Badem Tekrar Denize Bırakıldı

Aydın’ın Didim İlçesi’nde, yaralı bulunduktan sonra maceralı bir tedavi dönemi geçiren Akdeniz foku "Badem" kumsaldan denize bırakıldı

banner217

Badem Tekrar Denize Bırakıldı

Aydın’ın Didim İlçesi’nde, yaralı bulunduktan sonra maceralı bir tedavi dönemi geçiren Akdeniz foku "Badem" kumsaldan denize bırakıldı

27 Mart 2008 Perşembe 00:46
1703 Okunma
Badem Tekrar Denize Bırakıldı

Badem Tekrar Denize Bırakıldı

Aydın’ın Didim İlçesi’nde, yaralı bulunduktan sonra İzmir’in Foça İlçesi’nde tedaviye alınıp rehabilite edilen, işadamı Mustafa Koç tarafından da evlat edinilip "Badem" adı verilen Akdeniz foku, önceki gün saat 17.26’da, Gökova Körfezi’ndeki bir kumsaldan denize bırakıldı.

Badem’in denize bırakılıp özgürlüğüne kavuştuğu sırada, Mustafa Koç, Sualtı Araştırma Derneği Akdeniz Foku Araştırma Grubu (SAD-AFAG) ile Sahil Güvenlik Komutanlığı’na bağlı ekipler hazır bulundu.
 
SAD-AFAG Koordinatörü Cem Orkun Kıraç, "Badem, kumsalda, kafesinin kapakları açılıp denize yönlendirildi. Suya girdiği andan itibaren bir süre kıyıda yüzdükten sonra açıklara gitti. Son derece sakin, mutlu ve uyumluydu. Bu davranışları hepimizi çok mutlu etti. Mutlu bir şekilde ayrıldık" dedi. Bırakıldığı yerde yüzmeye devam ettiği, kıyıdan uzaklaşmadığı bildirilen Badem’i Sahil Güvenlik Komutanlığı’na bağlı bir bot, birkaç gün süreyle denetim ve gözetimde tutacak. İleride tanınması için Badem’in arka yüzgeçlerinden birine küçük bir markanın takıldığı belirtildi.

sondakika.com

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
yıldırım DELİDUMAN 2008-03-27 13:20:38

“AKDENİZ BİRLİĞİ” MÜMKÜN MÜ?

Fransa Cumhurbaşkanı tarafından Türkiye’ye AB’ye üyelik sürecinde Avrupa Birliği yerine, Akdeniz Birliği üyeliğinin önerilmesi, tuzaklar içeren ve Türkiye’yi yakından ilgilendiren önemli konudur. Bu analizde konu, Barselona süreci çerçevesinde detaylı olarak ele alınıp incelenmeye çalışılacaktır.

13 Mart 2008 tarihinde AB devlet ve hükûmet başkanları, iki günlük zirve için Brüksel’de bir araya gelmiştir. Zirvenin gündem maddelerinden biri de “Akdeniz Birliği Projesi”dir. Zirvede Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve Almanya Şansölyesi Merkel, “Akdeniz İçin Birlik (AİB) Projesi” konusunda üye liderleri bilgilendirip endişeleri gidermeye ve destek almaya çalışmışlardır. Aynı zamanda NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı için Brüksel'de bulunan Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Akdeniz Birliğine ilişkin, Fransa'dan üst düzey bir siyasi irade beyanı olmadıkça aşırı temkinli tavrımızı sürdüreceğiz demiştir. Bakanın burada vurguladığı nokta, AİB Projesinin Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecini etkilememesi ve AB üyeliğine alternatif olarak ortaya çıkarılmamasıdır. Türkiye’nin başından beri kuşkuyla yaklaştığı bu projeye, Avrupa Birliği üyeleri ve Avrupa Parlamentosundan (AP) da tepkiler vardır. Son olarak, AP’den Sosyalist Grup Başkanı Martin Schulz, Sarkozy’yi Akdeniz Birliği konusunda uyararak projenin mevcut “Barselona Süreci”ni desteklemesi gerektiğini, aksi takdirde Avrupa Birliğinde bölünme yaşanacağını ve Fransa’nın izole olacağını ifade etmiştir.

Fransa’nın ortaya attığı “Akdeniz Birliği Projesi”, 1995 yılında Barselona Bildirgesi veya “Barselona Süreci”yle Avrupa-Akdeniz Ortaklığı Projesi (AAO) olarak başlamış, 2005 yılında beklenen hedef ve sonuçlara ulaşılamaması nedeniyle proje tekrar gözden geçirilmiştir. Ancak, projeye bu güne kadar Avrupa Birliği’nden ve özellikle de Almanya’dan destek verilmemişken bugün gelinen noktada, Sarkozy ile Merkel’in uzlaştığı görülmektedir.

Buna göre, öncelikle adı bile sorun olan projenin orijinal adı AAO, AİB (Akdeniz İçin Birlik) Projesi şeklinde değiştirilmiş ve proje, AB üye ülkelerin tamamının katılımına açılmıştır. Bu ortaklık projesi, Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkeleri (Cezayir, Fas, Mısır, Tunus, Suriye, Ürdün, Lübnan, Filistin ve İsrail) ile birlikte Türkiye'yi de kapsamaktadır. Ancak, Sarkozy’nin hayalini kurduğu biçimden oldukça uzak bir yapıya bürünen ve AB’nin karın ağrısı olmaya devam eden bu projenin temelini anlamanın yolu, Barselona Bildirgesi’nden geçmektedir.

Barselona Süreci ve Bildirgesi

Barselona sürecinin hangi nedenlerle ortaya çıktığının analizi, “Barselona Bildirgesi”nin daha iyi kavranmasını sağlayacağı için öncelikle bu sürecin etkenlerini tarihî seyir içinde izah etmeyi gerekli kılmaktadır. Avrupa-Akdeniz Ortaklığı ve bunun temel dayanağı olan Barselona Bildirgesi’nin Akdeniz’in kendine has yapısal özelliklerinden ortaya çıktığı ve şekillendiği söylenebilir. Bu yapısal özellikler, Akdeniz’deki kuzey-güney farkı olarak da ifade edilebilir. Yapısal açıdan Akdeniz’in kuzeyi ile güneyi arasındaki siyasi, ekonomik ve demografik dengesizlikler, Akdeniz’de Avrupa Birliği komşuluk politikası için yeni bir yapılanmayı gerekli kılmıştır, denilebilir. Diğer bir deyişle; siyasi açıdan farklı rejimlere, ekonomik açıdan farklı sistemlere, demografik açıdan da farklı yapıya sahip olan Akdeniz’de karşılıklı sorunlar, AB’yi Akdeniz’de yeniden bir yapılanmaya sevk etmektedir [1]. Akdeniz’in yapısının karşılıklı bağımlılık [2] içerdiği ve mevcut sorunların da ortak olduğu, bunun da AB içinde karşılığını AAO yapılanmasıyla bulduğu söylenebilir. Millî gelir farkının onda bir (1/10) oranında olması ve 2010 yılında bunun yirmide bire (1/20) yükseleceği tahmini, aradaki gelir uçurumunun [3] ya da Akdeniz’deki kuzey-güney farkının, AB’yi AAO oluşumuna yönelten diğer bir etken olduğu söylenebilir.

Ayrıca kuzey-güney arasındaki demografik fark, diğer bir ifadeyle güneyin düşük millî gelire rağmen nüfusunun hızla artması, kuzeydeki azalması ve yaşlanması sorunu; kuzeyde işçi açığına, güneyde ise açlık felaketine neden olabilir. İşte bütün bunlar Akdeniz ülkelerini karşılıklı bağımlılık ve tercihlerle karşı karşıya bırakmaktadır. 1960’larda başlayan ve 1970’lerde ‘Yenileştirilmiş Akdeniz Politikası’ ile ivme kazanan AB Akdeniz politikası ve stratejisi, yavaş yavaş şekillenmeye başlamıştır. 1991 yılındaki Madrid ve Orta Doğu Barış Sürecini [4] takiben 1995 yılında Barselona Bildirgesi ortaya çıkmıştır. Bu bildirge ise 2005’teki ‘Artı Barselona Bildirgesi’ ile yeniden düzenlenmiştir.

Barselona Bildirgesi: 1995 ve 2005

Barselona Bildirgesi üç konuda; (1) Siyasi ve güvenlik, (2) Ekonomik, ticari ve mali, (3) Sosyo-kültürel ve beşerî alanlarda ortaklık öngörmektedir. Dolayısıyla Avrupa-Akdeniz Ortaklığı veya Akdeniz Birliği bu sacayağına dayanmaktadır. Bildirgenin bu üç boyutu, aslında birlik fikrinin nasıl geniş kapsamlı ve idealist bir vizyona sahip olduğunu da göstermektedir.

Bildirgenin siyasi ve güvenlik kısmında; siyasi diyalog ile güvenliğin güçlendirilmesi için komşuluk ilişkilerinin güçlendirilmesi ve demokratik yapıların işlevselliğinin arttırılması, siyasi reformların desteklenmesi, bu prensipler ile bölgesel ortaklığın ve işbirliğinin artırılarak Akdeniz’de ‘barış ve istikrar bölgesi’nin oluşturulması [5], ekonomik kısmında; dengeli sosyo-ekonomik gelişme ve sürdürülebilir ekonomik gelişmenin hızlandırılması, yaşam standardının artırılarak kuzey-güney uçurumunun azaltılması, pazar ekonomisi sisteminin yerleştirilmesi, serbest rekabet ve ticaret koşullarının iyileştirilerek rekabet gücünün artırılması, enerji sektöründe iş birliği, yabancı yatırım ve mali yardımların artırılması ve böylelikle aşamalı bir geçiş süreci sonunda 2010 yılında Serbest Ticaret Bölgesi’ nin kurulması [6], son olarak, sosyo-kültürel ve beşeri alanlarda da; ortakllığın tesisi ve geliştirilmesi hedeflenmektedir.

Barselona Bildirgesinin değerlendirilmesi ortaya şöyle bir tablo çıkarmaktadır: Bildirge, bölgesel bir çerçevede daha ziyade ticari entegrasyonu hedeflemektedir [7]. Bu anlamda temel unsur olarak ‘Serbest Ticaret Bölgesi’’nin oluşturulması amaçlanmıştır [8]. Bu bağlamda, Barselona Bildirgesinde eşitlik, açıklık ve karşılıklılık prensipleri [9] ile bölgesel entegrasyonun hedeflendiği söylenebilir. Bu hedef çerçevesinde Akdeniz’de bir barış ve istikrar bölgesinin oluşturulması öngörülmüştür [10]. Çok kapsamlı ve boyutlu olan bu bildirge ile AB’nin Akdeniz politikasının ana çizgileri ve stratejileri belirlenmiş olmaktadır. Özellikle AB’nin AAO’daki ekonomik stratejisine baktığımızda asıl amacın, güneyden kuzeye doğru olan işçi göçünü denetim altına almak olduğu ileri sürülebilir [11]. AB, bu bildirgeyle kurmuş olduğu “Avrupa-Akdeniz Ortaklığı Projesi”ni hayata geçirmek için MEDA [12] programlarını bir araç olarak devreye sokmuştur. Ayrıca ikili anlaşmalar [13] sistemiyle bu projeyi işleme sokmaya çalışmıştır. AB 2005 yılında, önündeki on yıllık süreci değerlendirdiğinde özellikle 2010’daki serbest ticaret bölgesi oluşturulması hedefinin ancak 2015 yılında gerçekleşebileceği kanaatine varmıştır [14].

Diğer taraftan, bu bildirgenin siyasi kısmı da yetersiz görülerek demokratikleşmeye ağırlık verilmiş ve böylelikle ortaklığın demokratikleşme ve reformların desteklenmesine odaklanarak ‘Akdeniz Demokratik Devletler Topluğu’ [15] olması hedeflenmiştir. Bir anlamda 1995’ten farklı olarak 2005’te ekonomik gelişme, demokratikleşme ve reform arasındaki bağlantı [16] vurgulanmıştır. 1995–2005 arasını değerlendiren Avrupa’daki politika yapıcıları, 1995 Barselona Bildirgesinin başarısız olduğunu kabul etmişlerdir [17].

Sonuç olarak; Akdeniz’in sorunları bölgesel bir iş birliğini zorunlu kılsa da bildirgenin ve genel olarak Akdeniz Birliği Projesinin göze çarpan en önemli eksikliklerinden biri, belirtilen hedefleri gerçekleştirmek için AB’nin referans ve araçlardan yoksun [18] olması ve belirlenen hedeflerle AB’nin gücü arasında doğru bir orantı [19] kurulamamasıdır. Ayrıca AB karar mekanizmalarının hantal yapısı ve koordineli olarak işletilememesi de projenin önemli eksikliklerindendir. Bundan dolayı, Barselona Bildirgesi hedeflerinin ütopik ve fazla iyimser kaldığını [20] söylemek mümkündür. Fransa’nın Akdeniz Birliğinde ısrar etmesinin nedeni ise Akdeniz’in Fransa’nın doğal jeopolitik yayılma alanı olmasından kaynaklanmaktadır. Almanya’nın doğal yayılma alanı ise Doğu Avrupa eksenidir ve AB’nin bu iki motor gücünün AB genişleme (Doğu Avrupa) sürecinde anlaştıkları varsayılmaktadır. Bugün gelinen aşamada, AB’nin kendi içinde ortak bir yaklaşım belirleyemediği, tartışmalara konu olan projeye Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerinin de Avrupa’nın sömürge dönemi tecrübesi nedeniyle kuşkuyla yaklaştığı ve AB’nin Akdeniz’de hegemonya kurma projesi olarak algılandığı söylenebilir. Bununla birlikte, projenin Türkiye’nin AB üyeliğinin önüne bir engel olarak çıkarılması ve Fransa’nın Türkiye’yi bu projeye angaje etme politikası önemli bir sorun alanını teşkil etmektedir. Bu nedenle, Türk Dış politikası Akdeniz Birliği’ne karşı muhalif ve temkinli tutumu devam etmektedir. Kısaca “Akdeniz Birliği Projesi”nin önündeki kuşkular giderilmediği ve Fransa’nın inatçı tavrı devam ettiği takdirde Akdeniz’de bir birliğin kurulmasının çok zor olacağı değerlendirilmektedir. Akdeniz Birliği projesinde Fransa için önemli olan Kuzey Afrika’nın enerji kaynaklarıdır. Bu değerlendirmeler ışığında, Akdeniz Birliği projesinin ölü doğmuş bir proje olduğu ileri sürülebilir. Muharrem EKŞİ / globalstrateji.org / 25.03.2008

[1] Michelle Pace, “The Euro-Mediterranean Partnership and the Common Mediterranean Strategy? European Union Policy from a Discursive Perspective”, Geopolitics, Sayı 9, Nu.:2 (Yaz,2004), ss.292–309, 293.

[2] Avrupa Birliği’nin Akdeniz Politikası ve Türkiye, Friedrich Ebert Stiftung, FES, İstanbul, 1998, s. 3.

[3] Ibid., s.7.

[4] 1995 Barselona sürecinin son olarak 1991 Madrid Zirvesi ile başladığı söylenebilir. bk., Martin Ortega, “Some Comments on the European Union’s Mediterranean Policy”, EU Institute For Security Studies, Paris Chaillot Paper, N.64, Ekim 2003, ss.1-12, s.1.

[5] http://ec.europa.eu/comm/external_relations/euromed/

[6] http://ec.europa.eu/comm/external_relations/euromed/free_trade_area.htm

[7] “Barcelona Plus: Toward a Euro-Mediterranean Community of Democratic States, A EuroMeSCo Report, Nisan, 2005, ss. 1–79, s. 2.

[8] George Joffe, “Southern Attitudes Towards An Integrated Mediterranean Region”, Richard Gillespie (ed.), The Euro-Mediterranean Partnership: Political and Economic Perspectives, FrankCass, London, Portland, 1997.s.16.; Ayrıca AB’nin serbest ticaret bölgesi kurarak sekiz yüz milyonluk bir pazar oluşturmak gayesi içinde olduğu söylenebilir. bk., Senem Çeşmecioğlu (hzl.), Avrupa-Akdeniz Ortaklığı ve Türkiye, İTO, Yay. No.:2003–34, s.29.

[ 9 ] Avrupa Birliği’nin Akdeniz Politikası ve ..., s.37.

[10] Ibid., s.37.

[11] George Joffe, a.g.m. s.16.

[12] The Mediterranean Economic Development Area (MEDA) olarak bilinen bu programdaki bütçe mebleğları da AB’nin AAO’ya verdiği önemi ispat etmektedir. bk. Martin Ortega, a.g.m. s. 2.; Ayrıca bk., Senem Çeşmecioğlu, a.g.e. s. 11.

[13] Ortaklık antlaşmaları (Association Agreements) vasıtasıyla serbest ticaret bölgesinin oluşturulması kararlaştırılmıştır. bk., Senem Çeşmecioğlu, a.g.e. s.5.

[14] Barcelona Plus, ... , s.10.

[15] ‘A Euro-Mediterranean Community of Democratic States’ olarak 2005’teki ‘Artı Bildirge’ (The Barcelona Plus Declaration)’a 2015’te gerçekleştirilmesi beklenen bir hedef olarak konmuştur. bk. Barcelona Plus, ... , s. 48.

[16] Eş zamanlı olarak geliştirilmesine karar verilmiştir. bk. Barcelona Plus ..., s.14 ve 29.

[17] Ibid., s.8.

[18] Michelle Pace, a.g.m. s. 294.

[19] Ibid., s.308.

[20] Martin Ortega, a.g.m., s.1.

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176