İstanbul Haliç’siz, Haliç tersanesiz olamaz

Haliç Tersaneleri’nin kentsel hafızadaki yeri, sadece geçmişle sınırlı değil, yeni kuşaklara da bellek oluşturacak denli sürekli ve güçlü.

banner217

İstanbul Haliç’siz, Haliç tersanesiz olamaz

Haliç Tersaneleri’nin kentsel hafızadaki yeri, sadece geçmişle sınırlı değil, yeni kuşaklara da bellek oluşturacak denli sürekli ve güçlü.

01 Aralık 2013 Pazar 21:30
2675 Okunma
İstanbul Haliç’siz, Haliç tersanesiz olamaz

İstanbul Haliç’siz, Haliç tersanesiz olamaz!

Haliç Tersaneleri’nin kentsel hafızadaki yeri, sadece geçmişle sınırlı değil, yeni kuşaklara da bellek oluşturacak denli sürekli ve güçlü.

Tersane, Haliç’in iki kıyısında bugüne dek gerçekleştirilen dönüşüm çalışmalarından da tabula rasa girişimlerinden de kendini korumuş tek “bakir” alan. Şimdi bu bakir alan; tarihi, arkeolojik, endüstriyel, kültürel ve mimari miras olan Tersane-i Amire, Haliç Port ihalesiyle yok edilmek isteniyor.

İstanbul’u, dünyadaki diğer kıyı kentlerinden ayıran en önemli şey, içinden geçen deniz ve ona açılan körfezin etrafında kentleşmesidir. İstanbul’da her şeyin başlangıcı, bu körfezde, Haliç’te yaşanmıştır. Haliç, kent belleğinin tutunduğu yerdir. Yüzyıllar boyunca bu coğrafyada yerleşen uygarlıklar, Haliç’in doğal yapısının gücünden yararlanmıştır. Haliç, eşsiz bir korunaklı liman, güvenliği yüksek stratejik bir konum, gemiler için derinliği yeterli ve durgun bir su, Boğaz’a, Marmara Denizi’ne ve Akdeniz’e açılabilmek demektir. Bu nedenle Haliç en eski dönemlerden beri gemi üretiminin ve ticaret limanının konumlandığı bir deniz üssü olarak işlevlendirilmiş, kültürel yapısında ve kent imajında bu özellikler vurgulanmıştır.

Su kıyısındaki yerleşimlerin dünyanın her yerinde ve her zamanda farklı bir niteliği olmuştur. Su kültürünün, suyla gelen yeniliklerin, su ulaşımı, taşımacılığı ve diğer olanakların, kentlere ve insanlara katkısı yadsınamaz. İşlevleri gereği deniz yoluna hizmet eden ve suyun olanaklarına gerek duyan tersaneler ise, su kaynakları kenarlarına kurulmuşlardır.

1453 yılında İstanbul’un fethi sonrasında Fatih Sultan Mehmed tarafından bir kaç tersane gözü ile temeli atılan Tersane-i Âmire ya da Haliç - İstanbul Tersaneleri, Haliç’in kuzey kıyısında Atatürk Köprüsü’nden Hasköy’e kadar uzanan 2 km’lik kıyı şeridinde ve toplam 51 hektarlık alanda konumlanmaktadır. Tersane kurulurken seçilecek bölgenin sakin, geniş ve derin bir su alanına sahip olması, ayrıca iyi bir sığınak olanağı sağlaması aranmıştır. Haliç’te konumlanan Tersane, kentin denizcilik karakterine ait köklü tarihin merkezidir.

Tersane gemi yapım, bakım ve onarım işleriyle gemiciliğe ait gereçlerin yapıldığı tesise verilen isimdir. Tersane kelimesi arapça “dârü’s-sınâ’a” ya da “dâr-sınâ’a”dan gelmektedir. Tersanenin ilk harfi olan “t” nin Türklerden daha önce 12. ve 13. yüzyıllarda İspanya, Fransa ve İtalya gibi birçok ülke tarafından kullanıldığını yazılmaktadır. Buna göre adı geçen ülkelerden alınan “tersaná” kelimesine -hane (ev) eklenerek, sondaki -a harfi -e’ye dönüştürülmüş ve tersahane (tersane) olmuştur (Köksal, 1996). 18. yüzyıl ve sonrasında inşa edilen okul ve hastane yapılarıyla Tersane bünyesinde, bahriye askerlerinin eğitim ve sağlık ihtiyaçlarıyla da ilgilenilmiştir.

Ancak tersanenin görevleri sadece bunlar değildi; şehir içinde ve kıyısında yapılan inşaatlara yardımcı olmanın yanı sıra; cami, külliye gibi büyük programlı yapılara malzeme iletimi ve taşıma işinde, kale çizimi gibi teknik konularda, kazıklı temel, batardo, köprü ve duba yapımında da önemli bir rol üstlenmekteydi. Örneğin Süleymaniye Külliyesi gibi komplekslerin yapımı sırasında uzak ülkelerden veya kent içinde malzeme iletimi konusunda tersanenin olanaklarından faydalanılmıştır. Ya da kenti saran kolera hastalığı için ilk etüv aletleri tersanede üretilmiştir. 18. yüzyılda tersanede Osmanlı teknik elemanları dışında, levanten ve yabancı mimar-mühendisler de yer almaktaydı.

Bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi’nin temelini oluşturan Mühendishane-i Bahri Hümayun burada kurulmuş, bu teori-pratiğe bağlı ilişki günümüze kadar devam etmiştir. Alan, yüzyıllar süren ardarda yapımlar sonucunda, güncel üretim tesislerini içeren teknolojik altyapının yanı sıra, Bizans ve Osmanlı klasik dönemlerinden kalan tarihsel belge niteliğindeki çok önemli kalıntıları da içermektedir. Akdeniz’deki deniz savaşları, deniz ticareti, deniz yoluyla ulaşım, savaş tekniklerinin değişimi ve en son olarak buharın kullanılmaya başlaması; gemi yapım yerlerinin amaca uygun olarak sürekli yenilenmesi ve değiştirilmesine neden olmuştur. Sözkonusu gelişim, tarihsel süreç içinde doğrudan tersane ve tersane mimarisine yansımıştır.

Değişen gemicilik teknolojisine paralel olarak gelişen tersanede; 16. yüzyılın başında İtalya’ya yazdıkları mektuplarda bu gelişimi detaylarıyla anlatan Pera’lı Venedikliler’den öğrenildiğine göre, 1513-1514 kışında tersane bölgesinde ilk dört tersane gözü bitirilmiştir. 1514 Haziranında 50 tane, temmuz ayında 100 tane, 1522’de 114 tane tersane gözü tamamlanmış olup, yüzyıl sonuna doğru tersane gözleri bütün kıyıyı kaplamıştır (Köksal, 1996). 16. ve 17. yüzyıllarda gemi yapımı “göz” denilen üstü örtülü gemi inşa tezgâhlarında gerçekleştirilirken, 1796-99, 1821-25 ve 1857-70 arasında inşa edilen 3 kuru havuz inşa edilmiş, 18-19. yüzyılda taşkızaklar kullanılmaya başlanmış, 19. yüzyıl sonrasında da imalathane, fabrika ve sanayi yapıları inşa edilmiştir. Böylece tersane, 16. yüzyılda kıyıyı kaplayan gözlerden oluşmaktayken, donanmanın ihtiyaçları ve teknolojik ilerlemeler doğrultusunda, kuruhavuzların yapımı ile Galata’ya, 19. yüzyıl başlarında da Aynalıkavak Sarayı alanındaki binaların yıkılmasıyla ortaya çıkan yere inşa edilen fabrika-sanayi yapılarıyla Hasköy’e kadar genişlemiştir (ayrıntı için bkz. Köksal, 1996). İlk buharlı gemi, buharın kullanılmaya başlanmasıyla buharlı fabrikalar, Osmanlı Devleti’nin ilk denizaltısı burada inşa edilmiştir.

Tarihsel ve teknolojik önemi bu denli kökü olan bir alanın neden korunması gerektiğini bu kez kent, güncel üretim ve potansiyelini tartışmaya açarak pekiştirelim. Haliç’in korunması kentin korunmasıdır Halen yerinde işler vaziyette duran veya izleri okunabilen gemi üretim tesisleri Osmanlı teknoloji ve gemicilik tarihinin kayda değer tanıklarıdır. Tarihsel önemi yanında bugüne kadar kendisini yenileyerek gelebilmesi, ileri teknoloji gerektiren konularda dünyadaki gelişmelere ayak uydurabilmesi, tersaneye süreklilik taşıyan bir endüstri mirası özelliği kazandırmaktadır.

Örneğin Haliç Tersaneleri, başta Venedik Tersanesi olmak üzere, Avrupa ülkelerinde tersaneler ile gemicilik teknolojisi, bilgi birikimi konusunda çok sıkı bağlar kurmuş, know-how yani bilgi akışı sürekli güncel kalmıştır. Bu bağlamda tersaneler gemicilik tarihi ve teknolojik gelişimin en önemli belgesi olmanın yanı sıra, gemi inşa ve bakımı konusunda da teknik bilgilerin biriktiği ve güncellendiği, hat analizine bağlı gemi üretiminin yapıldığı çok önemli bir kaynaktır.

Tersanede bir geminin tüm parçaları tasarlanmakta, çizilmekte, üretilmekte ve birleştirilebilmektedir. Örneğin, alan, gemi yapımı için kullanılan ilk tersane gözlerinden başlayarak, kuruhavuzlar ve taşkızaklar gibi halen işlevini başarıyla sürdüren gemi inşa alanları, atölyeleri ve fabrikaları ile gemicilik teknolojisini özgün yerinde tanıtma olanağı sunmaktadır. Venedik Tersanesi dışında -ki o da işlevini yitirmiştir- dünyanın hiçbir yerinde Osmanlı gibi büyük bir imparatorluğun başta denizcilik olmak üzere teknoloji tarihinin neredeyse 6 asırlık bir bölümünü çalışır biçimde yerinde izleme ve tanıma olanağı yoktur. Bunun yanı sıra, Tersaneler kendi gelişimleri ile eş zamanda hem konumlandıkları semtin gelişimine katkıda ve etkide bulunmuşlar, hem de yeni yapılanmalara neden olmuşlardır. Kasımpaşa’dan Hasköy’e kadar uzanan alanın yerleşim ve mimari tarihi tersanelerden bağımsız düşünülemez.

Diğer yandan Haliç Tersaneleri Türkiye’nin gemi sanayisi için çok önemli bir ekonomik kaynaktır. Bugün bir kitle ulaşım aracı olan şehir hatları vapurlarının bakım-onarım ve imalatının gerçekleştirildiği en ekonomik tek kuruluş Haliç Tersaneleri’dir. Kentte ulaşım biçimi olarak kullanım oranı sadece %3’ü bulan deniz ulaşımını arttırmanın ve yetkinleştirmenin yolu tersanenin kullanılmasından geçmektedir. Haliç Tersaneleri’nin kentsel hafızadaki yeri, sadece geçmiş ile sınırlı değil, yeni kuşaklara da bellek oluşturacak denli sürekli ve güçlüdür.

Tersane, Haliç’in iki kıyısında bugüne dek gerçekleştirilen dönüşüm çalışmalarından da, tabula rasa girişimlerinden de kendini korumuş tek “bakir” alandır. Bu alanda, denizlerin kirlenmesine neden olan gemi söküm işleri ya da alanı yükleyecek büyük tonajlı gemiler üretilmemektedir. Dolayısıyla çevreyi kirletmeyen bir tesis olan Tersane’nin işlevsel sürekliliği, bölgede sahici ve canlı bir üretim ortamı yaratmakta, sürprizli kentsel karşılaşmalara olanak sağlamaktadır. Zamanında mal ve hizmet aktarımı ile Haliç’in iki kıyısının birlikteliğini sağlayan tesis, bugün artık mevcut olmayan sözkonusu ilişkiyi de sürdürebilecek potansiyeldedir.

Öte yandan Tersane alanı geçmiş tüm depremlerde dayanıklılığını ispatlamıştır ve olası bir depremde lojistik destek belki de kentte bir tek bu alandan sağlanabilecektir. Endüstri arkeolojisi siti olarak bu kadar önemli bir alanın hem işlevini sürdürmesi, hem de yerinde sunulması ve tanıtılması olanağı Haliç Tersaneleri’ne çok özel bir ayrıcalık kazandırmaktadır. İşlevini sürdüren bir endüstri siti olarak Haliç Tersaneleri’nin anlam ve önemi - Haliç Tersaneleri Haliç’in 2 km’lik kıyı sürekliliğinde Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ardı ardına yapımlarla gelişen gemicilik tarihi ve teknolojisinin yerinde izlenebildiği en önemli belgesi olmanın yanısıra, halen gemi inşa ve bakımı konusunda da güncel teknik bilgiler vermektedir. - Osmanlı İmparatorluğu’nun sanayileşme sürecinde, fabrikaların inşaatında, makinelerin kurulmasında ve işletmede genelde Avrupa ülkelerinden getirilen donanım, uzman ve üretim teknikleri kullanılmıştır.

Bugün Türkiye’nin endüstri arkeolojisi araştırılırken Avrupa’nın etki ve desteğinin yoğunluğunu görmek mümkündür. Buna karşılık tersanelerde özgün teknikler mevcuttur. Ayrıca kendi uzmanlarını yetiştirmek ve eğitmek amacıyla, tersane bünyesinde okullar açılmış, yurt dışından getirilen mühendislerden matematik ve teknik konularda bilgi alınmış, böylece dışarıya bağımlılık azaltılmıştır. Örneğin, 1776 yılında bir tersane gözü içinde “Hendese Odası” adıyla açılan bir sınıf ile başlayan tersane içi eğitim uygulaması, 1782 yılında iki-üç oda eklenerek büyütülmüş, Mühendishane-i Bahri Hümayun adını almış ve 20.yüzyıla dek gemicilik eğitimi devam etmiştir (Köksal, 1996). Bu durum tersanelerin endüstri tarihimiz için önemini vurgulamaktadır. - Tersaneler kendi gelişimleri ile eş zamanda hem konumlandıkları semtin gelişimine katkıda ve etkide bulunmuşlar, hem de yeni yapılanmalara neden olmuşlardır.

Kasımpaşa’dan Hasköy’e kadar uzanan şeridin tarihçesi ve yerleşkesi tersanelerden bağımsız düşünülemez. - Tersaneler sadece sözkonusu bölge için değil, bugüne ulaşabilen nadir endüstri sitlerinden biri olması özelliği ile İstanbul ve Türkiye için önemlidir. - Tersaneler gemi sanayisi için önemli bir ekonomik kaynaktır. - Tersanelerin kentsel hafızadaki yeri, sadece geçmiş ile sınırlı değil, yeni kuşaklara da bellek oluşturacak denli sürekli ve güçlüdür. Kente yerleşenlerin ulaşım ve savunma aracı olarak kullandıkları gemilerin üretim yeri olan Tersane, kentin suyla ilişkisinin teknolojik, tarihsel, mimari, ekonomik, siyasi ve sosyal karşılığıdır. - Tersane bugüne dek dönüşüm çalışmalarından da, tabula rasa girişimlerinden de kendini korumuş tek “bakir” alandır. Bugün izlenemeyen Haliç'in iki kıyısı ve kentsel ilişkilerin kuvvetlendirilmesi Tersaneler sayesinde sağlanabilir. Haliç Tersaneleri "bir üretim modeli"dir.

Tuzla Tersaneleri’ndeki ölümlü kazaların sayısının gittikçe artmasının Haliç Tersanelerinin işlevsizleştirilmesi ile yakından ilgili olduğu bilinmektedir. Bu alana sadece herhangi bir faaliyetin yapılacagi "bir arsa" olarak bakmak, en gelişmiş donanım ve en tecrübeli kadroya sahip Tersaneleri feda etme lüksüne sahip değiliz. Zira üretimsiz kentler, finans sektorünün abartılı bir şekilde büyüdüğü ve büyük dünya kriziyle sonuçlanan veya sonuçlanacak olan neoliberal dönemin bir ideolojisidir. Kentlerde üretim, çevre ve planlama etkileri yeniden değerlendirilerek, yeniden yapılandırılmalı, kentlerin "hybrid" özelliği korunmalı, teşvik edilmeli, kentin bütünü veya kendi içindeki parçaları monokültürleşmelerden korumalıdır.

Bu aslında kentin korunmasıdır. - Tersaneler bünyesindeki binlerce çizim-belge Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti'nin denizcilik tarihinin kayıtlarıdır. Tersane alanı kadar bu arşivlerin de korunması, araştırılması gereklidir. - İstanbul’un aynı zamanda bir “deprem kenti” de olduğu, ülkede Haliç, Camialtı ve Taşkızak Tersaneleri dışında kalan önemli tersanelerinin çok büyük bölümünün, Kuzey Anadolu Fay Hattına çok yakın olan Yalova, İzmit-Pendik arası kıyı bölgesinde ve dolgu arazi üzerine yerleşik bulunduğu bilinmektedir.

Oysa fay hattına daha uzak ve sağlam zeminde kurulu olan ve yüzyıllardır muhtelif büyüklüklerdeki depremlere dayanıklılıkları kanıtlanmış Haliç Tersaneleri'nin, olası bir Marmara depreminin ardından ne denli önem kazanacakları da gözden uzak tutulmamalıdır. Haliç Tersaneleri’nin bugünkü durumu ve koruma süreci Günümüzde Haliç, Camialtı ve Taşkızak Tersaneleri olmak üzere üçe ayrılan İstanbul Tersanesi Beyoğlu İlçesi sınırları içindedir. Atatürk Köprüsü’nden Hasköy’e doğru tarihsel süreç içinde tersane ile bağlantılı diğer yapılar ise; Kasımpaşa Vapur İskelesi, kuzeyde Kuzey Deniz Saha Komutanlığı tarafından kullanılan eski Kalyoncu Kışlası, kıyıda Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Binası, Bahriye Dikimevi Tesisleri, kuzeyde Bahriye Hastanesi ve ek binaları, spor tesisleri, kıyıda Çorlulu Ali Paşa Camisi ve son olarak kuzeyde Aynalıkavak Kasrı olarak sıralanmaktadır. 2000’lerin ilk yıllarına dek Haliç ve Camialtı Tersaneleri Türkiye Gemi Sanayi A.Ş.’ne, Taşkızak Tersanesi ise, T. C. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlıydı. 2006 yılında ise, 916 Ada, 1 numaralı parselde yer alan Haliç Tersanesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne "tersane olarak kullanılmak" koşuluyla devredilmiştir.

2005 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'yla imzalanan Kasımpaşa Takas Protokolü ile Taşkızak ve Camialtı Tersaneleri'nin bulunduğu 1045 Ada, 1 numaralı parsele kayıtlı bölge, aynı parselde devredilmeyen Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Divanhane Binası'nın restorasyonu, Beşiktaş'taki Deniz Müzesi'nin yenilenmesi ve Deniz Kuvvetleri'nin çeşitli inşaat işlerinin yaptırılması karşılığında belediyeye devredilmiştir. Protokolün devir şartlarından en önemlisi, takas yoluyla devredilen bölgenin "Mülkiyeti üçüncü taraflara devredilmemek, tarihsel dokunun bozulmaması ve sosyal amaçlı, toplumsal kullanıma yönelik tesislerin yapımı amacı ile kullanılması”dır.

Tersanelerin koruma süreci ise, kısaca şu şekilde özetlenebilir.

İstanbul I Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun 07.07.1993 gün, 4720 sayılı kararı ile Beyoğlu Kentsel Sit Alanı ilan edilmiştir ve Tersanelerin bir kısmı bu alan içinde yer almaktadırlar. Ardından İstanbul I Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 22.03.1995 tarihinde yapılan 6482 sayılı ve 379 numaralı toplantısı ile Tersane bölgesi, sit alanı olarak tescil edilmiştir. 1995’den 2009 yılına dek alanda çok sayıda yapı da tescil edilmiştir. Dolayısı ile ihalenin yapıldığı 1045 Adanın tamamı İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu'nun 22.03.1995 gün ve 6482 sayılı kararı ile belirlenen Tarihi Sit Alanı içerisinde yer almakta olup, alandaki 39 yapının da tek tek tescili yapılmıştır (Haliç Tersanesi dâhil toplam 52 yapı tescil edilmiştir).

Özetle 2863 sayılı Koruma Kanunu uyarınca Tersanelerde yapılacak her türlü uygulama için ilgili koruma kurul görüşü alınmalıdır. Kamuya ait ve özgün değerlerini koruyan bir sit alanının imara açılması anlamına gelen bu proje, bitişiğindeki Okmeydanı, Kasımpaşa ve Galata üzerine yapacağı etkilerle, çok büyük çaplı bir rantsal dönüşümün önünü açacağı da izlenebilmektedir. Güncel süreç Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü’nün 13.05.2013 tarihli Resmi Gazete’de yer alan haberi, 3396 Sayılı Kanun "Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun" kapsamında Haliç Tersaneleri’nin Camialtı-Taşkızak Tersaneleri kısımlarının “İstanbul Haliç Yat Limanı ve Kompleksi Projesi” adı altında yap-işlet-devret modeliyle ihale edileceği bilgisini verdi. 02/07/2013 tarihinde yapılan ilk değerlendirmenin ardından, 24/07/2013 tarihinde sözkonusu alanın ihalesi için bir açık arttırma yapıldı; “Cengiz İnşaat, Taca İnşaat ve Galeri Kristal” ve “Sembol Uluslararası Yatırım, Ekopark Turizm ve Fine Otelcilik” isimli iki ortak girişim grubunun katıldığı açık arttırma sonucunda, ihaleyi 1 milyar 346 milyon dolar bedel öneren Sembol Uluslararası Yatırım, Ekopark Turizm ve Fine Otelcilik kazandı. İhale edilen tarihi tersane alanı için önerilen program, basına yansıyan haberlere göre “her biri 70 yat kapasiteli iki yat limanı, her biri 400 oda kapasiteli 5 yıldızlı iki otel, dükkânlar, restoranlar, kongre ve kültür merkezleri, sinema ve eğlence tesisleri, 1000 kişilik cami ve otopark olarak geçiyor. Proje’nin, 4 yılı inşaat, 45 yılı işletme süresi olmak üzere 49 yıllığına Yap-İşlet-Devret modeliyle gerçekleştirileceği de bazı medya haberlerinden öğrenilebiliyor.

Ancak alana dair ortada ne bir proje var, ne de kamuoyunun talebine rağmen gösterilen bir ihale dosyası. Üstelik Resmi Gazete’de yayınlanan ihale duyurusunda “ihale dosyalarının ücretsiz olarak görülebileceği; ancak ihaleye iştirak etmek için 50.000 TL bedel ödenerek dosyanın satın alınması gerektiği” belirtilmiş olmasına rağmen; bu süreçte ihale şartlarının öğrenilmesi amacıyla yapılan başvurular, “ihaleye katılmayacak olanlara bilgi de verilemeyeceği” yanıtıyla geri çevrildi.

Oysa ki alan, 2005 yılında sit alanı olarak koruma altına alındığı gibi, bünyesinde çok sayıda tescil edilmiş yapı da bulunmakta. İhale alanı için üretilmiş ve 2010 tarihinde ilgili koruma kurulundan onay almış bir koruma amaçlı nazım imar planı da var. Ancak bu plan da kamuoyu bilgisine sunulmak üzere askıya alınmış durumda değil. Evrensel ilkelere göre bir koruma alanı için proje hazırlanmadan önce, üst ölçekte üretilmiş olan karar ve vizyonlara göre ön etütlerin yapılması gerektiği bilinmektedir. Bu etütlerin, alanın özgün değerlerinin neler olduğu, bu değerlere yönelik gelecekte ne şekilde önemler alınması gerektiği, korumaya değer niteliklerinin ne şekilde/nasıl sürdürülebileceği, hangi alanlara nasıl müdahale edilebileceği, ya da edilmemesi gerektiği, alanın kamu yararına göre ne şekilde düzenlenebileceği gibi çok sayıda sorunsalı kapsaması gerektiği de açıktır.

Aynı zamanda bu sürecin ilgili uzmanların katkısı ile geliştirilmesi, kentli ile şeffaf bir şekilde paylaşıma açılması da dünyada uygulanan bir yöntemdir. Ancak ne yazık ki Camialtı ve Taşkızak Tersaneleri’nin işaret eden bu ihale kapsamında yukarıda sayılan hazırlıkların bir tanesi dahi yapılmamıştır. Haliç Dayanışması kimdir? Tarihi, arkeolojik, endüstriyel, kültürel ve mimari miras olan Tersane-i Amire’nin yok edilmesi ile sonuçlanacak olan ve yukarıda kısaca özetlenen Haliç Port İhalesi’nin kamuoyuna yansıması üzerine, uzun yıllardır alan üzerine çalışan kişiler olarak bir araya geldik ve Haliç Dayanışması’nın oluşturduk.

Haliç Dayanışması bünyesinde tersane işçi ve emeklileri, TMMOB, Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası, İstanbul Barosu gibi meslek kuruluşları, sendikalar ve bu kurum/kuruluşların mensupları, Tersaneler komşuluğundaki Bedrettin Mahallesi gibi mahallelerin sakinleri ve mahalle dernekleri, siyasi parti temsilcileri, milletvekilleri, basım kuruluşları ve temsilcileri vd. konuya ilgi duyan kişi/kurumlar yer almaktadır. Haliç Dayanışması olarak ne yaptık? Ne yapacağız? Haliç Dayanışması olarak 23/08/2013 tarihinde amacımızı açıkça ifade eden ve bu amaçlar doğrultusunda ilgili kişilere çağrıda bulunduğumuz bir basın metnini kamuoyu ile paylaşıma açtık. Haliç Port İhalesine karşı yürütmeyi durdurma talebiyle dava açan Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin dava metni hazırlıklarına destek olduk.

Açılan dava, şu an ihale dosyasının incelenmesi amacıyla ertelendi. Bu arada CHP Milletvekili Melda Onur’un, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’na yönelik hazırladığı soru önergelerine bilimsel destek verdik. 29/09/2013 tarihinde geniş katılımlı bir panel ve forum düzenledik. Foruma uluslararası “tersane işçilerinin küresel emek tarihi” çalışma grubu da destek verdi. 22/11/2013 tarihinde III. Kent Sempozyumu’nda bir sunum yaptık. Tersanelerin kuruluş yıl dönümü olarak bir süredir kutlanagelen 11/12/2013 tarihinde de bir dizi etkinlik yapmak üzere hazırlık içindeyiz. Dayanışma olarak örgütlendiğimiz günden itibaren “teknik komite, hukuk komitesi, medya ve halkla ilişkiler komitesi ile örgütlenme komiteleri” isimli çalışma gruplarıyla yolumuza devam ediyoruz. Komiteler daha sık bir araya gelirken, Dayanışma 2-3 hafta aralıklarla toplanarak bilgi alış verişinde bulunuyor. Son söz olarak; ülkesine, kentine, mahallesine, doğaya ve çevreye sahip çıkan, tarihi-kültürel mirasın korunması ve geleceğe taşınması konusunda duyarlı tüm kişi, kurum, kuruluş, sendika, meslek örgütü, siyasi parti vd. Haliç Dayanışması ile desteğe çağırıyoruz. *

Haliç Dayanışması Sekreteryası adına, Mimar, Koruma Uzmanı (KOÜ MTF)

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176