç yerleştirmek isteyen Batılı devletlerin, maksada uygun tehdit ortamını ve müdahale gerekçesini oluşturmak üzere, deniz haydutluğunu desteklediklerini öne sürmektedir.

Kanaatimizce, Batılı devletlerce önceden planlanmış bir “komplo” yaklaşımından çok daha öncelikle, hükûmetlerinin desteğinde olmasa bile; Suudi Arabistan, Yemen, Pakistan ve diğer bazı ülkelerdeki aşırı akımlara mensup kişilerin oluşturduğu örgütlerin Batı’ya karşı terör yöntemleriyle yürüttükleri silahlı mücadelenin bu süreçteki olası yerinin dikkate alınması daha doğru olabilir. Nitekim basında, deniz haydutluğu suçunun sanıkları ile yerel ve merkezi güç odakları arasındaki yakın ilişki ve işbirliği, geniş bir şekilde işlenmektedir. En azından, Somali’nin -halen de sürmekte olan- iç savaş ve karışıklık durumunun bu genel çerçeveden soyutlanması mümkün görünmemektedir. Bu incelemeye konu olan deniz haydutluğu olayları daha çok Hint Okyanusu ve Aden Körfezi bölgelerinde, özellikle de Somali ve Yemen açıklarında meydana gelmektedir. Somali’de 1991’den bu yana etkin bir merkezi hükûmet bulunmaması; siyasi, askeri ve toplumsal kargaşa ortamının sürmekte olması; bu arada, ülke bütünlüğü açısından da olumsuz gelişmelerin meydana gelmesi; örneğin, bazı bölgelerin, “Galmuid Federe Devleti”, “Puntland Federe Devleti” gibi fiili oluşumlar olarak ortaya çıkması, deniz haydutluğu olgusunun siyasi, ekonomik ve toplumsal arka planını oluşturmaktadır. Öte yandan, Kızıldeniz çevresindeki ülkeler, bölgede giderek artan yabancı deniz güçlerinin Arap ulusal güvenliğine olası etkilerini görüşmek üzere, 20 Kasım 2008 tarihinde, Mısır ve Yemen’in ev sahipliğinde, Kahire’de toplanmışlardır.

Konferansa, Suudi Arabistan, Sudan, Ürdün, Somali, Eritre ve Cibuti katılmıştır.15 Yayımlanan ortak bildiride, katılımcılar, ABD’nin desteklediği bir merkezi hükûmetin İslamcıların önderliğindeki ayaklanmaya karşı mücadele vermekte olduğu Somali’deki siyasi karışıklığı kınamışlardır. Katılımcı ülkelere göre, Somali çevresinde yaygınlaşan deniz haydutluğu, Somali’deki giderek kötüleşen siyasi, güvenlik ve insani koşulların sonuçlarından biridir. Katılımcılar, bölgedeki Arap ülkelerini deniz haydutluğuna karşı ortak harekât düzenlemeye, Yemen’de, deniz haydutluğunu izlemek üzere bir merkez kurmaya çağırmakta, bölgedeki devletlerin ulusal egemenliklerine saygı kavramına vurgu yapmaktadırlar.16 Bölge devletlerinin artan yabancı donanmalardan duydukları endişenin kaynağında, Kızıl Deniz’in giderek uluslararasılaştırılması algılaması yatmaktadır.

Mısırlı emekli Tuğgeneral Gamal Mazloum’a göre, deniz haydutluğu olgusu, dış unsurlarca, ABD ve İsrail’in çıkarlarına uygun olarak Kızıldeniz bölgesinin uluslararasılaştırılması için kullanılabilecek bir unsurdur. İlk defa 1980’lerde İsrail bu bölgede bir deniz gücü oluşturulmasını önermiş, ancak teklif hemen reddedilmiş ve bir daha tartışılmamıştır. Aymen Abdelaziz Salaama’ya göre de, Mısır, Suudi Arabistan, Yemen ve Somali, 1973 Arap-İsrail savaşı sırasında Afrika Boynuzu ve Arap Yarımadası arasındaki Mandeb Boğazı’nı kapatmak üzere güç birliği yapmış ve başarılı olmuşlardır.

Kızıldeniz’de seyri engellememişler, sadece İsrail gemilerini engellemişlerdir. Bu devletler, Somalili deniz haydutlarına karşı da işbirliği yapmalıdırlar.Dikkat çekici bir başka yaklaşıma göre ise, Aralık 2004 ayında yaşanan Asya tsunamisinin sonrasındaki devrede açığa çıkmaya başlayan bir kısım haksız uygulamalar nedense basının pek ilgisini çekmemiştir. Somali açıklarındaki deniz yatağına bırakılmış tonlarca radyoaktif artık ve zehirli kimyasal madde, dev dalgaların etkisiyle yüzeye çıkmış, bir şekilde bunlarla temas eden onbinlerce Somalili hastalanmıştır. Bu konuda yapılan başvuru üzerine Birleşmiş Milletler’ce (BM) soruşturma açılmıştır. 300 kadar insanın bu zehirli kimyasal maddeler nedeniyle öldüğü sanılmaktadır. 1990’lı yıllarda, başta İsviçre’nin Achair Partners ve İtalya’nın Progresso firmaları olmak üzere, Somalili bazı siyasetçiler ve milis liderleriyle bu konuda imzalanan mutabakatlara dayalı olarak, sahil, zehirli maddeler için bir boşaltma alanı olarak kullanılmıştır.18 Bir yandan bu uygulama yaygınlaşırken, diğer yandan ülke giderek iç savaşa yönelmiştir. Tsunami ile ortaya çıkan bulgulara rağmen, sözü edilen soruşturmaya son verilmiş, tazminat ödenmemiş, bölge temizlenmemiştir. Keza, 2006 yılında Somalili balıkçılar, yabancı balıkçı filolarının Somali’nin balık kaynaklarını yağmaladıkları iddiasıyla BM’ye şikâyette bulunmuşlardır. Üstelik bu yabancı filolar, sık sık Somalili milisleri, yerel balıkçıları sindirmek ve aşağılamak üzere kullanmışlardır. Tekrarlanan başvurulara rağmen, BM harekete geçmemiştir. Sonuçta, suları zehirlenen, canlı hayvan kaynakları tehdit edilen kızgın Somalililer, soruna kendi yöntemleriyle el koymuşlardır. Balıkçılar silahlanmış, gayrıresmi muhafızlar gibi hareket etmeye başlamışlardır. 2005 yılı sonlarına doğru, yük gemilerine, lüks yatlara ve tuna avcılığına mahsus teknelere el koymaya başlamışlardır. Bu gemiler, fidye alınmak suretiyle serbest bırakılmıştır. Somalili bir deniz haydudu lideri olan Ali Jama’ya göre, eylemleri, zehirli atıkların önlenmesi maksadıyla başlamıştır.

Örneğin Ukrayna gemisinin iadesi için istedikleri fidyenin, bu çöplüğü temizlemekte kullanılacağını belirtmiştir. İnandırıcılığı fazla olmasa da, başlangıçtaki niyet ne olursa olsun, zaman içinde sözü edilen deniz haydutluğunun doğası değişmiştir. Somali Hükûmeti’nin bazı mensuplarının da dâhil olmasıyla, konu artık kendi yaşam biçimlerini desteklemeye yönelik,milyonlarca dolarlık bir endüstriye dönüşmüş durumdadır. Buna paralel olarak, Hindistan ve ABD savaş gemilerinin yük ve balıkçı gemilerine fazlaca yaklaşan hemen her Somalili balıkçı teknesine ateş açması, Somali’nin sahil sularını adeta “serbest ateş alanı” haline dönüştürmüş bulunmaktadır. Bir yandan AB eliyle yürütülen Atalanta Harekâtı, diğer yandan Avrupa, ABD ve Asya’dan gelen gemilerin bölgeye tehlikeli atıkları dökmeye ve balık kaynaklarını yağmaya devam etmeleri, çelişkili bir durum yaratmaktadır.

Somali’deki durum, Afrika’nın genel olarak Batı’ya ve ABD’ye bakışına da ışık tutmaktadır. Deniz haydutluğuna da elverişli ortamı sağlayan anarşi, 1991 yılında Somali Hükûmeti’nin çökmesi ile başlamış, 1992’deki ABD’nin başarısız insani müdahalesi ile derinleşmiş görünmektedir.

BM rakamlarına göre, müdahale için harcanan iki milyar doların yüzde 90 kadarı askeri faaliyete harcanmıştır. ABD’nin Afrika Komutanlığı, kıtada ev sahipliği yapmak isteyen ülke olmaması nedeniyle, karargâhını Almanya’da kurmak durumunda kalmıştır. Somalililerin deniz korsanlığının kaynağında, bu ulusun çöken hükûmetinin, balıkçıların haklarını koruyamaması yatmaktadır. Somali sularının tuna balığı açısından zengin olması nedeniyle, 1990’lı yıllarda yabancı gemiler haksız bir şekilde bölgeye gelmiş, bu olgu, Somalili balıkçıların silahlanmasına ve başlarının çaresine bakmasına neden olmuştur.

3. Deniz Haydutluğu:

Ortam Her şeyden önce, günümüzde uluslararası ticaretin yüzde 80’den fazlası, deniz ulaşımı yoluyla yapılmaktadır. Bu süreçte, 46.000 kadar büyük gemi ve 4000 kadar önemli liman kullanılmakta, dünya denizlerinde yaklaşık 12-15 milyon taşımalık (konteynır) taşınmaktadır. Artan deniz ticareti, bu bağlamda, Malaka Boğazı, Bab el-Mandap Boğazı, Hürmüz Boğazı, Süveyş Kanalı ve Panama Kanalı gibi çok kullanılan, sıkışık-dar boğazlardan geçiş sırasında seyir güvenliği için hızın düşürülmesi; buralardan geçmekte olan gemileri, muhtemel saldırılara karşı hassas bir konuma koymaktadır. Ekonomik ve mali krizler sonucu işsizliğin artması; kıyı ve liman güvenliği bakımından kıyı ülkelerinin yetersizliği; bölgesel boyuttaki, siyasi istikrarsızlık, rüşvet ve yolsuzluk ortamı; uluslararası ve diğer terör örgütlerinin bu olguyu da amaçları doğrultusunda kullanma eğilimi, deniz haydutluğuna ve silahlı soygun eylemlerine zemin hazırlayan diğer önemli nedenler olarak sayılabilir.21 Başta Güneydoğu Asya-Endonezya takımadaları olmak üzere; Somali açıkları, Nijerya, Aden Körfezi – Kızıldeniz, Tanzanya, Peru, Bengaldeş, Malezya, Güney Çin Denizi; deniz haydutluğu ve silahlı soygunlar açısından en hassas bölgeler arasındadır.

“Düşük risk ve yüksek kazanç” unsurları söz konusu olmaya devam ettiği sürece, deniz haydutluğu gibi yasadışı eylemlerin artarak sürmemesi için bir neden olmayacağı söylenebilir. Deniz haydutlarının korkusuzca davranabilmelerinin bir nedeni de, yakalansalar bile, uygulamada yargılanmalarının fiilen mümkün olmayacağını düşünmeleridir. Hukukçular, deniz haydudu taşıdığı sanılan bir gemiye ateş açılıp
açılamayacağı; ticari bir gemide görevli özel güvenlik mensupları ile deniz haydutları arasında çıkabilecek silahlı bir çatışma sırasında ölebilecek kişilerden kimin sorumlu olacağı; hangi ülkenin yargı yetkisinin esas alınması gerektiği vb. pek çok soruya cevap aramak ve bulmak zorunluluğunda görünmektedirler.

Özellikle, diğer hangi gemilerin, ne zaman ve nasıl müdahale edebileceği, yakalanan zanlılar hakkında ne işlem yapılacağı konularında ilgili taraflar arasında olabilecek uygulama ve yorum farklılıkları güçlükler yaratabilir. Şu halde, deniz haydutluğu ile mücadelede, güverteye çıkma, arama ve zabıt, zanlıları yakalama ve tutuklama vb. konularda, uluslararası hukuk, ulusal hukuk düzenleri ve uygulama güçlükleri bakımından söz konusu olabilecek sorunların incelenmesinde yarar vardır.

4. Uluslararası Hukuk

Bir kısım görüşe göre, uluslararası ve ulusal hukuk kuralları, deniz kuvvetlerinin deniz haydutluğuna ve silahlı soygunlara karşı hareket seçeneklerini oldukça sınırlamaktadır. Bizim de katıldığımız
diğer görüşe göre ise, hukuki çerçeve yeteri kadar açık ve yeterlidir. Deniz haydutluğu kavramının açık denizlerle sınırlı bir anlam taşıması, bir devletin karasularındaki benzeri eylemlerin meşru sayılabileceği anlamına gelemeyeceği gibi, kıyı Devletinin tek başına yahut diğer devletlerle birlikte kendi karasularında bu konuda gereken önlemleri almasına ve uygulamasına da mani teşkil etmemektedir.Sorunlar -terörle mücadeleye ilişkin güvenlik ve hukuk sorunları gibi- çoğu zaman kural yokluğundan veya belirsizliğinden çok, yetenek veya siyasi irade yokluğundan kaynaklanmaktadır.
Bunda, bir kısım bölge devletlerinin ilgili uluslararası hukuk kapsamındaki yetkileri konusundaki bilgi eksikliğinin de bir dereceye kadar etkisinin olduğu söylenebilir. Devletler bu konuda açık tavır almalı ve tavırlarını, yetenekleriyle orantılı olacak şekilde, somut önlemlerle, eylemlerle ve işlemlerle desteklemelidirler.

4.1. Açık Denizlerdeki Ticaret Gemilerinin Hukuki Statüsü

Açık denizlerdeki ticaret gemilerinin hukuki statüsünün belirlenmesinde temel ilke, “bayrak kanunu”dur. Buna göre, bir ticaret gemisi hangi devlette kayıtlı ise, hangi devletin bayrağını taşıyorsa, o devletin uyruğunda sayılır ve o devletin kanunlarına, idare, kolluk ve yargı yetkisine tabi olur. Dolayısıyla, örneğin bir geminin sahibinin Türk olması başka; geminin kendisinin başka bir devlette, örneğin Malta’da kayıtlı olması ve Malta bayrağını taşıması, dolayısıyla Malta uyrukluğunda bulunması başkadır. Böyle bir gemi Türk gemisi değil, Malta gemisi sayılır. Malta’nın kanunlarına, idare, kolluk ve yargı yetkisine tabi olur. Açık denizlerde bulunmakta iken bu gibi, başka bir ülkenin bayrağını taşıyan gemiler üzerinde üçüncü taraf devletlerin ancak sınırlı ve istisnai bazı yetkileri söz konusu olabilir: Deniz haydutluğu, uyuşturucu madde kaçakçılığı, köle ticareti, açık denizlerden izinsiz yayın yapmak, bayraksız olmak, terörizm gibi.

4.2. Deniz Haydutluğu

10 Aralık 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi, deniz haydutluğu konusundaki en güncel düzenlemeyi içermektedir. Deniz haydutluğu kavramı, 101. madde hükmünde tanımlanmıştır. Buna göre, aşağıda sayılan fiillerden herhangi biri deniz haydutluğunu teşkil eder:

• Bir özel geminin veya bir özel uçağın mürettebatı veya yolcuları tarafından:

• Açık denizde, bir gemiye veya uçağa veya bunlardaki kişi veya mallara karşı;

• Hiçbir devletin yetkisine tabi olmayan bir yerde, bir gemiye veya uçağa, kişilere veya mallara karşı,

• Kişisel amaçlarla işlenen her türlü yasa dışı şiddet veya alıkoyma veya yağma fiili;

• Gemiye veya uçağa deniz haydudu gemi veya uçak niteliğini veren olaylara ait bilgisi olmak kaydıyla bir geminin veya bir uçağın kullanılmasına isteyerek katılma fiili;

• Belirtilen fiillerin işlenmesini teşvik eden veya bunları kolaylaştırmak üzere işlenen her fiil.

Bu Sözleşme’nin 100. maddesi, “Deniz haydutluğunun önlenmesi konusunda işbirliğinde bulunma yükümlülüğü” başlığını taşımaktadır.

Buna göre, “Bütün devletler, açık denizde veya hiçbir devletin yetkisine tabi bulunmayan diğer herhangi bir yerde deniz haydutluğunu cezalandırmak üzere mümkün olan en büyük ölçüde işbirliğinde bulunacaklardır.”

103. madde hükmünde, deniz haydudu bir gemi veya bir uçak şu şekilde tanımlanmaktadır:

“Fiilen kontrolü altında bulundukları kimseler tarafından deniz haydutluğu fiillerinden birini işlemeye tahsis edilmiş gemiler veya uçaklar, deniz haydudu gemi veya uçak sayılırlar.

Bu gibi fiilleri işlemeye hizmet etmiş gemiler veya uçaklar da bu fiilleri işlemekle suçlu kişilerin kontrolü altında kaldıkları sürece deniz haydudu gemi veya uçak sayılırlar.”

105. madde hükmü, deniz haydudu bir gemiye veya uçağa el konulmasına ilişkin esas ve usulleri düzenlemektedir: “Her devlet açık denizde veya hiçbir devletin yetkisine tabi olmayan herhangi bir yerde, deniz haydudu bir gemiyi veya uçağı yahut deniz haydutluğu fiilleri sonucunda ele geçirilmiş olan ve deniz haydutlarının elinde bulunan bir gemiye el koyabilir ve bu gemide ve uçakta bulunan kişileri yakalayabilir ve mallara el koyabilir. El koyan devletin mahkemeleri, verilecek cezalar ile iyi niyet sahibi üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak şartıyla gemi, uçak veya mallara ilişkin tedbirler konusunda
karar verebilir. Ancak, açık denizlerde seyir serbestîsi önemli bir kuraldır ve belirtilen müdahale ve el koyma yetkilerinin keyfi olarak kullanılmaması gerekir. Aksi halde, haksız bir eylem ile bir ticaret gemisine el koyan devlet, neden olabileceği hasar ve zarardan dolayı sorumlu tutulabilir. Nitekim 106. madde hükmüne göre, “Deniz haydudu olduğundan şüphe edilen bir gemi veya uçağa, yeter sebep olmadan el konulduğu taktirde, el koyan devlet, geminin veya uçağın tabiiyetinde bulunduğu devlete karşı, el koymadan doğan her türlü zarar ve kayıp için sorumlu olacaktır.”

Deniz haydutluğu nedeniyle el koymayı gerçekleştirmeye yetkili gemi ve uçaklar, 107. madde hükmünde açıklanmaktadır: “Deniz haydutluğu sebebiyle el koyma, ancak savaş gemileri veya askeri uçaklar veya açık dış işaretlerle bir kamu hizmetine tahsis edilmiş oldukları ve bu konuda yetkili kılındıkları belli olan diğer gemi veya uçaklar tarafından yapılabilir.”

110. madde hükmüne göre, müdahalenin bir andlaşma ile tanınan yetkilerden kaynaklanması durumu dışında, açık denizde tam dokunulmazlıklardan yararlananlar haricindeki bir yabancı gemiyle karşılaşan bir savaş gemisi; geminin deniz haydutluğu yaptığı; köle ticaretine karıştığı; savaş gemisinin bayrağını taşıdığı devletin yargılama yetkisine sahip olduğu bir durumda, geminin izinsiz yayına hizmet ettiği;
tabiiyetsiz olduğu; veya yabancı bir bayrak çekmiş olmasına veya bayrağını göstermekten kaçınmasına rağmen, geminin gerçekte savaş gemisiyle aynı tabiiyette olduğu yönünde ciddi nedenler varsa, bu gemiyi durdurup denetleme hakkına sahiptir. Bu durumlarda, savaş gemisi, geminin bayrağını çekmeye yetki veren belgelerinin doğruluğunu inceleyebilir. Bu amaçla şüpheli gemiye bir subayın kumandasında bir araç gönderebilir. Belgelerin incelenmesi sonucunda şüpheler devam ederse, gemide mümkün olan nezaketle daha etraflı incelemeye geçilebilir.

Şüpheler gerçekleşmezse, durdurulan geminin şüpheleri haklı gösterecek hiç bir eylem yapmamış olması kaydıyla, maruz kaldığı her türlü zarar ve kayıp tazmin edilecektir.

DEVAMI------------->>>>

RAPORUN TAMAMINI PDF FORMATINDA OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ (Adobe Acrobat reader gerekir)


Bu raporun yayınlanmasındaki katkılarından ötürü Kamu Araştırmaları Vakfı’na (KAV) teşekkür ederiz.
© 2009
Bu raporun içeriğinin telif hakları ORSAM'a ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak makul alıntılar ve yararlanma dışında, hiçbir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, yeniden yayımlanamaz. Bu raporda yer alan değerlendirmeler yazarına aittir; ORSAM’ın kurumsal görüşünü yansıtmamaktadır.

ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) 1 Kasım 2008’de çalışmalarına başlamıştır. Ortadoğu ve Avrasya özelindeki çalışmalara yoğunlaşan ORSAM, Türkmeneli İşbirliği ve Kültür Vakfı tarafından desteklenmektedir.

ORSAM’ın Ortadoğu ve Avrasya Dünyasına Bakışı

Ortadoğu’nun ve Avrasya’nın iç içe geçmiş birçok sorunu barındırdığı bir gerçektir. Ancak, ne Ortadoğu ne Avrasya ne de halkları, olumsuzluklarla özdeşleştirilmiş bir imaja mahkum edilmemelidir. Ortadoğu ve Avrasya ülkeleri, halklarından aldıkları güçle ve iç dinamiklerini seferber ederek barışçıl bir kalkınma seferberliği başlatacak potansiyele sahiptir. Bölge halklarının bir arada yaşama iradesine, devletlerin egemenlik haklarına, bireylerin temel hak ve hürriyetlerine saygı, gerek ülkeler arasında gerek ulusal ölçekte kalıcı barışın ve huzurun temin edilmesinin ön şartıdır. Sözkonusu çerçevede, Türkiye, yakın çevresinde bölgesel istikrar ve refahın kök salması için yapıcı katkılarını
sürdürmelidir.

Bir Düşünce Kuruluşu Olarak ORSAM’ın Çalışmaları

ORSAM, Ortadoğu ve Avrasya algılamasına uygun olarak, uluslararası politika konularının daha sağlıklı kavranması ve uygun pozisyonların alınabilmesi amacıyla, kamuoyunu ve karar alma mekanizmalarına aydınlatıcı bilgiler sunar. Farklı hareket seçenekleri içeren fikirler üretir. Etkin çözüm önerileri oluşturabilmek için farklı disiplinlerden gelen, alanında yetkin araştırmacıların ve entelektüellerin nitelikli çalışmalarını teşvik eder. ORSAM, bölgesel gelişmeleri ve trendleri titizlikle irdeleyerek ilgililere ulaştırabilen güçlü bir yayın altyapısıyla Ortadoğu ve Avrasya literatürünün
gelişimini desteklemektedir. Bölge ülkelerinden devlet adamlarının, bürokratların, akademisyenlerin, stratejistlerin, gazetecilerin, işadamlarının ve STK temsilcilerinin Türkiye’de konuk edilmesini kolaylaştırarak, bilgi ve düşüncelerin gerek Türkiye gerek dünya kamuoyuyla paylaşılmasını sağlamaktadır. www.orsam.org.tr

KAMU ARAŞTIRMALARI VAKFI

Merkezi Ankara’da olan Kamu Araştırmaları Vakfı (KAV) 1 Aralık 1995 tarihinde kurulmuş ve faaliyetlerine başlamıştır. Vakıf, ülke genelinde karşılaşılan sosyal ve politik sorunlar, kültürel farklılıklar sonucu ortaya çıkan sorunlar ile turizm ve çevre konularında araştırma geliştirme faaliyetlerinde bulunup kamuoyunun bilinç düzeyini yükseltmeyi ve bu alanlara bağlı kamu politikaları çözümlerini geliştirmeyi, toplumu, kamuoyunu ve ilgili kamu otoritelerini var olan problemler ve olası çözümleri hakkında bilgilendirmeyi amaçlamaktadır. KAV, kapsamlı kamu politikaları sorunları hakkında eğitim seminerleri ile ülke çapında konferanslar ve sağlık, turizm, çevre, bilim, politika ve kırsal kalkınma alanlarındaki uzmanları bir araya getiren tartışma toplantıları düzenlenmektedir. Ayrıca halk sağlığı merkezleri, e-sağlık, insan hakları ve AB genişleme süreci gibi gündemde olan konularda, genç aydınlar ve alanında uzman kişilerden oluşan proje ekipleri oluşturulmaktadır.

KAV bünyesinde; Siyaset ve Sosyal Bilimler Çalışma Grubu, Kamu Yönetimi ve Yerel Yönetimler Çalışma Grubu, Bilişim Teknolojileri Çalışma Grubu, Ekonomi Ve İstihdam Çalışma Grubu, Doğa ve Çevre Koruma Çalışma Grubu, Eğitim Çalışma Grubu, Sağlık Çalışma Grubu, Jeopolitik ve Stratejik Araştırmalar Çalışma Grupları bulunmakta ve faaliyetlerine devam etmektedirler.

Belediyeler, il özel idareleri, valilikler ve yerel yönetim personellerine yönelik olarak Yönetici Vizyon Eğitimleri verilmektedir ve bugüne kadar 50’e yakın vizyon eğitimi gerçekleştirmiştir. Ayrıca, çeşitli kamu kurumları ve sivil toplum örgütleri ile birlikte araştırma, sempozyum, kongre, ortak proje ve yayın faaliyetleri yürütülmektedir. Bunların yanı sıra, üniversite öğrencilerine yönelik burs, lisans ve lisansüstü düzeyinde danışmanlık, kitap ve araştırma konularında yönlendirme çalışmaları yürütülmektedir.

 www.kav.org.tr

YORUM EKLE
banner112
SIRADAKİ HABER

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176