Denizciler Sendikası Açıklama Yaptı

Bazı yayın organlarında Sendika aleyhine gerçek dışı yalan bazı haberlerin yayınlanması üzerine kamu oyunu bilgilendirmek amacıyla bir açıklama yapıldı.

banner106

Denizciler Sendikası Açıklama Yaptı

Bazı yayın organlarında Sendika aleyhine gerçek dışı yalan bazı haberlerin yayınlanması üzerine kamu oyunu bilgilendirmek amacıyla bir açıklama yapıldı.

04 Şubat 2008 Pazartesi 14:42
2207 Okunma
Denizciler Sendikası Açıklama Yaptı

Denizciler Sendikası Açıklama Yaptı

Bazı yayın organlarında Sendika aleyhine gerçek dışı yalan  bazı haberlerin  yayınlanması üzerine kamu oyunu bilgilendirmek amacıyla bir açıklama yapıldı.  Açıklama şöyle:

KAMUOYUNA DUYURU !

Son günlerde bazı yayın organlarında Sendikamız aleyhine gerçek dışı yalan  bazı haberlerin  yayınlanması nedeniyle değerli kamu oyunu bilgilendirmek amacıyla bir açıklama yapılmasına  karar verilmiştir. Bu açıklamanın  siz kamuoyunu olaylar konusunda  yeterince bilgilendireceğini ümit ediyoruz.

Bildiğiniz gibi ülkemizde işçi hareketi önemli ölçüde kan kaybetmiştir. 1987-1989 yıllarında 2,5 milyonun üzerinde olan sendikalı işçi sayısı, bugün 650-700 bin civarındadır.Bu kan kaybı sendikamızı da etkilemiştir. Özellikle son yıllarda özelleştirmeler, işyerlerinin kapatılması, devir edilmesi ve emeklilik nedeniyle Sendikamız 4000’nin üzerinde üye kaybetmiştir.

Sendikamızın yıllarca örgütlü bulunduğu D.B.Deniz Nakliyat, TDİ ye bağlı Denizyolları İşletmesi, Limanlar özelleştirilmiş yine Sendikamızın yıllarca örgütlü bulunduğu TDİ’ ye bağlı Şehir Hatları İşletmesi İstanbul Büyük Şehir Belediyesine devir edilmiştir. Büyük Şehir Belediyesi devir esnasında 3 yönetici ve 120 kaptanın dışında kalan üyelerimizi, devir almak istememiş ancak İstanbul’da on altı gün sürdürdüğümüz eylemler sonucunda 698 gemi adamı üyemiz Belediyeye devir edilmiş ,şehir hatlarında 698 dışında kalan üyelerimizin büyük bir bölümü emekli edilmiştir.Emekliliğini doldurmamış, kara çalışanlarımızda, Türkiye Denizcilik İşletmeleri bünyesindeki, Bürolara, Tersaneye ve Limana (yolcu salonları) atanmışlardır. Bu üyelerimiz işkolu değişikliği nedeniyle, Türkiye Denizcilik İşletmelerinde örgütlü bulunan Koop-İş, Dok Gemi-İş, Liman-İş Sendikalarına üye olmuşlardır. Sadece Şehir Hatları Şubesinde 793 üyemizi emeklilik, 213 üyemizi başka  sendikalara üye olmaları nedeniyle kaybettik.Özelleştirilen Deniz Yolları İşletmesinde de aynı şekilde, emeklilik ve işkolu değişikliği nedeniyle önemli ölçüde üye kayıplarımız olmuştur.

Bu devirler ve özelleştirmeler dolayısıyla yaşadığımız önemli ölçüde ki üye kaybımız yanında Şehir Hatları İşletmesinin İstanbul Büyük Şehir Belediyesine devrinden sonra, Belediye de örgütlü bulunan Belediye-İş Sendikasıyla, devir edilen üyelerimiz ile ilgili verdiğimiz hukuk mücadelesi sebebiyle uzun bir süre, aidatlarımızı alamadık. 

Bir yandan kaybettiğimiz üye nedeniyle gelirimizin azalması, diğer yandan aidatlarımızı zamanında alamamamız sebebiyle altı ay gibi bir süre vergimizi, SSK primlerimizi, Türk-İş aidatımızı, sendika yönetici ve çalışanlarının aylık ücret ve ikramiyelerini ödeyemedik, borçlandık. İşte gelinen bu noktada  Sendika bazı acil ekonomik tedbirler almak zorunda kalmıştır.Bunların  ilki başta  Yönetici ve Sendika çalışanları olmak üzere şube yöneticilerinin ücretlerinin aşağıya çekilmesi  ve  yurt dışı harcırahlarının düşürülmesi olmuştur. Daha sonra ise geçmişte pek çok sendikada  fazlası ile örneklerini gördüğümüz şube kapatma yoluna gidilmiştir.Şube gelirlerinin  giderlerini karşılayamaması ve bunun  içinde bulunduğu ekonomik kriz nedeniyle sendikayı daha da içinden çıkılamaz hale getireceği düşünüldüğünden   tüm şubelerimizin üye sayılarını; gelir gider durumlarını inceledik. Sendikamız da Genel Merkez de 5, Şehir Hatları Şubesinde 3, Kıyı Emniyet Şubesinde 3, Limanlar Şubesinde 3, Deniz Nakliyat ve  Armatörler Şubesinde 3, İzmir Ege- Akdeniz Şubesinde 1 kişi profesyonel yönetici olarak görev yapmaktadır. Üye sayısı ve geliri önemli ölçüde azalan Sendikamızda 18 profesyonel kadronun bu yükü kaldırmayacağını düşünerek , ikinci önlem olarak Amatör Sendikacılığı gündeme getirdik.

07-08.NİSAN.2007 tarihinde yaptığımız Olağan Genel Kurulumuz da, ekonomik durumumuz düzelinceye kadar Şube Başkanları dışında, Şube İdari ve Mali Sekreterlerinin amatör olarak hizmet vermeleri hususunda önerge verdik. Bu önergemizi, Genel Kurula katılan delegeleri-mizin çoğunluğunun olurunu alarak, genel kuruldan geçirdik.

Kıyı Emniyet Şubesi, Limanlar Şubesi, İzmir Ege-Akdeniz Şubesi ( Van Şubesi kurulduğun-dan beri Amatör olarak hizmet vermektedir ) yöneticileri Olağan Genel Kurulumuzda kabul edilen Amatör Sendikacılığa evet dedikleri halde Şehir Hatları, Deniz Nakliyat ve Armatörler Şubeleri Amatör Sendikacılığı kabul etmemişler ve kesin biçimde karşı çıkmışlardır. Kendilerini ikna çabalarımız da sonuç vermemiştir.

Sonuç ta Sendika Merkez Yönetim Kurulu  04.07.2007 tarihinde yaptığı toplantıda üye sayısı 3500-4000’lerden 400 civarına düşmüş olan Deniz Nakliyat ve Armatörler Şubesinin, üye sayısı 902 civarında olan Limanlar Şubesiyle birleştirilmesine karar vermiştir.

Merkez Yönetim Kurulumuzun almış olduğu bu kararı duyan Deniz Nakliyat ve Armatörler Şubesi Yöneticileri, Olağanüstü Genel Kurulu yaptırmamak için yine Yargıya başvurup, Olağanüstü Genel Kurulun iptalini istediler. Bu sefer yargıdan umduklarını bulamadılar.

Bu kararın  uygulanabilmesi amacıyla  28.TEMMUZ.2007 tarihinde Olağanüstü Genel Kurul toplanmış ancak çoğunluk sağlanamadığı için  11.AĞUSTOS.2007 tarihinde yeniden bir araya gelinmiştir. Olağanüstü Genel Kurula katılan delegelerimizin 160 Evet ve 59 Hayır oyuyla üyesi az olan Deniz Nakliyat ve Armatörler Şubesinin kapatılarak, Limanlar Şubesiyle birleştirilmesi kararını aldık.

İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Olağanüstü Genel Kurulu yaptırmak istemeyenler Olağanüstü Genel Kurulun yapıldığı salonun camlarını kırdılar. Bu kargaşa sırasında Genel Kurul katılım çizelgelerinin bir kısmı salondan kaçırıldı.

Genel Kurulu tarafından alınan kararın  Sendika Merkez Yönetim Kurulunca  yürürlüğe konulmasından hemen sonra  Deniz Nakliyat ve Armatörler Şubesinin yöneticileri şube kapatma kararının iptali için dava açmışlar bununla yetinmeyerek  Sendikanın hesaplarında  usulsüzlük olduğu gerekçesiyle Savcılığa müracaat etmişlerdir.

Öncelikle yargıya intikal  etmiş konularda artık görüş bildirmek veya yorum yapmak   yargı görevini icra edenlerin yerine geçerek karar vermek veya bu görevlileri  yanlış yönlendirmekten ibarettir. Bu  aşamadan sonra  Mahkemelerin  görev alanına ve yetkisine giren hususlarda  görüş bildirmenin suç oluşturacağı  da dikkate alınarak  Sendika ile ilgili haksız ve yalan beyanlarda bulunarak suçlamalar ileri sürenler hakkında yasal işlemleri başlatacağımızı  üzülerek bildiririz.

Şube kapatılması sadece Sendikamızda gerçekleşmemiştir.TÜRK-İŞ’e bağlı birkaç sendika dışında kalan tüm sendikalar yüzlerce şube kapattılar. Bir örnek vermek gerekirse, kardeş Tek Gıda-İş Sendikası doksanın üzerinde Şube kapatmış, ekonomik sorunlarını çözmek için buna mecbur kalmıştır.

Ne yazık ki şubenin kapatılmasını müteakip  altlarından koltukları , ceplerinden ise paraları giden yöneticiler  şikayetler de bulunmaya  yayın organlarında haksız  beyanlarda bulunmaya bu şekilde Sendikamızı karalamaya başlamışlardır.

Bu aşamada olay Yargıya intikal etmiştir, bizler Yargıya güveniyoruz.Sendikamız  Olağan Genel Kurulda aklanmıştır , Yargı önünde de aklanacaktır.

emsil ettikleri toplumun çıkarlarını hiçe sayarak, sadece  kendi çıkarları için feryat edenlere soruyoruz; 1.4 Trilyon lirayı eğitim gideri altında çar-çur ettiğimiz iddia ediliyor. Bu iddiayı ileri sürenler  danışman veya temsilci sıfatı ile aylarca ücret ve ikramiye aldınız mı , almadınız mı? Hiç sormadan hesapsız kitapsız ücretlerini alanların musluk kapatılınca ilk işleri  şikayet etmek oldu. 

Saygıdeğer kamu oyu.

İddialarla ilgili olay, Yargıya İntikal ettiği için soruşturmanın selameti bakımından daha fazla bilgi vermenin doğru olmayacağı  inancındayız.

Sadece suçlamalardan biri Sendika Başkanını doğrudan ilgilendirdiği için makam arabasının satışıyla ilgili kısa bir açıklama yapmak gerekiyor. Şehir Hatları İşletmemizin 2005 yılında Belediyeye devrinden sonra aidatlarımızı zamanında alamamamız sebebiyle Sendikamız ekonomik dar boğaza girmişti.Sendikanın Genel Başkanı bu sıkıntılı dönemde o arabaya binmeye utanmış buna vicdanı elvermemiş ve arabanın satılmak suretiyle sendika borçlarının ödenmesinde  kullanılmasına karar verilmiştir. Bugün makam arabasını satarak Belediye otobüsüne, minibüse binen Sendika Başkanını suçlayanlar şapkalarını alıp önlerine koysunlar. Sendikamız daima gurur duyulacak işler yapmıştır. Bunları düşünmeden  , utanmadan ve sıkılmadan iftira edenler  gurur duysunlar ! 


Yargıya intikal eden olaylar ile ilgili olarak  Gerek Savcılığa gerekse Mahkemeye gerekli tüm belgeler tarafımızdan eksiksiz iletilmiştir.Sendikanın yaptığı tüm harcamalar  belgelere dayandırılmıştır.İddia edildiğinin aksine Eğitim harcamaları amacına uygun biçimde kullanılmıştır.  Bununla ilgili açıklamalar  ilgili kurumlara verildiğinden  daha fazla ayrıntıya girilmeyecektir.

Ancak herkesin bilmesini istediğimiz çok önemli bir husus var.Bugün çıkarları zedelendiği için  yargıya giderek Sendikayı  Adliye koridorlarına taşıyanlar  aklanma günü geldiğinde  yargının vereceği karar karşısında  bunların  cezasını çekeceklerdir.  Unutulmasın ki hiçbir suç cezasız kalmaz.
 

TÜRKİYEDENİZCİLER SENDİKASI YÖNETİM KURULU

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Fikret Baskaya 2008-02-05 01:36:12

Tüm-bel-sen kesk’e bağlı bir memur sendikası. sendika genel merkezi ‘ekonomik gerekçelerle’ şubelerde çalışan sekiz işçinin işine son veriyor. işten atılanların çoğu tez-koop-iş sendikasının üyesi. tez-koop-iş 7 eylül tarihinde bir bildiri yayınlayarak kendisine haber verilmeden işçilerin işine son verilmesini protesto ediyor. bildirinin başlığı da şöyle: “tüm-bel-sen yönetimi barış değil, çatışma istiyor”! fakat ilginç bir ayrıntı daha var: tez-koop-iş de daha önce sendika çalışanlarından bazılarının işine son vermiş...



bir sendika herhangi bir şirket gibi işçi istihdam ediyor, ekonomik sıkıntıları bahane ederek yıllardır çalıştırdığı işçilerin işine son veriyor... aslında bir işçi örgütü olan sendikanın parasal yetersizliği öne sürerek çalıştırdığı insanları işten atması hiçbir surette kabul edilebilir değildir. bu, sendikanın kendi varlık nedenini inkâr etmektir. kapitalist bir işletme için olağan olan böyle bir durum, bir sendika söz konusu olduğunda tam bir skandaldır, skandal utanılacak şey, kepazelik, vb. anlamındadır... bu sendikaların genel merkezlerinde ve şubelerinde insanları asgari ücretle [bazen asgari ücretin de altında], ekseri sigortasız çalıştırdıkları, part-time [yarım gün] çalıştırıyormuş gibi gösterip tam gün çalıştırdıkları, böylece sadece daha az ücret değil, daha az vergi ve sigorta pirimi ödeyerek, tipik bir kapitalist gibi sefalet ücretiyle çalıştırdıkları biliniyor. kendi üyelerinin ücretinin [maaşının] düşüklüğünden sürekli şikâyet edip, ücret artışı isteyen, ama bunun için hiçbir etkili eylem yapmayan, yapamayan, yapması da mümkün olmayan, her fırsatta ‘yoksulluk ve açlık sınırıyla’ ilgili araştırma sonuçlarını yayınlayan bu sendikaların, çalıştırdıkları karşısında tipik bir kapitalist gibi davranmaları nasıl açıklanacak. bunlar gerçekten sendika mıdır? kimin çıkarının bekçiliğini yapmaktadırlar? bu tür örgütlerle ilgili gerçekle tevatür arasında nasıl bir ilişki var?



söylem ve gerçek



ortalama insan sendikaların işçi sınıfının çıkarları için mücadele eden örgütler olduğunu sanır. zira, her şey öyle sanması için tasarlanmıştır. esasen teorik olarak da öyle olması gerekirdi... bu durum, daha baştan sendikalar ve sendikacılara yönelik eleştirinin önünü kapatıyor. ‘iyi bir şey yaptıklarına dair’ ‘ortak anlayış’, bu örgütlerin gerçek işlevlerinin, pis misyonlarının anlaşılmasını zorlaştırıyor. oysa gerçek dünyada durum hiç de öyle değildir. ekseri sendikalarla işçi kitlesi arasında tam bir ilişki tersliği vardır ve ilişkinin yönü işçi kitlesinden sendika yönetimlerine doğru değil, sendikadan [sendika bürokrasisinden densin] işçi kitlesine doğrudur, yani terstir... zira, işçilerin öz örgütü olması gereken sendikalar, sınıfa ve onun tarihsel çıkarlarına külliyen yabancılaşmış durumdadırlar. bu niteliklerinden ötürü de, bir bütün olarak ezilen-sömürülen sınıfın değil, egemen sınıfın hizmetindedirler. bunlar egemen düzene pek faydalı hizmetler sundukları için, iktidarlar tarafından her türlü açık ve dolaylı desteği görürler. kendilerini solda sayan ya da öyle oldukları sanılan ‘aydınlar’ da bu yapıları eleştirmekten özenle kaçınırlar. gerekçeleri de sendikaların işçileri bir çatı altında toplayıp, örgütlemelerini büyük bir başarı olarak görürler. bunlardaki yozlaşmayı hafife almanın ikinci gerekçesi olarak da bunların ‘ekonomik amaçlı örgütler’ olduğu, politikanın siyasi partinin işi olduğu saçma düşüncesidir. elbette dağınık, bölük pörçük, kapitalist patron ve devlet karşısında pazarlık gücü olmayan işçilerin bir örgüt çatısı altında toplanması önemlidir ama asla yeterli değildir. kitleye ve onun tarihsel çıkarlarına yabancılaşmış bir sendika bürokrasinin denetleyip-manipüle ettiği söz konusu örgütler aslında kapitalistlerin, devletin ve bürokratik deformasyona uğramış yozlaşmış sendika bürokrasilerinin hizmetindedirler. durum böyledir ama sendika yöneticileri ağızlarını her açtıklarında ‘işçilerin çıkarlarından’, ücretlerin düşüklüğünden, vb. söz ederler... sendikalardaki yozlaşmanın başlıca nedeni de profesyonelliktir. herhangi bir işçi örgütüne [ve sol örgüte] profesyonellik girdiği anda o örgüte öldürücü bürokrasi virüsü da nüfûz etmiş demektir. oysa burada daha fazla söz etmeyeceğim profesyonellik,son derece “masum ve mantıklı” gerekçelere dayandırılır [yoğun ve zor çalışma koşulları işçilerin burjuva düzenini anlamasını zorlaştırıyor, mücadelenin başarısı için içlerinden mücadelede temâyüz etmiş, önderlik yeteneğini kanıtlamış bazılarını üretim sürecinin dışına çıkararak, bunların sadece işçilerin mücadelesinin başarısı için çalışmasını mümkün kılmak, böylece burjuva mevzuatının ve yasalarının boşluklarından sınıf lehine yararlanmak, vb.]. burada evrensel olduğunu sandığım bir ilkeyi hatırlatmam gerekiyor: bu dünyada hakların ve özgürlüklerin maaşlı memurlar, profesyoneller tarafından kazanılması asla mümkün değildir. profesyonel ‘meslekî’ demektir ve işçilerin kurtuluşunun bir meslek erbabına emanet edilmesi aslakabul edilebilir değildir. zira bir kitle hareketine profesyonelliğin girmesi demek, oraya yöneten-yönetilen ilişkisinin, dolayısıyla da hiyerarşinin başka bir ifade ile iktidar ilişkisinin girmesi demektir. eğer bürokratik yozlaşmaya uğramış bir işçi örgütü [sendika] söz konusuysa, orada artık demokratik işleyişin esamesi okunmaz... belirli bir eşik aşıldıktan sonra yapılan her şey, her eylem, her söylem ve slogan artık bürokrasinin iktidarını sürdürmek içindir.



mesleği sendikacılık olan biri için asıl kaygı, kendi konumunu, statüsünü ve çıkarlarını güvence altına almak, velhasıl iktidarda kalmaktır. sendika büyüdükçe bürokrasinin gücü de artar. genel kurullar, seçimler, vb. sadece sendika bürokrasisini meşrulaştırmak ve sürdürmek içindir. profesyonel sendikacı artık sadece retorik planda işçi sınıfına dahildir. onun asıl dünyası burjuvaların dünyasıdır... yaşam standardı mutlaka ortalama işçininkinden daha yüksektir. sadece ücretle yaşamaz, sendikanın kaynaklarını ‘kollektif’ olarak tasarruf etme hakkına sahip oldukları için, hayat standartları sıradan işçiyle karşılaştırılamayacak kadar yüksektir. uçaktan inmezler, beş yıldızlı otellerde konaklarlar, lüks lokantalarda ‘iş yemeği’ yerler, ‘eğitim’ adı altında üniversite üyeleri ve “uzmanlarla” sayfiye mekanlarda bir araya gelirler, etrafındakilere ziyafet verirler, maaşlarını ve tazminatlarını istedikleri gibi ayarlarlar... fakat onları içinden çıktıkları sınıfa yabancılaştırıp burjuva sınıfına terfi ettiren, sadece yüksek yaşam standartları değildir. bir kere sendika yöneticisi oldular mı, artık nefes aldıkları kültürel- sosyal ortam bütünüyle burjuvadır: kapitalist patronlar, devlet aygıtının yükseklerindekiler, burjuva politikacıları, üniversite üyeleri, sanatçılar, avukatlar, medyanın ünlüleri, vb. sendikacılık mesleği onların için bir ‘sınıf değiştirme’ aracıdır. tekrar eski işlerine dönme düşüncesi bile onlar için tam bir kâbustur ve dönmemek için her yolu mubah sayarlar. bu yüzden aralarında ömür boyu sendika yöneticisi, sendika başkanı olanların sayısı az değildir...



bir kere işçi örgütüne bürokratik virüs sirayet etti mi, artık retorik, kullanılan kavramlar ve sloganlar da değişir. en çok kullanılan da çalışma barışıdır. oysa bu dünyada herkes için aynı anlama gelen bir barış kavramı mümkün değildir... bürokratik yozlaşmaya uğramış, kitleye yabancılaşmış sendika yönetimleri, her türlü ‘gerçek’ eylemden [grev, direniş, işyeri işgali, v.b.] kapitalist patronlardan daha çok korkarlar. zira grev, grevle birlikte işyeri işgalleri gibi eylem ve direniş biçimleri, sendika bürokrasisi için iki olumsuzluk içerir 1. kollektif olarak istedikleri gibi tasarruf ettikleri sendika fonlarını, birikmiş aidatları [parayı densin] grevci işçilere ve ailelerine dağıtmak zorunda kalırlar ki, bu söz konusu kaynağın erimesi demektir; 2. ikincisi ve belki daha önemlisi, grev öncesi ve grev süreci, işçilerin yaşadıkları toplum kendi güçleri, mevcut durumun aşılabilirliğiyle ilgili bilinçlenmelerini sağlar ki, oradan giderek sendika bürokrasinin saltanatı da tartışılır hale gelebilir... zira kritik eşik ilk soruyu sorabilmektir ve perspektifin değişmeye başladığı andır... bu yüzden boşuna eylemler işçi sınıfın okuludur denmemiştir...



türkiye’nin özgünlüğü



sendikalar işçi sınıfının en doğal örgütlenme biçimidir ve bürokratik yozlaşmaya uğramadıkları dönemde ve bürokrasinin etkinliğinin kırılabildiği koşullarda, başarılı eylemler de yaptılar. işçi sınıfının mücadele tarihi, şanlı eylemlerin de tarihidir. fakat tarihsel süreç içinde bürokratik yozlaşmaya uğrayıp misyonlarına yabancılaştılar ve giderek işçi sınıfı içinde burjuva düzeninin kaleleri durumuna geldiler. türkiye’de durum bu tarihsel gelişme sürecine pek uymaz. bizde sendikalar daha baştan devletin ve sermayenin araçları olarak varoldular. bu yüzden bizde köklü bir işçi hareketi ve sendikal mücadele geleneği yoktur. 1947 yılında işçilerin sendika kurmalarına izin verildiğinde, sendikalar bir tür içi boş midye kabuğu gibiydi. grev ve toplu iş sözleşmesi yapmaları yasaklanmıştı. devlet işçilere 16 yıl sonra, 1963 de grev ve toplu iş sözleşme hakkı tanımadan önce, kendi denetiminde ‘uysal’ bir sendika bürokratları kuşağı yetiştirdi. sendika yasasında sendika aidatları o kadar düşük tespit edilmişti ki, sendikalar merkezlerinin kirasını devlet yardımıyla ödeyebiliyorlardı... oysa aidatlar ve ödeniş biçimi, mücadelenin başarısı bakımından kritik öneme sahiptir. sendikaların işçi kitlesine yabancılaşıp, bürokratlaşmasının nedenlerinden biri aidatların check-off yöntemi denilen sistemle, işyerleri [kapitalist patron ve devlet] tarafından kesilip topluca sendika yönetimine teslim edilmesidir. bir bakıma para sendika yöneticilerine gümüş tepside sunuluyor... bu uygulama sendika bürokrasileri için bulunmaz bir nimettir ama işçileri sendikaya yabancılaştırmanın bir aracı olduğu da kuşkusuzdur. zira, check-off sistemi geçerli olduğunda, aidatlar da işçiden kesilen vergi ve sigorta primleri gibi işçinin gıyabında gerçekleşiyor. oysa işçi, öz örgütü, haysiyeti sayılması gereken sendikasına aidatını bakkala, kasaba borç eder gibi bizzat öderse, sendikanın harcamalarını denetler, olup-bitenlerden yapılarlardan ve yapılacaklardan da haberdar olur, tartışmaya dahil olur, sendikayla bağını kesmez. aidatların düzenli ödenmesi örgüte bağlılığın göstergelerinden biridir. fakat türkiye’de bu konuda bir ilke daha imza atılmış görünüyor. memur sendikalarının aidatını da artık devlet ödüyor ve sendikalar tipik birer devlet kuruluşu haline gelmiş durumda... memurlara yıllık %4 zam teklif eden devlet, sendika bürokrasilerine ödediği aidata %100 zam yaparak, 5 liradan 10 liraya çıkarmış. bu durumda artık kavramın bilinen anlamında aidat’tansöz etmek mümkün değildir. devletin sendika bürokrasilerine kaynak transferi söz konusudur... bu durum sendikalar cephesinde kepazeliğin ne boyutlara vardığının da bir göstergesidir... aynı işçi sendikalarında olduğu gibi, artık memurlara da grev ve toplu sözleşme hakkını ‘vermenin koşulları oluşmuş’ sayılır. egemenler onlara zaten kullanmayacakları bir hakkı vermekten neden çekinsinler... memur sendikalarında bürokrasi çoktan yerini almışken...



marx, paris komünü’yle ilgili bir yazıda, sendikalardaki bürokratik yozlaşmaya karşı iki önlem önermişti: işçi örgütünde profesyonel olarak çalışanlara kalifiye bir işçinin ücretinden fazla ücret ödememek ve sendika yöneticilerinin iki yıldan fazla profesyonel olarak çalışmasını izin vermemek, rotasyon yoluyla bürokratik bir kastın oluşmasını önlemek... bugünün dünyasında bu önlemlerden birincisinin etkinliği tartışmalıdır. zira o dönemde ortalama işçi ücretleri sefalet ücretleriydi, bugünkü seviyelerin çok altındaydı. ikincisi, sendika yöneticilerinin geliri sadece aldıkları ücretten ibaret değil, yukarıda da kısaca değindiğim gibi sendika fonlarını kollektif olarak kullanarak reel gelirlerini yükseltmenin yolunu buluyorlar. ikinci önlem daha etkili gibi görünse de bir başına bürokratik yozlaşmayı önlemenin garantisi değildir. aslında sendikaların gerçekten ezilen-sömürülen sınıfın kurtuluşunun araçları haline gelebilmeleri için, geçerli perspektifin radikal olarak değiştirilmesi gerekiyor. ücretli kölelik rejimini aşma perspektifine sahip olamayan, gözü dar ve kısmi çıkarlardan başka bir şey görmeyen, bürokratik yozlaşmaya uğramış mevcut sendikalar, birer emek komisyoncusu olmanın ötesine geçemezler, geçemiyorlar da... öyle bir sefil anlayış geçerli ki, sanki bir hakkın kullanılması için o hakkın mutlaka bir burjuva yasasında yazılmış olması gerekiyor. böyle bir anlayışa sahip bir örgüt, ezilen-sömürülenlerin örgütü sayılabilir mi? öyleyse sendikaları sınıfın mücadele okulları haline getirmeden kalıcı bir şeyler kazanmak mümkün değil. bunun da yolu varolanların radikal eleştirisinden geçiyor... eskilerin meslek-i muzırr [zarar veren meslek] dediklerini hatırlatırcasına, sendikacılık çoktan ‘zararlı bir meslek’ durumuna gelmiş durumda. dolayısıyla işçi haklarının savunulması ve ücretli kölelik düzeninin aşılması için mevcut sendikalara dair kafa karışıklığından kurtulmak büyük önem taşıyor... velhasıl işçilerin kaderi sendikacılara emanet edilebilir değildir...

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176