DTO Başkanından Çifte Standart

İDO ve Ankara Feribotu kazalarında susan DTO Başkanının Körfezde meydana gelen kaza ile ilgili suçlu arayan konuşması eleştiriliyor.

DTO Başkanından Çifte Standart

DTO Başkanından Çifte Standart

İDO ve Ankara Feribotu kazalarında susan DTO Başkanının Körfezde meydana gelen kaza ile ilgili  suçlu arayan konuşması eleştiriliyor.

YORUM EKLE
YORUMLAR
edward  de bone
edward de bone - 11 yıl Önce

beyaz şapka: tarafsızlık

sarı şapka: iyimserlik

kırmızı şapka: duygusallık

yeşil şapka: yaratıcılık

siyah şapka: karamsarlık

mavi şapka: örgütleyicilik



-duygu/heyecanlar:genelde düşünme eğilimimiz ağır basar.ani içgüdüsel duygularımız,heyecanlarımız, önyargılarımız temel davranışımızı yönlendirir.

-çaresizlik:"bu konuda ne düşünmem gerektiğini bilmiyorum","bundan sonra ne yapacağımı bilmiyorum" gibi yetersizlik duyguları içinde tepkiler verebiliriz.

-karmaşa:herşeyi bir seferde ele almaya çabalarız.sonuçta karmaşa yaşarız.



işte altı şapka tekniği bu zoruklarla başa çıkmamızı sağlayan yegane tekniktir.

-kırmızı şapka:bu şapkayı takarak düşündüğümüzde duyguları yargılmaya gerek yoktur.püf noktası şu sorudur;

şu anda bununla ilgili ne hissediyorum?

-sarı şapka:bu şapkayı takarak düşündüğümüzde iyi noktalara dikkat etmemiz gerekmektedir.püf noktası şu sorudur;bana nasıl yardımcı olur?,neden bunu yapmaya değer?

-siyah şapka:kötü ve olumsuz noktalara dikkat çeker ve değerlendirme aşamasında kullanılması gerekmektedir.

püf noktası şu sorudur;bu doğru mu? , zayıf noktalar neler?

-yeşil şapka: yaratıcı düşüncelere teşvik eder.püf noktası şu sorudur;bu sorunumu çözmek için olası yollar nelerdir?

-beyaz şapka:bilgi ve sorulara dikkati çeker.püf noktası şu sorudur;hangi bilgiye sahip olmalıyım?

-mavi şapka:düşünmenin düzenlenmesi ile ilgilidir.püf noktası şu sorudur;şu ana kadar neler yaptım? bundan sonra ne yapmalıyım?



elbetteki bu tekniğin kullanım aşamasında bazı önemli kriterler vardır.örneğin;

değerlendirme yaparken sarı şapka siyah şapkadan önce gelmek zorundadır.son değerlendirme daima siyah şapkayla yapılmalıdır.sonuca ilişkin duygular dile getirilecekse kırmızı şapka izlenmelidir.

ORHAN Feragat
ORHAN Feragat - 11 yıl Önce

başarı ve başarısızlık, çocukluktan beri yarış atı gibi koşturulduğumuz çağdaş dünyada en sık karşılaştığımız değer yargıları. sınavlar, ödevler, projeler, işler, sunumlar, önemli toplantılar, evlilik teklifimiz, sağlıklı bir çocuğumuz olması, ardından o çocuğun da benzer testlerden geçmesi ve daha bunun gibi binlerce konuda sürekli başarılı olup olamadığımızı deneyen birileri/bir şeyler var. kimi zaman bu kendimiziz. kimi zaman da başkaları.



söz konusu gözlemci kişinin kendisi olduğu zaman ilk ikiyüzlülük ile karşılaşıyoruz. dengeyi tutturan nadir insanları tenzih ediyorum elbette. iki olasılık var:



* başarısızlıkları başarıların önünde tutup kendini işe yaramaz görmek, bunalıma girmek, üzülmek için bahane yaratmak

* başarıları başarısızlıkların önünde tutup kendini beğenmiş bir insan olmak, burnu büyük olduğu için toplumla kötü ilişkilerde bulunmak, sevilmemek



söz konusu gözlemci başkası olduğunda çok daha farklı seçenekler çıkıyor karşımıza:



* insanların başkalarının başarısına alışması ve kısa süre içinde bunu görmezden gelip sıradan bir olay olarak düşünmesi çok doğaldır. ancak nedense kimse başarısızlığa alışamaz. kendini aşarcasına boyundan büyük işlerin üstesinden gelen, gittikçe daha da kendini geliştiren ve yaşıtlarının önüne geçmeyi başaran bir genç ilk başta pohpohlanır. ancak kısa süre içinde bu normal sayılır ve bu gencin tek bir başarısızlığı ailesi veya kendisini gözlemleyen insanlar için büyük bir olay haline gelir, ayıplanır

* insanlar başkalarıyla aynı kulvarda koştukları zaman (ki birlikte koşulan o kadar çok kulvar var ki saymakla bitmez) bilinçsizce ilk yaptıkları şey kendilerini diğerleriyle karşılaştırmaktır. başarılı birinin başarılarını görmezden gelmek kıskançlığı, başarısız birinin başarılarını görmezden gelmek kıskançlığı veya adam yerine koymamayı, başarılı birinin başarısızlıklarını sürekli ön plana çıkarmak düşüncesizliği ve kıskançlığı, akabinde küçük düşürmeyi birlikte getirir



bu tür dengesiz durumlardan kaçınmanın belki de yegane yolu insanlara karşı sevgiyle ve açık bir zihinle yaklaşmak, ego denen o canavarı mümkün olduğunca beslememek, onunla savaşmak ve en sonunda ortadan kaldırmaktır. ancak bunu başardığımız taktirde bir toplum, bir ülke, bir aile, bir sınıf veya bir ekip olarak "gerçek" başarıya ulaşabiliriz.

Metin Çavdar
Metin Çavdar - 11 yıl Önce

"ilahi adalet er gec yerini bulur, bugun degilse yarin, bu dunyada degilse oteki dunyada.."

(amin)

ilahi adalet hesaplanirken, cekilen cileler da hesaba katilir, dunya hayatinin bir sinav oldugu vurgulanir, aslolan ahiret hayatinda cennet/cehennem kisimlarindan birinde adiniza rezervasyon yapilir.

ama ilahi adalet er ya da gec saglanir. buraya kadar garantili...

elimizde iki tane dindar, namazinda niyazinda, her turlu farzi yerine getiren, gunahtan kacan biri alabildigine zengin, digeri yoksul mu yoksul iki adam var.

zengin adamin sinavinin can alici noktasi, o para pul, imkanlar icinde "hak yolu"nu unutmamak, nefsine kapilmamak, malin mulkun gecici oldugunu bilip paraya tapmamak etrafinda ozetlenebilir.

fakir adamin sinavi da malum; o da bu fakirligin kendisine ahiret hayati icin bir sinav oldugunu bilecek, haline sukredecek, paraya tamah edip, dogru yoldan cikmayacak, ne olursa olsun fakirligin de ona allahtan geldigini bilecek falan filan...

parayi pulu, mali mulku cekip cevirmek zorunda olan gunumuz sartlarindaki zengin amcanin da sufi olup allah askindan gayri hicbirseye meyletmemesi pek mantikli degil, dahasi gunah..

madem vermis allah, kullanacaksin, hem kendin hem iyilik hak yolu icin..

bu iki karakter cocuklugumdan bu yana cevap bulamadigim,"ilahi cavdar,ilahi adalet sana mi kaldi, karisma sen allahin isine" temali kisir dongumun baslangic noktasi...

ne gunah var elinde ekmegi olmayip sadece inanciyla yetinen adamin? neden o daha buyuk sorunlarla ba$etmek zorunda,cocugunu okutma(okutamama) sorumlulugu, milyon dolarlik serveti idare etme sorumlulugundan daha agir degil mi?

hayir degil demek, turk filmlerindeki zengin ama mutsuz adam klise karakterinin beyinlerimize sizdirdigi fazla optimist bir mantik...bu soruyu karsilayabilecek bir cevap, fakir adamin cektikleri dogrultusunda daha cok sevaba girecegi olaktir. bu da oss mantigiyla, cok calisan ogrenciye 180 soru degil de 250 soruluk bir test uygulamak ama netleri yalin olarak, bu orani gozetmeden hesaplamak olacaktir...boyle bir durumda da zengin adamin en gunahi vardir? ona emredilenleri yerine getirmis, sevaptan sasmamis, gunaha girmemis bir adam sirasini beklerken, birilerine -hic onun insiyatifinde olmadan- daha zor bir hayat levelinden baslamis oldugu icin extra bonus verilecektir...

sevgili din hocam, ellerinizden opuyorum sesiniz kulaklarimda;

"ilahi cavdar, ilahi adalet bu, senin aklin almaz.."

Ethem Okandan
Ethem Okandan - 11 yıl Önce

herşeyden önce, düşünce özgürlüğü, 'meşru olan her fikre saygı duymayı' değil, 'katılmadığınız fikirlere saygı duymamayı' öngörür. düşünce özgürlüğü çerçevesinde duyulan saygı, söz konusu düşüncelerin 'ifade edilmesi hürriyetine' yönelik bir saygıdır. katılmadığınız düşüncelerin bizzat kendilerine yönelik bir saygı ise, diktatörlüklere has, zoraki bir saygıdır.

taraf(tar)ı olduğunuz düşünce sisteminin kazancınızı arttıracak davranıştır.

hemen basitçe "saygısız"ı örnekliyorum.



-hedeistler! hödöcüler! hepiniz aynısınız.. kafasızlar..

-abi saygılı olsana ya..

-sizin gibiler adam olmadan düzelmeyecek hiçbir şey.. hepinize temiz bi dayak lazım aslında!

- eyh bee..

-bu memleketi hep bu hale getirenler! siz ve örümcek kafalarınız!

-....

-toplumsal yapının gerektirdiğ.... ekonomik düzenlemelerin yapılabilmes...

-...

- sana anlatıyorum be adam! aç kulağını da dinlesene!

-anlamıyorum abi, ağa takıldı.. örümcek hani.. demiştin ya.. geçmiyor olacak. eyvallah..



elde var sıfır.

"taraf olmadığınız düşünce sistemi"ne taraf olmadığınızı, hangi yönlerden aykırılık yaşandığını "anlamak" için önce hakkında bilgi edinmelisiniz. saygı çerçevesinde hareket etmezseniz bu bilgiye erişmeniz mümkün olmayacaktır. dahası, bu düşünceyi yanlışlayacak/olumsuzlayacak platformun üzerine çıkmanıza müsade edilmeyecektir. kendinizi ifade etmek için tek şansınızı elinizden kaçırmış olursunuz. sonuçta saygısızlığı, taraf olduğunuz düşünce sistemine yapmış olursunuz.

Lokman Lokumcu
Lokman Lokumcu - 11 yıl Önce





Esasen standartin ta kendisidir. ancak kuyruguna basildiginda insanoglu bik bik etmeye baslar bu standart sozde cifte olunca. hem de oyle boyle degil, yikilir ortalik. bu kisilerin daha oncesinde monotonluga karsi olmasi ise bambaska bir boyutu isin de; neyse simdi. konuya egilelim, quasimodo gibi dogru konusalim.



simdi hepimiz cok sukur sevisiyoruz. hemen dallama hemcinslerime donuyorum; bayanlar saclarini toplayabilir bu meyanda. "kadin" dedigimiz (demisken, (bkz: bitki ve hayvan cinslerine de erkek denmesi)) olaganustu organizmalarin bildigimiz uzere, meme ve belki de memeler adini verdigimiz bir cift lobu oluyor. (a tribute to ahmet cakar) simdiii... bu memeleri seviyor muyuz? seviyoruz. peki esit ilgiyi gosteriyor muyuz? hayir! iki meme bir mi; birbirinin ayni mi ebat ve tabiat olarak? hayir! ikisi ayni yere mi bakiyor? hayir! hani n'oldu ama? nerede senin cifte standart karsitligin? dam ustunde un elerken iyi degil mi? fak yu anliyor musun? bayanlar icin de durum ayni gibi. vucut isisindan 2-3 derece daha dusuk olan bir bolge icin uyarlayabilirsiniz.



biraz da, "et tirnak" olarak kategorize ettigimiz kan bagi dahilindeki insanlar icin konusalim. ya da konuyu dagitmayayim fazla, yine sevgiliden gidelim. ben yine dallama hemcinslerime seslenecegim, ikide birde "kadin/erkek" seklinde karisiklik yapmamak icin. siz duruma gore cinsiyeti degistirin. sevgilinizin kil bir davranisini dusunun. tipik bir kadin davranisidir buyuk ihtimalle; kil etmesinin sebebi de budur. bu ortak noktadan hareket edersek, annenin de mevzuubahis davranisin bir temsilcisi oldugu asikardir. kil edici durum karsisinda anneye gayet rahat bir sekilde cay koydurmuyor muyuz olm? kirmiyor muyuz o cefakar kalbini? peki sevgili yapinca, "ama askim...", "oyle diyorsun da guzelim...", "tamam canim benim nasil istersen!" diye bin dereden su getirmiyor musun ha dallama? tam tersi olarak sildigimiz onlarca arkadasa karsin, onlarca kez affetmiyor muyuz kardesimizi? bir alana ikinci cifte standart bedava! kendinden rulo!

Adnan Çelik
Adnan Çelik - 11 yıl Önce

Daha kaç kere çarpılacaksın kumlara ahtapot gibi

daha kaç kere çırpınacaksın

hey şovalye

zırhından ne zaman sıyrılacaksın

bilmez misin çıkarmaz lekeni hiçbir su

bir tahta kılıç yeter yaralamaya dünyaya vuran gölgeni .

Devrim Leventoğlu
Devrim Leventoğlu - 11 yıl Önce

Bir gun kral arthur ve yuvarlak masa sovalyeleri yemeklerini yerlerken, iceriye yesil bir at uzerinde yesil zirhli cok cok iri bir sovalye girer ve kendisini yesil sovalye olarak tanitir. salondaki yuvarlak masa sovalyelerine bagirir: "sizlere meydan okuyorum, cesareti olan kisi yanima gelsin, elimdeki baltayla kafami kessin ve tam bir yil sonra yesil kilisede beni beklesin, ki orda ben onun kafasini kesecegim"

sovalyeler noluyoruz yahu bu manyak da kim boyle tovbe estagfurullah derler fakat birazcik da tirsarlar haliyle, bu sirada kahramanimiz sir gawain ayaga kalkar ve meydan okumani kabul ediyorum der. yesil sovalye elindeki baltayi gawain'e verir ve boyunlugunu cikarir ki gawain rahatca kafasini kesebilsin, gawain baltayla yesil sovalyenin kafasini keser. yesil sovalye kopan kafasini yerden, baltayi gawain'in elinden alir ve "bir yil sonra, yesil kilisede gorusuruz" der, salondaki herkes, vay be adama bak yesil mesil ama cok yigit biriymis derler, gawaine olu gozuyle bakarlar, bu yuzden bir yil boyunca herkes gawaine cok iyi davranir. gunler mevsimler gecer, bulusma vaktine bir ay kala, gawain arkadaslariyla kraliyla vedalasir ben yesil sovalyenin yanina gidiyorum, vakit geldi der bahsi gecen yesil kiliseyi aramaya baslar ulkede. ve de tam bulusmaya uc gun kala bir avcinin evinde bulur kendini, yav avci kardes buralarda bi yesil kilise varmis nerde biliyon mu der, avci da kilise hemen su tepenin arkasinda, yesil sovalyeyle karsilacaksin demek ki der. ey soylu sovalye ama daha uc gunun var, bizim fakirhaneyi senlendir, benim yanimda kal uc gun sonra gidersin kiliseye der gawain de iyi bari uc gun bosta bekleyecegime kaliyim burda der. aksama kadar sohbet ederler sarap icerler. avci der ki ey soylu sovalye ben her sabah ava cikarim, fakat sen misafirim oldugun icin bu uc gun boyunca avladiklarimi butun gun boyunca kazandigim elde ettigim seyleri sana verecegim, sen de gun boyunca ne elde ettiysen bana vereceksin anlastik mi der, gawain de anlastik der gulerler neseli sarhos sarhos sonra uyurlar. sabah olunca gawain bi bakar avci gitmis ava, fakat o da ne avcinin guzeller guzeli karisi evde kahvalti hazirlamis, buyrun soylu sovalye demis, fakat avcinin karisi gawaine seninle birlikte olmak istiyorum, ne olursun teklifimi kabul et, sevis benimle demis, malum kadin soylu bir sovalyeyi, hem de koskoca kral arthurun yuvarlak masa sovalyelerinden birini ilk defa goruyormus. fakat gawain soylulugunu gostermis, olmaz oyle sey demis, sen benim arkadasin karisisin yakisma bize demis ve kadinin teklifini reddetmis. kadin cok uzulmus bari bi kerecik opmeme izin ver demis. gawain de iyi bari op bakalim demis ve guzel kadin gawaini opmus. ogleden sonra avci avdan donmus bissuru tavsan geyik vs. avlamis, al demis bugunku hasilat budur, al hepsi senin demis, gawain de, dogru ya bu adamla bi anlasma yapmistik biz demis, ve de avciyi yanagindan bir kere opmus, ikisi de gulmusler nihoha nihoah diye ve de sarap icmisler et yemisler uyumuslar, ertesi gun ayni olaylar olmus fakat kadin daha da cok israr edip gawaini iki kere opmus, avci gelip de avladigi bir iki tavsani gawaine verince de, gawain avciyi iki kere opmus yine gulmusler, icmisler sizmislar. ucuncu gun genc ve guzel kadin suslenmis puslenmis, her zamankinden daha cekici olmus, gawain dusunmus "ben soylu bir sovalyeyim ve de bugun zamanim doldu ogleden sonra yesil kiliseye gidecegim ve onurumu koruyacagim yasamim pahasina ve de burda genc ve guzel bir kadin kendisiyle sevismem icin yalvariyor, ve benim olme vaktim gittikce yaklasiyor", ve de bu sefer kadinin kendisini uc kere opmesine izin vermis* kadin da bunun uzerine bari sana olan askimin bir sembolu olarak bu corap bagimi al demis, sana ugur getirir seni kotuluklerden korur, gawain bu hediyeyi kabul etmis, avciyi beklemis avci bu sefer sadece ciliz bir tilki avlayabilmis, avini gawaine vermis, gawain de avciyi uc kere opmus fakat kadinin corap bagini vermemis. avciyla vedalasip yesil kilisenin yolunu tutmus. oraya vardiginda yesil sovalyeyi gormus elinde baltasiyla gawaini bekliyormus, gawain sovalyenin karsisinda durmus ve bogazini acmis ki sovalye rahatca isini gorsun, yesil sovalye: "az biraz daha bi ac bakiyim boynunu" demis, gawain soyleneni yapmis, "biraz daha, az biraz azicik daha ac" demis yesil sovalye gawain de birazcik daha acmis boynunu, yesil sovalye baltasini havada dondurmus dondurmus ve hamlesini yapmis fakat gawain olmemis, hatta gawainin boynu bile kopmamis cunku yesil sovalye baltasiyla gawainin boynuna bi cizik atmis ve soyle demis: "bu, corap bagi icindi" megersem yesil sovalye avcinin ta kendisiymis.

Bedri Başak
Bedri Başak - 11 yıl Önce

hayatın donuk yüzünden başlanıp, ateşli yüzüyle noktalanacak bir hikayeyle anlatılacak olandır sahne arkasında olmak.



işin en önemlisi olmaktır aslında belki, ama alkışı en az almak, şöhreti en az tatmak, ve takdiri en az görmektir…



işin yaratım süreci senden çıkmıştır, ortada hiçbirşey yokken o tabloyu sen çizmeye başlamışsındır; yani aslında insanlara hayal güçleriyle genişletecekleri o ilk adımı sen vermişsindir…

tüm “bağlantı”ları kurar, tüm parçaları bir araya sen getirirsin. eksikleri tamamlamak, gedikleri doldurmak sendedir; “oyunu önceden kafanda oynayıp” olabilecekleri bulur, aksakları aksamadan çözersin… zaten belki de bu yüzden her şey tıkırında giderken hatırlanmayacak insansındır, çünkü senin “mükemmelliğin” ancak bir aksaklıkla çıkabilecektir ortaya ve aksaklık payesi kocaman bir gölge olacaktır senin adında… yaptığın onca şey ancak “yapamadığın” anda farkedilecektir…



ya da mesela;



oyunun prömiyerine “an”lar kala krize girer başroldeki “yeni keşfedilmiş yetenek”. “haklısın” dersen çekip gidecektir, sessiz kalsan sahneye çıkıp dağıtacaktır; sen hikayeler sunarsın ona önce, sonra emeklerini hatırlatırsın, egosunu şişirirsin yeniden, sırtını sıvazlar ve perdeye yönlendirirsin…

muhteşem bir oyun olur sahnelenen, insanlar ayakta alkışlar ve oyuncular sahnede selam verirken sen perdenin ardından tek başınasındır… bir saat öncesi ve sonrası arasındaki “hayat”ın –bir anlamda- senin eserin olduğunu bilirken sen, “yeni keşfedilmiş yetenek” alkışlar ve tebrikler eşliğinde kulise yönelir…

gururlu bir gülümseme yayılır yüzüne kimsenin anlayamayacağı, duvara yaslanır, kollarını göğsünde birleştirir ve uzaktan izlersin onu sessizce…



onca çalışma ve onca elemeden sonra mikrofon başındadır “muhteşem ses”… en başından o güne herkes inanmış, herkes güvenmiştir ona ve onun yeteneğine… artık son noktaya gelinmiştir, yeni bir yıldıza herkes hazırdır yani. mikrofon önünde birkaç deneme yapılır, aslında iyi gidiyor görünmesine rağmen her şey, bir tutukluk vardır sesin sahibinde. bir anda stüdyodan koşarak çıkar, “ben bunu yapamam” diyerek eşyalarını toplar ve hızla kapıdan çıkarak kaybolur. henüz kimse ne olduğunu anlamamışken onun peşine takılırsın ve onu ilerideki sokak başında yakalarsın. hıçkıra hıçkıra ağlayan “yıldız”ı hemen oraya, yol kenarındaki kaldırıma oturtur ve sarılırsın sıkıca… o göğsünde ağlarken içli içli, yaptığın tek şey saçlarını yavaşça okşamak ve ellerini gözyaşlarıyla ıslanmış yumuşacık yanaklarında tutmaktır. sessizliğin ve tükenmiş gözyaşlarının ardından yanaklarını ellerinin arasına alıp yüzünü çevirir ve sadece ona çok güvendiğini ve kesinlikle bu işi başarabileceğine inandığını söyler, ellerinden tutarak yeniden stüdyoya yönlendirirsin.

aradan geçen yıllar sonrasında, bir gece ekranda olanca şımarıklığıyla görünür o… sen, kalabalık ortamda “ortak tanıdıklar”ın çokbilmişlikleri ve “ben yaptım”larına cevap bile vermezsin…

gururlu bir gülümseme yayılır yüzüne kimsenin anlayamayacağı, duvara yaslanır, kollarını göğsünde birleştirir ve uzaktan izlersin onu sessizce…



yanlışlarla doğruların birbirine geçtiği “çoktan seçmeli” bir yaşamın içinde bulursun kendini (“yaşam” dediğin de en çok “aşk”tan ibarettir ne de olsa…) “gelgit”lerde, “pardon”larda, “sil baştan”larda, “tekrar dene”lerde hep kenardan izleyen üçüncü kişisindir görünürde, oysa kimse farketmese de, farkına varmak istemese de ipler sendedir, iyisi de kötüsü de senin kontrolündedir; yani “esas adam” olmaktır sahne arkasında olmak… uzakta bir ilişki olağan seyrinde, yani kavgalarla, ayrılıklarla ve pişmanlıklarla düşe kalka yürürken, olağan ilişki finali, yani bir şahitler huzurunda bir yüzükle bir başkasının esaretine girmek hızla yaklaşmaktadır…

finalde kendisine beyaz görkemli bir elbise giydirilecek kahraman, biraz geç de olsa seni bulmuştur aslında, ve hayat tam tersine dönmüştür sizin bulunduğunuz, ve aslında geç buluştuğunuz yanda… yaşam en pervasız yüzüyle ruh eşinizi sunar birden size, ve siz de en pervasız güdülerinizle ödüllendirirsiniz yaşamı öpüşmelerinizle, sevişmelerinizle, sadece gözgöze bakarak ve susarak birbirinize verdiğiniz sözlerinizle…

ona en doğruları onun cümleleriyle anlatmaya çabalarsın, ama aslında herkesin bir “alışkanlıklara karşı koyabilme sınırı”nın varolduğunu söylemezsin… onun eşiği daha aşağıdadır; çok istediğini, en çok istediğini bilmene rağmen farkındasındır ki o değişime dayanamayacak, o adımı atamayacaktır. o belki de kendisinden çok başkalarını düşünerek allak bullak beklerken, sen onun için hayati kararı verir, ve geri çekilirsin sessizce… davet reddetmeler, sessiz kayboluşlar, cevapsız arayışlar, uzun yolculuklar hep onun içindir aslında…

son bir buluşmada, elele, gözgöze, dizdizeyken, devamı gelmeyecek, gelemeyecek, bir türlü tamamlanamayıp hep eksik kalacak bağlılık cümleleri kurulur, son bir kez tüm teslimiyetler gerçek sahiplerine tutkuyla iade edilir ve susulur… sadece susulur… ne çok şey varken ona anlatılacak, ne çok bildiklerin varken onu uyandıracak, sadece susarsın… tarih sayfalarının –birisi anlatsa- en baş bölüme koyacağı bir geceyi susarak silersin, ve ruh eşliğinden burularak istifa edersin (sanki herşey senin elindeymiş gibi, sanki mümkünmüş gibi... amma da kandırmaca aslında)...



aradan aylar geçer, takvim sayfaları bir bağlılık gününü daha gösterir. cebindeki aşınmaya yüz tutmuş maskeni çıkarıp takar, gülümseyerek çıkarsın onların karşısına. kutlama sırası sendedir… gecenin beyazlar içindeki kahramanıyla gözgöze gelirsin. zaten bildiğin, zaten en başından bu yana bunları anlatacağından emin olduğun bakışlar vardır o kocaman tanıdık gözlerde; o gece odalarına çekildiklerinde, ertesi sabah gün doğduğunda, ya da kimbilir, belki de bilmemnekadarcık zaman sonra avukatları “şiddetli geçimsizlik” sonucu “mal paylaşımı” için biraraya geldiğinde sadece seni düşünüyor olacağını bildiğin kadar eminsindir bundan…

metanetle yanına yaklaşır, “tebrik ederim, mutluluklar” kılıfında en basit cümleyi fısıldarsın kulaklarına, dudaklarından çıkan rüzgar onun kulaklarına kimbilir neler anlatıyordur oysa… onun herkesten iyi tanıdığı dudaklarınla, birer bitkin buse kondurursun onun herkesten iyi tanıdığın yanaklarına… o kocaman gözlerinin dolduğunu görünce gülümser, “sakin ol” dersin sadece bakışlarınla; her zorda kaldığında senin sözünü dinleme alışkanlığını biliyorsundur ne de olsa. yandaki kısa boylu esmer kızın tuttuğu keseye adet olan hediyenle birlikte tüm biriktirilmiş anılarını da bırakırsın, ve başın dik yürümeye başlarsın emin adımlarla…

kimbilir kaç yıl boyunca ne ağır bir sırrı, sırrınızı sadece kendinle paylaştığın geçiyordur aklından o sırada… “durun, bu nikah kıyılamaz!”gücü elinde hazır duruyorken, sahne arkasında olmanın alışkanlığıyla, ağırlığıyla ve en çok da yalnızlığıyla yönelirsin salonun “sana ayrılmış” duvarına…

gururlu bir gülümseme yayılır yüzüne kimsenin anlayamayacağı, duvara yaslanır, kollarını göğsünde birleştirir ve uzaktan izlersin onu sessizce…



ne de olsa “iş”in en önemlisi olmaktır sahne arkasında olmak aslında;

ama alkışı en az almak, şöhreti en az tatmak, takdiri en az görmek de,

bazen ruh eşin pişman bakışlarla aksi yönde yürürken aşkı içine atmak da…


banner112
SIRADAKİ HABER

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176

banner190