"İspat etsinler istifa edeceğim"

Prof. Şalcı; uzun zamandır şahsına ve Denizcilik Fakültesine acımasızca saldırıda bulunulduğunu; söylenilenlerin tümünü reddettiğini ve hiçbirisinin doğru olmadığını söyledi.

banner217

"İspat etsinler istifa edeceğim"

Prof. Şalcı; uzun zamandır şahsına ve Denizcilik Fakültesine acımasızca saldırıda bulunulduğunu; söylenilenlerin tümünü reddettiğini ve hiçbirisinin doğru olmadığını söyledi.

05 Mayıs 2007 Cumartesi 08:54
1764 Okunma

"İddiaları ispat etsinler istifa edeceğim"

İTÜ Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Aydın Şalcı; DenizHaber.Com'a yaptığı açıklamada; "Aleyhimizde söylenilen tüm sözleri reddediyorum.Hiçbiri doğru değildir. Sorulacak tüm sorulara cevap vereceğimi ve şahsıma yönelik tüm suçlamaların belgesini, varsa ispatlamaları halinde (Sayın Erol Yücel'e söylediğim gibi) Dekanlık görevinden istifa edeceğimi burada açıkca ifade ediyorum." dedi.

Aydın Şalcı; Balık Günü ile ilgili olarak ise; "29 Nisan 2007 tarihinde Fakültemiz Yerleşkesinde yapılmış olan "Balık Günü" için hazırlanmış olan davetiyeye bakarsanız,DTO adına sayın Metin Kalkavan'ın konuşmasının yazıldığını görebilirsiniz. Maalesef; kendisi ve DTO mensubu hiç kimse Fakülteye gelmediği gibi, gelemeyeceklerini dahi bir mesajla veya telefonla bize bildirmediler." dedi.

Prof. Şalcı; "Aylardır, hakkımızda haketmediğimiz sözleri kim söylemektedir. Bunlara karşılık, benim tarafımdan söylenilmiş ve birilerini incitecek tek bir sözümün yazıldığını hiç gördünüz mü ?" diye sordu. 

İTÜ Denizcilik Faküğltesi Dekanı; şunları ifade etti:

"Geçtiğimiz Eylül ayında DTO tarafından düzenlenen Doğu Karadeniz Bölgesi Denizcilik Sorunları'nın görüşüldüğü inceleme gezisine üyeler ve bende davetli olarak ailelerimiz ile katıldık. O gezide çok yararlı toplantılar yapıldı. Kemal Yardımcı Denizcilik Meslek Lisesi'ndeki toplantıda nasıl yararlı olabilirim diye çırpındım durdum. Konuşmamı orada bulunanlar takdirle karşıladılar. Ben, ekmeğini yediğim insanlara saygı duyarım, ihanet etmem. Ne olduda bu kadar zamanda her şey tersine döndü. Sonuç olarak size şunu söylemeliyim ki; hakkımızda söylenilenlerin hiçbiri doğru değildir ve kanıtlanamaz. Bu olayları başlatan ve geren taraf olmadık ve olmayacağız. "

Dekan Şalcı; Salı günü yapılacak olan Mezunlar Meclisinde yaşadığı ve bildiği gerçekleri bir bir açıklayacağını söyledi. Şalcı; uzun zamandır şahsına ve Denizcilik Fakültesine acımasızca saldırıda bulunulduğunu; aleyhine söylenilenlerini tümünü reddettiğini ve hiçbirisinin doğru olmadığını söyledi. Şalcı; tüm sorulara ve söylenenlere cevap vereceğini, şahsına yönelik suçlama yapanların bunu ispatlamaları halinde Dekanlık görevinden istifa edeceğini ifade etti.

DenizHaber.Com

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Necati Sansa 2007-05-05 11:50:52

eh görünce dayanamadık, eski hikayeyi bir de bu yandan anlatalım dedik...

yil 1980'lerin ikinci yarisi. oyle ozal'ın falan (hey gidi tonton) rüzgar gibi estiği, esip de geçtiği, papatyaların güzel çiçeklerden çok konken partilerine katılan kadınları çağrıştırdığı yillar. o zaman daha grup gündoğarken'in esamesi okunmuyor, amca ortayaşlı olup genç kiz pesinde, yegenler de üniversite öğrencisi henüz. konuyu dağıtmayalım, evet daha dün gibi hatirliyoruz ki, bu üniversite sanayi isbirliği denilen nane daha o zamanlar yeni yeni tartışıliyor. tabi o zamanlar memlekette sen de 24, ben diyeyim 26 tane üniversite var. yarisindan çoğu da memleketin büyük şehirlerinde zaten.

özal da, menderes'in her mahallede bir zengin yaratma, çiller'in herkese iki anahtar dağıtma maceralarına benzer bir şekilde "her kente, hatta her kasabaya bir üniversite açacağızzzzz benim sevgili vatandaşlarım" demeye yeni yeni başlamış. özal'ın yürüttüğü, ( özal demeyelim de neo-liberalizmin alaturka versiyonu diyelim biz buna) üniversitelerin, baska bir deyişle bilimsel üretim sürecinin, sermayeyle entegrasyon süreci de buna paralel olarak aynı dönemde hızlanıyor üstünüze afiyet. bu sürecin başlangıcını her ne kadar yök'ün kuruluşuna tarihleyebilirsek de esas olarak 1987-88 yillarinda hızlanan bir süreç olarak düşünebiliriz elbette. bu tarihten sonra bir yandan memleketin dört yanında gecekondu üniversiteleri diyebileceğimiz yüksek meslek liseleri açılır ve buralarda okuyan öğrenciler bölgesel sanayiye ve emek piyasasına "nitelikli" eleman olarak sunulurken, büyük şehirlerdeki "elit üniversiteler" de bir yandan sanayinin/sermayenin bir uzantisi olarak işgörürken öte yandan da devlet üniversitelerinin nitelikli eleman temeli üzerinde kendi özel üniversitelerini tasarlamaya başladılar. ama fazla didaktik olmayalım şöyle bir kaç örnek verelim. bu dönemde öğretim üyeleri şirketlerin yönetimlerine atanmaya, kimi özel projeleri üniversite bünyesinde yürütmeye, öğrencileri bu projelerde bilabedel çalıştırmaya, mesleki deneyim, staj, hayata hazırlık vb. adlar altında büyük holding ve sirketlere öğrenci transferine, özellikle tıp, mühendislik ve idari bilimler gibi bölümlerde özel şirket projelerine ve döner sermaye girişimlerini arttırmaya yine bu dönemde başladılar bilmem hatirlar misiniz? üniversiteler kamu çikari, toplum menfaatleri, bilimsel üretimin kamu yararı gözetilerek yapilmasi gibi üniversitenin kurucu ilkeleri de bu süreçte hızla erezyona uğradi. dahası üniversitelerin toplumsal itibarının yokedilmesine paralel olarak "aydın düşmanlığı"nin da aynı dönemde serpilip gelişmesi de ne güzel bir "tesadüf"tür degil mi?



1990'larda yaşananları ise herkes ucundan kıyısından biliyor zaten. şimdi herkesin sayısını unuttuğu kadar çok üniversitemiz, onbinlerce öğretim üyemiz mevcut. Türkiye ise bilimden geçilmiyor. bilim adami olarak en çok televizyonlara çikan zat-i muhterem'in zekeriya beyaz olmasi da üzmesin sizi. benzerlerinden binlerce var memleket sathinda. rahmetli özal "alışırsınız, alışırsınız" diyordu. zamaninda. eh aliştik işte, doğru söylemiş rahmetli, boşyere günahini almışız... o ne vizyonmuş oyle vay ki vay...

son olarak teknokent, bilimkent türü projeler ise ben bildim bileli bir bilim-kurgu hikayesi olmaktan pek öteye gidemedi malumunuz. üniversiteler birer parakent, kışlakent falan olmaya devam ediyor... ona da alıştık. eh hala alışamayanlar var ama onlari da o soruşturma senin, bu okuldan uzaklaştirma benim dehleyip yolluyoruz üniversitelerden.. ha üniversite sanayi işbirliği mi? devam ediyor o. 20 yıldır falan tüm hiziyla sürüyor yani sizin anlayacağınız. yeni bir şey değil. en iyi öğretim üyeleri özel üniversitelerin sunduğu maddi ve bilimsel koşullara hayır diyemiyor, öğrenciler ise bizzet birer şirket haline gelmiş üniversitelere devam ediyor. bilimsel üretim mi? ohoo tavana vurdu o. geçen gün samanyolu galaksisi dişina süper ultrasonik bir dolmuş kaldırdı bizim sarıkamış üniversitesi uzay fiziği anabilim dalı. yarın da kanlıca üniversitesi kansere çare bulmuş onu açıklayacakmış... DTO odamız dünyaya yılda 2000 zabit yetiştirip filipinlileri hintlileri geçecekmiş,yoğurt kansere iyi geliyormuş. ama tabi yine roche'in katkılarıyla sağlanmiş bu büyük... şu bizim bin yillik yoğurt. hem kanlıcanın yoğurdunu yemesi de güzeldir tabi. yersen...

Avatar
kudret adalılar 2007-05-05 11:43:03

bir yerden sonra masum görüntüsünün değişeceğini ve kötü yerlere gideceğini düşündüğüm oluşum. şöyle ki; üniversiteye sanayiyi, sermayeyi soktuğunuzda yani üniversiteleri birer kar amaçlı şirket haline getirdiğinizde, bir noktadan sonra bu şirket/üniversiteler karlarını en fazlaya çıkarmak isteyeceklerdir ve bu şirket mantığı içerisinde doğaldır. bu karı en tepeye çıkarma işlemi de üniversitenin doğasına aykırı gelen ve gelecek olan bir şeydir çünkü üniversiteler kar etmek amacıyla değil, kişileri yetiştirmek (ve bunun için gerekirse zarar etmek) amacıyla kurulurlar.

sanayileşmiş bir üniversitenin mühendislere ihtiyacı olacağı kesindir çünkü sanayi mühendislere ihtiyaç duyar.

sanayi bir takım şeylere daha ihtiyaç duyar ve bunları da yetiştirtirler



yani bir yere kadar sanayiye öğrenci programı irtibat kurma işlemi açısından yararlı olabilir fakat bir yerden sonra sanayi ve şirketleşme ve de para işin içine girdiğinde üniversite sadece bunların yan kuruluşu olacaktır ve bu da her şeyi, bilimsel dünyayı yağmalayacaktır..

Avatar
Lara Eloğlu 2007-05-05 15:05:03

asagida 2000 yilinda oracle baskani larry ellison'un yale universitesinde yapmis oldugu konusma yer almaktadir:

“…..bundan bes yil sonra, on yil sonra, hatta otuz yil sonra, solunuzdaki kisi hicbir seyi basaramamis olacak. saginizdaki de aslinda hicbir sey basaramamis olacak. ve siz, ortadaki? siz de basaramayacaksiniz.”

“….sinirlendiniz. bu anlasilabilir birsey. ben, lawrence ‘larry’ ellison, universite terk, kim oluyorum ve bu yetkiyi nerden aliyorum ki, ulkenin en prestijli yuksekogrenim kurumunun bu yilki mezunlarina boyle seyler soyleyebiliyorum? bu yetkiyi nereden aldigimi soyleyeyim: cunku ben, lawrence ‘larry’ ellison, universite terk ve dunyanin en zengin ikinci adamiyim. siz degilsiniz.

cunku bill gates, o da universite terk ve dunyanin -simdilik- en zengin adami.

siz degilsiniz.

cunku paul allen, o da universite terk ve dunyanin en zengin ucuncu adami. siz degilsiniz. baska ornekler de var. mesela michael dell, o listede 9 numara ve yukari dogru hizla tirmaniyor, o da universite terk. ve siz o listede hala yoksunuz.”

“…arkadaslik baglantilarina fena halde ihtiyaciniz olacak. ihtiyaciniz olacak, cunku universiteyi terk etmediniz. dolayisiyla asla dunyanin en zengin insanlari arasina katilamayacaksiniz. elbette, belki de listeye10 ya da 11. siradan, microsoft yoneticisi steve ballmer gibi girebilirsiniz. ama herhalde onun kimin icin calistigini soylememe gerek yok, degil mi? sadece kayda gecsin diye soyluyorum, o da zaten master sinifindan terk. biraz gec kalmis anlayacaginiz. son olarak, herhalde bazilariniz ya da umarim bu konusmadan sonra cogunuz kendi kendinize soruyorsunuz: ‘yapabilecegim bir sey var mi? bir umudum var mi?’ maalesef hayir. cok gec kaldiniz.”

“……sizi, yilda 200 bin dolarlik komik maas ceklerinizle bas basa birakiyorum. ustelik o maas cekinin ustunde sizden birkac yil once okulu terk etmis birinin imzasi olacagini soyleyerek. ogutlerim size degil, daha alt sinifta okuyanlara. size soyluyorum! hemen ayrilin. daha guclu soyleyemem. ayrilin! hemen toplayin esyalarinizi ve fikirlerinizi ve bir daha geri donmeyin. terk edin. herseye yeniden baslayin…”

Avatar
ydo 2007-05-05 16:31:22

sen onlar kadan zekisen ben bu işi okumadan halledebilirim diyosan üniversiteyi bırakabilirsin ama bunu örnek göstererek üniversiteleri aşağılayıcı bir örnek göstermen çok ilginç

Avatar
Meliha Tekin 2007-05-05 20:08:32

Özel üniversite diye bir sey olamaz.



bir gerçekliği by pass etmek amacıyla bükülen kanaatler vardır. bu önerme de bu amaçla bükülmüş bir kanaatten türemiştir. mükemmel bir manipülasyon örneğidir.



bu ifade güya, olaya hukuksal kavramlar çerçevesinden bakarak; öğrencinin yılda onbinlerce amerikan doları ödeyerek öğrenim gördüğü üniversitenin, kar amacı taşımayan; kamunun ulu yararı uğruna zarar etmeye katlanan, ulvi vakıf lara ait olduğuna işaret eder.



öğrenci açısından gerçeklik biraz farklıdır. konu eğitim-öğretim olunca, herhalde herşeyden önce öğrenci penceresinden bakmak lazım. ordan bakınca da, temel insan haklarından biri için muazzam paralar ödemek zorunluluğu, hangi hukuki bakışa sığar; sormak lazım.



'kapitalist kar maksimizasyonu hukukuna' diye de, cevap lazım böyle soruya.



hiç izan ve insaf yoksa; belki biraz iyi niyet vardır diye söylüyorum; bari zaman ayırıp gidin de, adliyelerde staj yapan avukat adaylarına -çok değil- iki hafta takılın; hukukla ilgili kavramsal çerçeveniz dağılsın. vakıf ne demekmiş eskiden, ne demek olmuş şimdi; ücretsiz öğrenim hakkı ne demekmiş, kapitalizmin sınırtanımazlığı hangi haklarımızı gasp etmiş, dökülsün ortaya. iyi niyet yoksa, hiç zahmet etmeyin; tarih sayfaları gerçeğin sahiplerinin mutluluklarıyla da dolu. denerler şanslarını bir kere daha.



2002 seçimleri ile tek başına iktidara gelen AKP nin bir çok ileri geleninin açıklamalarına bakarak an itibariyle eğitim yaşamımızda yer almayan özel üniversitelerin basit bir kanun değişikliği silsilesi ile hayatımıza girebileceğinin de yakın olasılıklar içinde olduğu çıkarımını yapınca;bu önermenin yani özel üniversite diye bir şey olamaz önermesinin an itibariyle doğru,ancak ileride "özel üniversite diye bir şey bal gibi olur" şekline dönüşebileceği olasılığı da ihtimal dahilindedir.

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176