Çandar'dan İstikbal'e "Realpolitik" Övgüsü

Referans Gazetesi Yazarı Cengiz Çandar; Sitemiz Yazarlarından Kapt. Cahit İstikbal'in Financial Times'a yaptığı açıklamayı överek: "Ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi" dedi.

Çandar'dan İstikbal'e

Cengiz Çandar'dan Cahit İstikbal'e "Realpolitik" Övgüsü

Referans Gazetesi Yazarı Cengiz Çandar; 12 Ocak 2008 Tarihli Referans Gazetesinde yayınlanan köşe yazısında; Sitemiz Yazarlarından Kapt. Cahit İstikbal'in Financial Times'a yaptığı açıklamayı överek: "Truva Savaşı'nın mitolojiden çıkması ve Realpolitik'le açıklanması da, bu kadar güzel olabilirdi" şeklinde yazdı.

Cengiz Çandar'ın "'Boğaz'ın darboğazı'ndan Körfez'deki Amerika'ya" başlıklı yazısı şöyle:


'Boğaz'ın darboğazı'ndan Körfez'deki Amerika'ya

12.01.2008 |Bizimle ilgili, hatta "varoluş"umuzla ilgili, "İstanbul'un geleceği"yle ilgili bazı bilgileri biraz şaşkınla, büyük ölçüde merakla Financial Times'ın geçen hafta sonu eklerinden birinde okudum. Thomas de Waal imzalı, "Bottleneck at the Bosphorus" (Boğaz'da Darboğaz- Türkçe daha da güzel bir başlık oluyor) başlıklı yazı, Boğaz'daki tanker trafiği ve İstanbul'un başına açabileceği muhtemel belâ ile ilgiliydi.

Şu tarih diliminde, Boğaz'dan yılda geçen tanker sayısını biliyor musunuz?

55 bin! Ve, bu rakamın Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerin ekonomileri büyüdükçe artacağı ve Boğaz'daki tanker trafiğiyle birlikte, zaten İstanbul için söz konusu çok büyük olan tehlikenin daha da artacağı kesin görülüyor.

Bir çok ilginç bir bilgi daha: Dev petrol şirketlerinden Chevron'a bağlı Eurasia Business Unit'in denizyolları sorumlusu Kjell Landin, Bakû-Ceyhan petrol boru hattının 2006'da çalışmaya başlamasıyla, bunun, Boğaz'dan geçen tanker sayısını ne ölçüde azalttığı hakkında çarpıcı bir bilgi sunuyor: Bakû-Ceyhan, Boğaz'dan geçen tanker sayısında günde bir tanker kadar azalma sağlamış.

Evet, rakamla yazalım; özellikle Boğaz ve dolayısıyla İstanbul güvenliği açısından çalışmaya başlamasından büyük mutluluk duyduğumuz Bakû-Ceyhan'ın, buna katkısı, günde sadece 1 tankerlik bir azalma imiş!

Yazıyı kaleme alan Thomas de Waal, 20 mil uzunluğundaki Boğaz'ı 246 metre uzunluğunda bir tankerle geçmiş. Forward Pioneer adlı tanker Japon yapımı imiş, Chevron tarafından kullanılıyor, Singapur'a kayıtlı ve Panama bayrağı taşıyormuş. Kazakistan'ın ham petrolünü Rusya'nın Novorossisk limanından alıp, İngiliz evlerinin ısınması için Galler'deki Milford Haven'deki rafineriye götürmek için Hollanda'nın Rotterdam limanından yola koyulmuş.

Petrol konusu, sadece üretimi değil, taşınması açısından da şu "Küreselleşme" çağında bu kadar karmaşık ve bu "karmaşa" , tarihi 1936 olan köhneleşmiş bir Montreux Anlaşması ile düzenleniyor.

Modern petrol tankerleri, Boğaz'daki deniz trafik toplamının yüzde 4'ünü oluşturuyor. Bu kadar düşük oran ile taşıdığı "potansiyel tehlike" ters orantılı.

İstanbul, geçmişteki tanker kazalarından, o sırada esmekte olan "lodos"un mucizevi etkisiyle kurtulmuş. Allah göstermesin, yarın-öbürgün büyük çaplı bir kaza olduğu takdirde "poyraz" ya da "karayel" eserse, İstanbul, mahvolmak için deprem beklemek zorunda kalmayacak.

Yazıda, görüşlerine yer verilen İstanbul Kılavuz Kaptanlar Derneği Başkanı Cahit İstikbal'e göre, "Bir gün büyük bir tanker kazaya yol açacak. O gün daha öncekiler kadar şanslı olmayacağız... Bir felâket meydana gelecek." İstikbal, bu kaygısını, yazıya göre, adetâ "fatalist" bir kesinlikle dile getiriyor.

***              ***              ***

Cahit İstikbal, yine aynı yazıda yer alan çarpıcı bir "tarih analojisi" yapıyor. Diğer "Boğaz"ın, Çanakkale'nin güney ucunda yer alan Truva'yı hatırlatıyor ve şöyle diyor:

"Truva Savaşı bir aşk hikayesi değildi. Dönemin büyük güçlerinin boğazların kontrolü için savaştıkları eski çağların bir dünya savaşı idi. Truva Savaşı'nın arka plânında Yunanlıların Karadeniz havzasını ve oradaki altın kaynaklarını ele geçirme arzusu yatıyordu. Bugün bu söz konusu değil. Çünkü orada altın yok; ama petrol var."

Halbuki Homeros'tan Iliada ve Odyssea'yı okumak, Truva Kralı'nın küçük oğlu Paris'in Sparta Kralı Menelaos'un karısı Güzel Helen'i kendisine âşık ederek Truva'ya kaçırması üzerine, kardeşi Agamemnon komutasındaki birliklerin Truva'ya akın ettiği, Atina'nın da sefere destek verdiği, yarı-tanrı Atina'lı Achilleus'un (Aşil), Paris'in ağabeyi Hector'la karşılıklı olarak giriştiği, bu iki kahramanın ölümcül efsanevî mücadelesini mitolojide okumak ne hoştur.

Truva Savaşı'nın mitolojiden çıkması ve Realpolitik'le açıklanması da, bu kadar güzel olabilirdi.

Keza, Boğaz'ın oluşumunu mitolojiden çıkartıp, 7000 yıl önceye dayandıran ve Akdeniz'in taşarak Karadeniz'i de doldurarak oluşturduğunu ifade eden "bilimsel bilgi"yi de "Boğaz'ın Darboğazı" başlıklı yazıda okuyarak öğrendim.

Yazıda belirtildiği gibi, İstanbul'un tarihini bu şekilde oluşmuş olan coğrafyası belirledi ve o günden beri Karadeniz'den güneye gitmek isteyen tüm deniz araçları İstanbul'un ortasından ve Çanakkale Boğazı'ndan geçmek zorunda kaldılar.

Bu olgu, ister istemez, "jeopolitik" bir boyutu beraberinde getirdi ve Rusya'nın, daha sonra Sovyetler Birliği'nin "sıcak denizler"e inmesi ihtiyacı nedeniyle Türkiye ile kuzey komşusunun çıkarlarını ters yönlere yerleştirdi.

Boğaz, İstanbul'un ortasından geçiyor. Şehrin tam ortasından. Ve, yılda İstanbul'un ortasından 140 milyon tondan fazla petrol ve petrol ürünleri geçiyor.

Konu, artık Rusya'nın "sıcak sular"a inmesi değil, petrolün dünya pazarlarına ulaşması.

Tehlikenin büyüklüğüne bakın...

***                ***                 ***

Hazır petrol konusu açılmışken, petrol ile dünyanın en büyük gücü Amerika'nın dış politikası arasındaki bağlantıya değinelim. Tanınmış Amerikalı tarih düşünürü Walter Russell Mead, yılın ilk günü Wall Street Journal'da "A Dangerous World-Why We're in the Gulf" (Tehlikeli bir Dünya- Niçin Körfez'deyiz) başlıklı yazısında ilginç bilgiler sundu.

Amerika'nın Körfez'deki (ve dolayısıyla Ortadoğu'daki) varlığı petrolle ilgili ama Amerika'nın petrol ihtiyacından ötürü değil. ABD'nin enerji ihtiyacı açısından, Ortadoğu, bugün pek az bir oran ifade ediyor.

Amerika halen dünyanın üçüncü büyük petrol üreticisi ve büyük kömür rezervlerine sahip. Dış enerji kaynaklarına dünyanın diğer büyük ekonomilerine oranla çok daha az bağımlı. Örneğin, Amerika'nın enerji ithalatı, enerji tüketiminin yüzde 35'i. Bu rakam, Avrupa Birliği için yüzde 56, Japonya için yüzde 80.

Amerika'nın ithal ettiği petrolün yarısı ve doğal gazın tamamı, Batı yarıküresinden geliyor ve burada Afrika'nın güney kesimi dengeyi sağlıyor.

Körfez?

Amerika'nın petrol ithalatının Körfez'e ait oranı yüzde 17; Körfez'in Amerika'nın ithal ettiği doğal gazdaki oranı ise yüzde 0.5. Buna karşılık, bu oranlar Japonya için yüzde 80. 2015'te Çin'in Körfez'den enerji ithalatı ise yüzde 70 olarak tahmin ediliyor.

Körfez'deki Amerikan askeri gücü ve bunun sağladığı "güvenlik şemsiyesi", dünya lideri olmanın raconu. Yani, "enerji güvenliği"nin jandarması olmadan "dünya lideri" ya da "süper devlet" olunmuyor. Nitekim, söz konusu "Amerikan askeri şemsiyesi" sayesinde, Almanya, Japonya, Çin, Kore ve Hindistan'ın Ortadoğu'ya, enerji kaynaklarına ulaşmalarını güvence altına almak için askeri güç göndermeleri gerekmiyor. Bu ülkelerin, petrol ve LNG taşıyan süpertankerlere eskort etmek için dünya denizlerinde donanma dolaştırmaları da gerekmiyor.

Türkiye'nin "enerji transit ülkesi" olarak "stratejik önemi"nden söz edilmeye sıkça başlandığı şu günlerde, bu "bilgiler"i depolayıp, "strateji" düşünmek yararlı olabilir...


Cengiz Çandar'ın yazısını Referans Gazetesinden okumak için tıklayın

Financial Times'te yayınlanan "Bottleneck at the Bosphorus" yazısını okumak için tıklayın

DenizHaber.Com

YORUM EKLE
YORUMLAR
Eşref Kızıl
Eşref Kızıl - 11 yıl Önce

Henry kissinger'ın, diplomasi adlı kitabında ''güç hesapları ve ulusal çıkarlar üzerine kurulu dış politika'' olarak tanımladığı kavram.Bir ulkenin kisilerden farkli olarak tarihsel surecte uyguladigi politikadir..mesela ruslarin reel politikasi "sicak denizlere inmek" ken turkiyenin politikasi son 100 yilda misak i milli sinirlarini korumak olmustur..

tabii ki amaclar tarih icinde degisebilir..bu amaclara ulasma sekilleri de degisebilir..mesela ruslar yuzyillarca slavlari kullanarak sicak denizlere inmeye calismalarina ragmen soguk savas yillarinda tee hindistan dan inmeyi denemislerdir..

reel politika cok onemli bisiydir..reel politikasi olmayan uluslar yikilmaya mahkumdur..bugun reel politika cok guzel bi seydir..

Siyasi ve felsefi akımlar gibi, yavaş yavaş oluşum gösterdiği bir sürecin ardından ortaya çıkmıştır. 1659 pirene anlaşması'nın imzalanmasıyla habsburg hanedanlığı'nın en büyük güç olma özelliği elinden alınmıştır. herkesi tehdit eden bu büyük gücün olmadığı yerde protestan devletlerin oluşturduğu -fransa destekli- mezhep kardeşliği sona ermiş, ittifaklarda inançlardan ziyade güç dengesi ve çıkarlar daha fazla gözetilmeye başlanmıştır. bu anlaşmadan önce de politika sadece dine ve inançlara bağımlı değildi, mesela osmanlı-fransa ittifakları buna bir örnektir. ama bu tarihten sonra ittifaklar çıkarlarını/sınırlarını savunmak, güç dengelerini gözetmek veya kıtaya hakimiyet amaçlı kısa süreli ve değişken bir şekilde yapıldı*. yani pratikte realpolitik devletler için ilk sıraya çıkmış oldu. daha sonraları bismarck alman birliği'ni kurarken en bilinen örneğini vermiştir.

politikadan insan emotio'sunu çıkarıp onu tamamen rasyonel işleyen bir sisteme dönüştürmüş kuram. toplumların davranış çerçevelerinin öngörülebileceğini esas alır, ancak bunu yaparken politikacının bireyliğini ve kararlarına etkiyen impulsif ve emosyonal faktörleri gözardı eder. tüm siyasi süreçler ve olguları machtverhältnis odaklı olarak ele alır.

temel olarak matematiksal dis politik hesaplara dayanir, soyle ki eldeki guc ve guce orantili cikar hesaplariyla dis politik hamleleri zorunlu kilar.

yani eldeki gucle orantisiz utopik amaclari yadsiyayarak, eldeki gucle orantili cikarlardan adim adim buyuk amaca ulasma projesini guder.

katı gercekci bakis acisi ve ince hesaplarla izlenen hamleler butunudur bir diger deyisle. bismarck bu politikalar sayesinde alman imparatorlugunu fransada ilan etmis, prusyayi almanyanin kurucusu yapmistir. gene bu politikalar ile 3 imparatorlar ligi kurulmus, avrupa tarihinin en dinamik ve guclu ulusunun dogusu atilmistir.

yıldırım DELİDUMAN
yıldırım DELİDUMAN - 11 yıl Önce

Küresel üstünlük kurmak için yeni konsept: Akıllı güç 18.12.2007radikal Akıllı güç ne en sert güçtür ne de yumuşak güç



11 Eylül sonrasında terörle küresel savaş konseptinin uygulanmasındaki yanlışlar ve küresel üstünlüğü sürdürme gayretlerinin dayandırıldığı askeri güçteki yetersizlikler, ABD’yi yeni arayışlara yönlendiriyor. Akıllı güç ne en sert güçtür ne de yumuşak güç

Nejat Eslen: Emekli Tuğgeneral



ABD’nin ünlü düşünce üretim merkezi CSIS’nin (Center for Strategic and International Studies) bünyesinde 2006 yılında teşkil edilen tarafsız Akıllı Güç Komisyonu’nun (Comission on Smart Power) hazırladığı ‘Daha Akıllı, Daha Güvenli Amerika’ (A Smarter More Secure America) başlıklı rapor, ABD’nin küresel üstünlüğünü sürdürme gayretleri içinde ciddi bir stratejik konsept değişikliğini öngörüyor.

Rapor, seçimlerden sonra ABD’yi yönetecek olan başkanın küresel angajmanlarda ‘akıllı güç’ stratejisini uygulayabilmesi için tespitler yapıyor ve önerilerde bulunuyor. Bütün dünyada Amerika’nın imajının ve nüfuzunun düşüşe geçmiş olması ve ABD’nin sadece askeri yeteneklerle küresel amaçlarına ulaşmasının mümkün olmadığının anlaşılması raporun hazırlanmasının asıl nedenlerini oluşturuyor. Rapora göre, ABD’nin küresel meselelerde liderliğini sürdürebilmesi için mevcut korkulardan ve öfkeden uzaklaşarak teşvik edici iyimserliğe ve umuda yönelmesi gerekiyor. ABD’nin ancak askeri ve ekonomik güçlerine tamamlayıcı olarak, yumuşak gücüne daha fazla yatırım yapması ile küresel sorunlarla mücadele etmek için bir temel oluşturabileceği de raporda belirtiliyor.

Sert ve yumuşağın sentezi

Raporda ifade edildiği şekli ile akıllı güç ne sert güçtür (hard power) ne de yumuşak güç (soft power); akıllı güç, sert ve yumuşak güçlerin hünerli bir şekilde birleştirilmesidir. Akıllı güç, Amerikan hedeflerini elde etmek için hem sert hem de yumuşak güçle oluşturulan entegre bir strateji geliştirmek anlamına gelmektedir. Akıllı güç, güçlü bir askeri yapıya olan ihtiyacın önemini vurgulayan, aynı zamanda Amerika’nın nüfuzunu

yaymak ve ABD girişimlerine meşruiyet kazandırmak için ittifaklara, ortaklıklara ve kurumlara büyük yatırımlar yapan bir yaklaşımdır. Rapora göre yeni ortamda sert güç, gereklidir ancak sert güç güvenliği ve ABD çıkarlarını garantiye almada yetersizdir. Yeni stratejide esas, öldürülen düşman sayısı değil, ABD’nin kazandığı müttefikler olacaktır. Yeni strateji, korkuyu değil, iyimserliği ihraç etmeyi esas alacaktır. Karşı karşıya olduğu sorunlar karşısında ABD’nin nüfuzunu yayması için yeni kurumlara ihtiyacı vardır. Terörle savaşta başarı ve ABD’nin büyüklüğünü restore etme ihtiyacı, terörle savaş konseptinin yerine ikame etmek için

dış politikada yeni bir temel anlayışa ihtiyaç göstermektedir.

Rapor, akıllı güç stratejisi için beş ayrı alanda ABD’nin küresel

liderliğini, yatırımları ve küresel işbirliğini öngörüyor:

• İttifaklar, ortaklıklar ve kurumlar: ABD, kendi çıkarlarına hizmet eden ve küresel sorunlarla mücadeleyi kolaylaştıran ittifakları,ortaklıkları ve kurumları yeniden canlandırmalıdır.

• Küresel gelişme: Dış politikada, küresel gelişme için ABD’nin rolünü artırarak, ABD çıkarları ile dünyadaki tüm insanların beklentilerinin birleşmesini sağlamak, bu konuda kamu sağlığı-na önce-lik vermek.

• Kamu diplomasisi: Uluslararası bilgiye ve öğrenime erişimi geliştirmek; dünya kamu oyunu ABD’nin yanına çekebilmek için uzun vadeli, insandan insana ilişkileri, özellikle de genç insanlar arasındaki ilişkileri geliştirmek.

• Ekonomik entegrasyon: Büyüme ve refah için küresel ekonomiye angaje olmaya devam etmek, serbest ticaretten elde edilen kazancı tüm dünya insanlarının yararına yaymak.

• Teknoloji ve yenilik: İklim değişikliği ve enerji güvenliği sorunları

ile mücadelede küresel mutabakat sağlamak ve yaratıcı çözümler geliştirmek için ABD liderliğini uygulamak.

Özetle,11 Eylül sonrasında uygulanan terörle küresel savaş konseptinin uygulanmasındaki yanlışlar ve küresel üstünlüğü sürdürme gayretlerinin dayandırıldığı askeri güçteki yetersizlikler, ABD’yi yeni arayışlara yönlendiriyor. Soğuk Savaş sonrası dönemde asıl jeopolitik sorunu küresel üstünlüğünü ve liderliğini sürdürmek olan ABD, bu amaçla, terörle küresel mücadeleyi sürdürürken enerji kaynaklarına ve küresel pazarlara kısıntısız erişimi, enerji yollarının, açık denizlerin ve uzayın kontrolünü, kendisini dengeleyebilecek ve engelleyebilecek güçlerin yükselişinin önlenmesini esas alıyor. Terörle küresel mücadele adına ABD’nin askeri gücü ile yaptığı girişimlerde başarısız olması (Afganistan ve Irak) bu gücündeki tahditleri ve etkinlik zafiyetlerini kanıtladı. Avrasya’da Rusya, Çin, Hindistan ve İran ABD çıkarları karşısında yükselirken ve küresel jeopolitik dengeler değişirken, ABD’nin sadece askeri gücü ile gelişen jeopolitik ortamda çıkarlarını garanti etmesi mümkün değil. İşte bu şartlarda, ABD ‘de askeri gücü ikinci plana iten, sert güç ile birlikte yumuşak gücün birlikte kullanılmasını öngören akıllı güç stratejik konsepti gündeme getirildi. Amaçta değişiklik yok, ABD küresel etkinliğini ve üstünlüğü sürdürmek istiyor. Akıllı güç stratejik konseptinin uygulanıp uygulanmayacağı, uygulanırsa başarılı olup olmayacağı belli değil.

Esas olan, akıllı güç konsepti ile kendisini akıllı bir güce dönüştürmeyi amaçlayan ABD’nin uygulamada kendi çıkarları için dünyanın geri kalanını aptal yerine koyma yanlışını sürdürmemesi…



Nejat Eslen: Emekli Tuğgeneral



11 Eylül travmasından çıkma zamanı 10.12.2007 radikal

Bush'un 11 Eylül sonrası ortaya koyduğu tek taraflı ve sertlik yanlısı tavır ABD'nin imajını yerlerde süründürüyor. Terör tehdidinin daha on yıllarca ortadan kalkmayacağı aşikâr; yönetim yumuşak gücün neler başarabileceğini hatırlayıp daha dengeli bir politikaya dönmeli

Richard L. Armitage

Joseph S. Nye Jr. The Washington Post

Dünya Amerikan liderliğinden memnun değil. 11 Eylül'den sonra şoke olmuş ve korkmuş bir halde, dünyaya daha geleneksel Amerikan değerleri olan umut, iyimserlik, hoşgörü ve fırsatı yansıtan yüzümüzü değil,

öfkeli tarafımızı gösterdik.

Bu korku dolu yaklaşım ABD'nin müttefiklerini kendi yanına çekme becerisini zedeledi fakat bunu değiştirmek için çok geç değil. Ulusumuz 'sert gücümüz'le yumuşak gücümüzü birleştiren daha akıllıca bir stratejiye kucak açmalı. Konu ister Pakistan'daki kriz veya Irak'la Afganistan'daki savaşları bitirmek olsun, ister İran'la Kuzey Kore'nin nükleer hırslarını caydırmak, Çin'in yükselişiyle başa çıkmak veya küreselleşme nedeniyle geride kalanların hayatlarını iyileştirmek olsun, ABD'nin daha kapsamlı ve dengeli bir yaklaşıma ihtiyacı var.

Ortaklık gücümüzü artırır

Bu yaklaşımın zayıf veya safça olduğunu düşünenler, Savunma Bakanı Gates'in 26 Kasım'daki konuşmasını, 'yumuşak güç kullanma kapasitemizi güçlendirme ve bunu sert güçle daha iyi birleştirme' gereğini savunmaya ayırdığını hatırlamalı. Bir Cumhuriyetçi ve bir Demokrat olarak ikimiz, hayatımızı Amerikan üstünlüğünü iyilik yaymak için bir güç olarak tanıtmaya adadık. Fakat ABD, güçlü ve istekli müttefiklerle ortakların yokluğunda en tepede kalamaz. Son altı yılda çok fazla insan, yükü paylaşmakla güçten feragat etmeyi birbirine karıştırdı. Gerçekte, başkalarının yardımına izin verdiğimizde, Amerikan nüfuzunu azaltmıyor, genişletiyoruz.

11 Eylül 2000'den beri terörle savaş ABD'nin dünyayla ilişkilerinin merkezine oturarak bu tecrit edici görüntüyü şekillendirdi. Küresel erişime sahip teröristlerin yarattığı tehdit onlarca yıl daha ortadan kalkacak gibi değil. Fakat kitle imha silahlarına sahip olmadıkları takdirde, Kaide gibi gruplar eski düşmanlarımız Nazi Almanyası ve Sovyetler Birliği'nin tersine ABD'nin varlığını tehdit etmiyor.

Gerçekte, Kaide ve benzerleri bizi kendi gücümüzü bize karşı kullanarak yenmeyi umuyor. Hata yapmamızı, aşırı tepki vermemizi ve dünya kamuoyunu bize karşı çevirmeyi umuyorlar. Bu, ağır stratejik sonuçları, bu ulusun herhangi bir küçük çaplı terörist saldırı nedeniyle ödeyeceği bedeli (bu bedel birey bazında ne kadar trajik ve kolektif bazda ne kadar acı verici olsa da) kat kat aşacak bir tuzak. Kaide tehdidini hafife alan 11 Eylül öncesindeki 'miyopik' bakış açısına dönemeyiz fakat dünyanın çoğunu dışlayan 11 Eylül sonrası dar bakışa da saplanıp kalamayız.

Daha açık ifade etmek gerekirse, sözlerimiz hareketlerimizle uyuşmadığında karakterimizi ve ahlaki duruşumuzu alçaltıyoruz. Diktatörleri desteklerken başkalarına demokrasi dersi veremeyiz. Başka ülkelerde işkenceyi kınayıp bunları kendi ülkemizde uygulayamayız. Guantanamo'nun veya Ebu Garib'in Amerikan gücünün sembollerine dönüşmesine izin veremeyiz.

ABD'nin güçlü kalması büyük ölçüde bir kabadayı mı yoksa dost olarak mı algılandığıyla ilgili. Devletler ve devlet dışı aktörler bugünün meydan okumalarına, müttefiklerini yanlarına aldıklarında daha iyi yanıt verebiliyor; potansiyel dostlarını dışlayanlarsa daha büyük riskle karşı karşıya kalıyor.

Son altı yıl askeri gücün ulusun uzun vadeli amaçlarını tek başına güvence altına alamadığını gösterdi. ABD ordusu, yıpranmış olsa da hâlâ dünyanın en iyisi. Ancak şu anki teyakkuz halini muhafaza etmek için yatırım gerekiyor; ABD'nin şu anki savunma harcamaları aslında Soğuk Savaş dönemindekinden epey düşük. Fakat askeri güce harcanan her yeni doların güvenlik açısından aynı değerde ilerleme sağlayacağı kesin değil.

Sonuçta, güvenlik tehditleri artık sadece askeri tehditten oluşmuyor. Çin her hafta iki tane kömürle çalışan santral inşa ediyor. ABD'nin askeri gücü bu eğilimi engellemek konusunda pek az şey yapabilir fakat Amerikan teknolojisi Çin'in kömürünü daha temiz hale getirebilir; bu da çevre sorunlarına yardım ettiği gibi Amerikan endüstrisine yeni pazarlar açar.

Değişen dünyada, ABD küresel iyiliğe yatırım yaparak -yani insanların ve hükümetlerin istediği fakat Amerikan liderliğinin yokluğunda elde edemediği şeyleri sunarak- daha akıllı bir güce dönüşmeli. Askeri ve ekonomik gücü yumuşak güce yapılan daha fazla yatırımla tamamlayarak, Washington küresel meydan okumaların ele alınacağı çerçeveyi inşa edebilir. Biz buna 'akıllı güç' diyoruz.

Akıllı güç dünyanın bizi sevmesini sağlamakla ilgili değil. Bu, sert (zorlayıcı) gücümüzü yumuşak (çekici) gücümüzle dengeleyen bir strateji geliştirmekle ilgili. Soğuk Savaş'ta, ABD Sovyet saldırganlığını askeri güce yatırım yaparak caydırdı. Fakat Gates'in işaret ettiği gibi liderler aynı zamanda, 'ihtilafın yapısının çoğu askeri olmayan kilit beceri ve kurumlar inşa etmemizi gerektirdiğinin' farkındaydı. Yani ABD Avrupa ve Japonya'yı yeniden inşa etmek ve son 50 yılda uluslararası düzenin merkezini oluşturan kurumlarla normları tesis etmek için yumuşak gücünü kullandı. Soğuk Savaş tam da bu yaklaşım sayesinde, Fulda kenti üzerinden yapılan top atışı yerine Berlin Duvarı'na vurulan çekiçler eşliğinde bitti.

ABD'nin beş kritik alandaki odağını yenilemesi gerekiyor:

• Çeşitli tehlikeleri sıfırdan oybirliği sağlama zorunluluğu olmadan ele almamıza imkân veren ittifak, ortaklık ve kurumları canlandırmalıyız.

• Küresel kalkınma açısından, Washington'ın, Amerikan çıkarlarını dünya çapındaki insanların emelleriyle uyuşturan, birleşik ve kapsamlı bir yardım programı oluşturmasını sağlamak için, bakan düzeyinde bir 'ses' yaratmalıyız.

• Hükümet içinde 'kamusal diplomasi'ye yeniden yatırım yapmalıyız ve hükümet dışında da, insan ilişkileri inşa etmek için yeni bir kâr amaçlı olmayan kurum oluşturmalıyız.

• Dünya Ticaret Örgütü ülkelerinden bir 'serbest ticaret merkezi' oluşturarak küresel ekonomiyle bağlantımızı sürdürmeli, ülke içinde ve yurtdışında geride kalanları da kapsamak için serbest ticaretin getirilerini genişletmeliyiz.

• Teknolojiye daha çok yatırım yaparak, iklim değişikliği ve enerji güvenliğini ele almak konusunda başı çekmeliyiz.

'Akıllı güç' işimize yarar

Liderlik vizyondan fazlasını gerektirir. Yürütme kabiliyeti ve güvenilirlik gerektirir ki, mevcut yönetim bu özelliklerin ikisine de yeteri kadar sahip değil.

Soğuk Savaş boyunca ABD geniş çaplı bir teknik beceri sergiledi: İnsanları Ay'a yolladık ve çiçek hastalığının yok edilmesine yardımcı olduk. 1991'de Irak'taki ve 1999'da Kosova'daki askeri başarılar, tırmanan teknik yetkinliği ortaya koydu. Fakat bugün ABD çok daha farklı bir imaja sahip. Ülkenin Katrina kasırgasına trajik derecede yetersiz yanıtı, Irak'ta temel hizmetleri yeniden inşa etmekte zorlanması ve sağlık hizmetleri ve göç gibi ufukta beliren iç konuları ele alamaması, ABD'nin artık zorlu sorunları çözemeyen bir ülke gibi görünmesine yol açıyor. Dışarıda bazıları Amerikan siyasetini her zaman sorguladı. Bugün, çok daha fazlası temel becerilerimizi sorguluyor.

Akıllı güç bunu değiştirebilir fakat tüm sorunları çözmez. Bu gücün kalıcı değeri, başkalarını ABD'nin davasına katılmaya ikna edebilecek olmasında. İran'ın, nükleer silah programı yapılandırmaktan vazgeçmesinin şart olduğuna dair güçlü bir ses duymasının önemini küçümsemeyin. Ve, hastalıkları yok etmeye yönelik sürdürülebilir bir çabanın getireceği itibarı da hafife almayın.

Pakistan'daki mevcut krizi düşünün. ABD Pakistan'dan 1990'larda uzaklaşmasaydı ve 11 Eylül Komisyonu'nun tavsiye ettiği gibi son altı yıldaki ilişkileri General Müşşeref'le askeri işbirliğinin ötesine taşısaydı daha iyi bir durumda olabilirdi. Tersine, Pakistan'da ABD'ye verilen destek yüzde 20'nin altında. Terörle savaş, Pakistanlılarca çoğunlukla İslam'a karşı bir savaşmış gibi görülüyor ve Amerikan desteği ABD'nin amaçlarını onaylayan Pakistanlı liderlere zarar veriyor.

Buna rağmen, Pakistan'da ABD'ye verilen destek oranı 2005 sonu ve 2006 başında kısa süreliğine yüzde 50'ye yaklaştı. Niye? ABD ordusunun Ekim 2005'teki depreme etkili yanıtı nedeniyle; bu, ordunun tarihindeki en büyük ve en uzun süreli yardım çabasıydı. Pakistan'a ABD'nin dostluğunu gösterdi ve önemli bir akıllı güç kaynağı sağladı. Kısa sürmüş olsa da, Amerika'nın dünyadaki imajının gerçekten düzeltilebileceğini gösterdi.

Başkanlık seçimlerine bir yıl kalmışken iki tarafın adayları, Amerikan halkının ülke içinde korunma talebini bilgece dış politikalarla dengeleyen, daha iyimser bir vizyon sunabilir. Akıllıca olan bu.



(2001-2005 arasında dışişleri bakan yardımcılığını yaptı/Harvard Üniversitesi'nde öğretim görevlisi, 9 Aralık 2007)



SIRADAKİ HABER

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176

banner190