Dernek Başkanı'nın En Acılı Günü

Biz aslında gurur duyulması gereken bu fotoğrafa atılması gereken başlığı atıyoruz: “Dernek Başkanı’nın en acılı günü: 20 Aralık 2006”

banner217

Dernek Başkanı'nın En Acılı Günü

Biz aslında gurur duyulması gereken bu fotoğrafa atılması gereken başlığı atıyoruz: “Dernek Başkanı’nın en acılı günü: 20 Aralık 2006”

13 Temmuz 2007 Cuma 15:19
1618 Okunma
Dernek Başkanı'nın En Acılı Günü

Dernek Başkanı'nın En Acılı Günü

20 Aralık 2006 gecesi Saat 0230’da  Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği Başkanı’nın telefonu çalar. Kavak’ta bir kaza meydana gelmiş ve Kılavuz Kaptan Lütfü Berk kazada hayatını kaybetmiştir. Bir gemici de yaralıdır.

Başkan, hastaneye gider. Geceyi müteveffa meslektaşının ve yakınlarının ve diğer koşup gelen meslektaşlarının yanında geçirir.

Yakınlarına nasıl haber verilecektir? Hakları nasıl korunacaktır? Ertesi gün geminin tutulması için neler yapılacaktır?

Geceyi uykusuz hastanede geçirir. Ertesi gün kendisi de çok üzgün olduğu halde meslektaşlarına moral vermeye çalışır.

Kavak-Tophane arasında koşturur. Öğlen vakti basın toplantısı yapmaya karar verilir. Basın toplantısına gelenler fotoğraf da çekerler.

Elbette bu acılı, üzüntülü, uykusuz gecenin  sabahında Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği Başkanı üzgün ve yorgun gözükmektedir.

Çekilen fotoğraflara insanlık onuru olanlar için atılabilecek tek başlık, kullanılabilecek tek yer vardır. Ve bu fotoğraf ancak o olayda kullanılabilecek bir fotoğraftır.

İşte o gün o acılı günde çekilen bu fotoğraf, çeken tarafından bugün belki de kendi sübjektif inanışları veya kendi gündelik ticari çıkarları uğruna Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği Başkanı’nı “çirkin göstermek” amacıyla kullanılıyor.

Bilmiyoruz, insanlık onuru bu kadar alçaldı mı. Yorumu okuyuculara bırakıyoruz.

Biz aslında gurur duyulması gereken bu fotoğrafa atılması gereken başlığı atıyoruz: “Dernek Başkanı’nın en acılı günü: 20 Aralık 2006”

Bir insanın acılı gününde çekilen fotoğrafı başka amaçlarla kullanmak, insanlık onuruna da, bizim kültür ve inançlarımıza da aykırıdır.

Bu gibi girişimleri DenizHaber olarak ayıplıyor ve şiddetle kınıyoruz.

Bunun bir sonraki adımı, bir yakınının cenazesinde ağlarken çekilmiş fotoğrafların insanları aşağılamak için kullanılmasıdır.

İnsanlık onuruna hep birlikte sahip çıkmak öncelikle insanlık borcumuzdur.

DenizHaber.Com

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hakan Bilgin 2007-07-15 12:45:41

medyanın bir konu ile ilgili taraflardan birini yıldırmaya ve korkutmaya yönelik, örtülü veya açık tehditler kullanarak yayın yapmasına denir. genellikle susturma; ihaleyi bir firmaya verdirme; siyasi ya da ekonomik bir kararı aldırma veya önleme gibi amaçlar güdülür. konuşturma amacıyla yapıldığı da olur; bu durumda örtülü davranmaya, ima etmelere hacet olmadığından, manşetler iyice çirkinleşir ve gazetecinin çığlıkları ayyuka çıkar; 'konuşsanaaeea! söyleseneeaa!' biçiminde.



yakın tarihli ve çok masumane bir örnek olarak, bir haberi verebiliriz;



bir kaç gün önce rixos otellerinin sahibi fettah tamince, sürekli herşeyden şikayet edip duran turizmcilerin çuvaldızı önce kendilerine batırması gerektiğini belirtip; her şey dahil sistemini uygulayan otellerin yüzde doksanında, müşterilere sahte içki içirildiğini söyledi. yine de temkinli davranıp, bir çok otelin bodrum katlarında rakı imbikleri bulunduğunu söylememiş.



hemen ardından, sektör temsilcilerinden tepkiler yağdı. bazı gazetelerde derhal şu mealde haberler çıktı; "tamince nin sahibi olduğu otelde de sahte içki bulundu."



ya da, tamince nin basına kapalı bir toplantıda sarfettiği sözlerinin bir şekilde basına sızdırıldığını; konuşmasını yaparken gaza gelip yüzdeyi biraz abartmış olabileceğini mesela yüzde dokuz da denebileceğini, söylediği yazılmış. yani güya, kendi ağzından kendisini yalanlaması sağlanmış.



halbuki, otel ismi zikredilmediği sürece; otel müşterisi açısından, yüzde doksanla yüzde dokuz arasında; hatta yüz milyonda bir arasında, nitelik açısından zerre kadar fark yok.



bunların meali şudur; birileri diyor ki tamince ye, "babuş, bu minvalde konuşmayı derhal kesiyorsun; yoksa ne kadar büyük olduğunun önemi yok, ipliğini çıkarırız pazara. konunun üstüne gitme. sen de aynı teknedesin; değilsen de binmelisin. biz bindik, hem ne güzel bak."

Avatar
serdar kuzu 2007-07-15 13:03:56

Bundan 10 yıl önce internetle ilgili, bilgili insanların sayısı tahmin edeceğiniz gibi bugünle karşılaştırılacak halde değildi. Gazeteciler arasında bile interneti kullanan sayısı parmakla gösterilecek kadar azdı. Bugünse hemen her ofis çalışanının elinin altında bir internet tarayıcısı, sohbet yazılımı hazır bekliyor.

Bu kısacık zaman dilimi içinde geçirilen süreç ve yaygınlaşma hızı elbette konuyla ilgili, ilgisiz; bilgili, bilgisiz birçok insanın da konuya dahil olmasına yol açıyor. Bir konuda bilgi sahibi olmak ilgiyle mümkün. Üstelik internet gibi genel, herkesin kullanımına açık bir ortamda ’pişmek’ sanıldığı kadar zor da değil. Ancak sık sık karşımıza çıkan ’bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma’ meselesi internet gibi kitlesel bir platformda garip, hatta kimi zaman komik kaçıyor.

Bu konudaki en ilginç örneklerden birisi de ABD’nin Alaska Senatörü Ted Stevens olmuştu. Amerikan Senatosu’nda Ticaret Komisyonu Başkanı olan Stevens ülkede yükselen internet tarafsızlığı (net neutrality) konusunda halk yerine bir avuç şirketin temsilcisi olmayı seçmişti. İnternetin iletişim altyapısını sunan şirketler kabloları içinden geçen veriyi sınıflandırmak istiyordu. Böylece örneğin sizinle benim aramdaki bir e-posta trafiği aynen devam edecek ancak Google bana bir video seyrettirmek istediğinde ya da MSN bana bir arama sonucu göstermek istediğinde küçük bir ek bedel ödeyecekti. Yani bu işten para kazananlar iletişim kalitesi için biraz ek bedel ödeyecekti.

Geçen sene gündemi meşgul eden bu konu tahmin edeceğiniz gibi altyapı sağlayıcılar dışında herkeste tepkiye neden oldu. Çünkü bu yapı hizmetlerin maliyetini yükseltecek, kullanıcıların daha pahalıya hizmet almasına sebep olacaktı. Bunlar bir yana internette yer alabilmek giderek parası olanın harcı bir şey olacaktı. Sürate, hıza tapan internet kuşağında içerik değil sürat önemli oldu çünkü.

İşte böyle bir tabloda Senatör Stevens (kim bilir ne karşılığında) karşı cephenin azılı bir savunucusu olarak dikkat çekti. Bir süre olayları takip edenler Stevens’ın konu hakkında bilmedikleri bazı ayrıntıları yakaladığını düşündü. Ancak senatör ağzını açıp fikirlerini anlatmaya başlayınca takke düştü, kel göründü.

YouTube’da bile binbir varyasyonunu bulabileceğiniz bu konuşmasında dünyanın en yoğun internet nüfusuna, siber cirosuna ve web tabanlı şirketlere on milyarlarca dolarlık risk sermayesi pompalayan fonlara sahip ülkesi olan ABD’de olayı (özetle) şöyle savundu: İnternet ülke içindeki yerel ağlar arasında iletişim fikri üstüne kuruldu. Ama şimdi uluslararası ağlar devreye girdi. Ticari amaçlarla kullananlar var. Mesela bir firma var, abone olunca internetten film çekiyorsunuz. Ama bunu postayla yapınca gönderim bedeli ödüyorsunuz, bedava değil. Kişisel internete ne oluyor peki? Evelki gün asistanım bir e-posta yolladı ancak dün alabildim! Neden? İnternette bedava dolaşan ticari trafik yüzünden! İnternet üstüne bir şeyler boşalttığınız bir dev kamyon değildir! İnternet bir boru dizisidir. O boruların tıkanacağını hesaba katmazsanız ve tıkanırsa yolladıklarınız içinden geçmez...". İşte ABD’de senatörlerin böyle bir gündemi var. İnterneti kamyon, tüp gibi terimlerle yorumlamaya çalışan insanlar aslında parça parça sizin benim hayatımı şekillendiriyor.

Bizde durum daha da vahim. Geçen sene AKP İstanbul Milletvekili Gülseren Topuz’un interneti sansürleme için girişimlerinden bahsetmiştim. Şöyle diyordu: "Ülkemizde faaliyet gösteren internet servis sağlayıcılar, özellikle de 3G denilen mobil cep telefonu üreticileri ile birlikte kamunun desteği ile bir çatı altında toplanılacak, çocuk pornosu ve benzeri ahlaki olmayan görüntüler kontrol altına alınacaktır. Oluşturulacak merkez arama motorları olan Altavista, Netscape, Google firmaların yetkilileri ve ülkemizdeki internet yazılım firmalarıyla görüşmeler yapacak. Sistem ve şebekelerde ’perdeleme ve antivirüs’ uygulanacak"...

AKP’nin bir diğer İstanbul Milletvekili Zeynep Karahan Uslu da gazetemizde ’İnternet! Tehdit versus fırsat’ gibi garabet bir başlıkla uzunca bir makale yayımladı. Yazısında interneti tanımlayan unvan ve sıfatlar dizisine birkaç örnek vermek istiyorum: bağımlılık, ilişkilerin bozulması, bomba yapımı öğretme, pornografi, uyuşturucu imali, uyuşturucu temin etme, saplantı, hedonizm...

Geçen hafta HP’nin yöneticileriyle Türkiye’nin yazılım ve hizmet üretimini artırma çabalarını, Google’ın bölge yöneticileriyle Türkiye planlarını, Nokta adlı web odaklı yatırım grubunun yöneticisiyle yerel fırsatları konuştum durdum. Böyle insanlar da bana unutmaya çalıştığım gerçeği yeniden hatırlattı. Bizi dünyaya nasıl zihniyette insanların hazırladığı öğrenin işte. Milletvekili dokunulmazlığı gibi bir basın dokunulmazlığı olsaydı ah ne güzel şeyler okuyacaktınız bu hafta...

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176