Altan Köseoğlu: "Körfez'i Kaşıyorlar"

ARPAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Altan Köseoğlu; Körfez'i kaşımak isteyenleri uyararak "Yoğurt satar gibi kılavuzluk olmaz. Körfezi kaşımak isteyenler var." dedi.

Altan Köseoğlu:

Köseoğlu: "Körfez'i Kaşıyorlar"

ARPAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Altan Köseoğlu; Körfez'i kaşımak isteyenleri uyararak "Yoğurt satar gibi kılavuzluk olmaz. Körfezi kaşımak isteyenler var." dedi.

Dünya Gazetesi Perşembe Rotası ekinde yer alan habere göre, ARPAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Altan Köseoğlu; şunları söyledi:

 “Türkiye’de kılavuzluk ve römorkaj hizmeti veren liman, liman idareleri ve benzeri yapılanmalarda sorun yok. Problem, yoğurt satar gibi pilotaj ve römorkaj hizmeti verilmesinden kaynaklanıyor. Dünyada bunun zemini limanlara bağlıdır. Liman hizmetlerinin bir cüzüdür yapılan iş. Bu böyle alınmadığı sürece, sorunlar olacaktır. 50 senedir Türkiye’de özel kılavuzluk ve römorkaj hizmeti var. İhtiyaçlar, TDİ’nin hizmet verememesinden kaynaklandı. Hatalar ve kazalar dünyanın her yerinde olabilir. Ama, Körfez’i biraz kaşıyorlar gibi... Pilot, kaptana yardımcıdır. Pilot, köprü üstünde kaptana ‘5 derece sancak diyebilir’ ama kaptan da, buna uymayabilir. Türkiye’de pilotun görevi biraz abartıldı. Nedeni de, pilotların dernek ve ticari faaliyetlerin içinde fazla yer almasıdır. Dernek, yapılanı ticari faaliyet olarak öne çıkardığı andan itibaren yanlış zemine kaymıştır”

Konuyla ilgili okuyucunun tarafsız fikir edinmesini sağlamak adına DenizHaber.Com konuyla ilgili Uluslararası Kılavuz Kaptanlar Birliği Başkan Yardımcısı ve Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği Başkanı Kaptan Cahit İstikbal'in görüşlerine başvurdu.

Kaptan İstikbal'e özellikle "kılavuzluğun liman hizmetlerinin cüzü olup olmadığı, dünyada bu hizmetlerin zemininin limanlara bağlı olup olmadığı, kılavuz kaptanın gemideki rolü, kılavuz kaptanların dernek ve ticari faaliyetlerin içinde fazla yer alıp almadığı, Türkiye'de pilotun görevinin abartııp abartılmadığı, kendisi de bir kılavuzluk kuruluşunun başında olan Altan Köseoğlu'nun görüşlerini nasıl değerlendirdiği, Derneğin yapılanı ticari faaliyet olarak öne çıkarıp çıkarmadığı" konularında sorular yönelttik.

İstikbal'e ayrıca kamuoyunun merak ettiği diğer soruları da sorduk.

Sayın İstikbal'in sorularımıza verdiği karşılıkları yarın yayınlayacağız.

DenizHaber.Com

 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Fahri Elaz
Fahri Elaz - 11 yıl Önce

yoğurt koydum dolaba ellere vay

bugün başim kalaba ellere vay

ellere hanim canim ellere vay



giymiş pembe şalvari ellere vay

sallanir saçaklari yerlere vay



kalayli tas yoğurdu ellere vay

seni kimler doğurdu ellere vay

seni doğuran ana ellere vay

bal ilen mi doğurdu ellere vay



yoğurdun üstü kaymak ellere vay

olur mu yare doymak ellere vay

yare doydum diyenin ellere vay

caizdir boynun vurmak ellere vay

Barış Batı
Barış Batı - 11 yıl Önce

sözüm meclisten dışarı dostlar;

bugünlerde kendimi 'hıyar' gibi hissediyorum..

hani, dilim dilim doğrasalar beni,

marmara, ege, karadeniz, ve hatta akdeniz 'cacık' olur diyorum..



derdim öylesine büyük ki dostlar..

kırka yarıp, yine, kırka bölseler,

ve, kırk bostana gübre diye serpseler,

kırkbin tane ot biter de, kırkbin derde deva olur diyorum..



[iç çeker]

ne oldu bana böyle, durup dururken..

oğlan, aldı başını gitti. kız, zaten lafımı dinlemezdi..

düğmem kopuk, paçam sökük.. oramda buramda çengelli iğneler..

bir de, "çengelli iğne nazar bozar" derler..

hanımın çorabı kaçık, başında bigudiler..

karabaş bile, karabaş bile suratıma bakıp bakıp havlıyor..



[rakı doldurur]

övünmek gibi olmasın ama dostlar;

kendimi 'hıyar' gibi hissediyorum..

hani ince kıyım doğrasalar beni,

[bir sigara daha yakar]

akdeniz 'cacık' olur diyorum..

ve hatta atlas okyanusu..

ve hatta hint oykanusu..

ve, hatta hatta büyük okyanus bile, cacık olur diyorum.

böyle cacığa rakı mı dayanır..



"çivi çiviyi söker" derler, soğuktan donanı buzla ovarlar..

ben; zaten yanmışım dostlar.. peki, beni fırına mı koysalar..?

zeytin suyuna kuru ekmek,

böyle gelmiş,

böyle gidecek..

Kadir Gonca
Kadir Gonca - 11 yıl Önce

1- kompleks ve/veya kuyruk acisi turunden bir deneyim sonrasinda, ki$inin kendi egosuna yonelik masturbasyonu.



2- ortada gecerli herhangi bir neden ve gereklilik yokken, sadece kendini iyi hissetme ugruna etrafini bayma sanati.insanların bazılarının içinde küçükten beri olan hırstır. görmeyeni görür, duyulmaması gerekeni duyar ve sonunda denmemesi gerekeni bir güzel der. hiç aklına gelmez, hiç düşünmez, sağdaki niye görmez, soldaki neden duymaz. dikine gittikleri pointer büyüklüğünde kafaları bulunur.diyelim ki bir siyasal partiniz ya da orgutunuz var, basinda da sevilen sayilan bir lideriniz.. gelin gorun ki, soz konusu lider cumhurbaskani olmak icin ya da belki eli etegi cekip dunya islerinden memleketinde karpuz sergisi acmak icin liderligi birakiyor.. bir de orgutunuzun ‘ihtiyar heyeti’ne benzer akil adamlar tayfasi var ki, bunlar orgutun gundelik liderlik catismalariyla guc kaybetmesini istemiyorlar.. ancak orgutun genc, delifisek simalari bosalan koltuga goz koymus durumda ve belli ki kan dokulecek.. iste tam bu anda, ‘ihtiyar heyeti’ devreye giriyor ve sihirli ‘ismet abi formulu’nu telaffuz ediyor.. bilirsiniz, her turlu toplulugun en az bir ‘ismet abi’si vardir, ne kokan ne bulasan, yasi kemale ermis, herkesce sevilen, kalender, genellikle sempatik, derleyip toparlama ozelligi olan.. iste formulumuz de cekisen gencler arasinda bir orta yol bulunana dek liderligin ismet abi’ye devredilmesi fikri uzerine kurulu.. kritik bir durum varsa eger, aninda devreye sokuluyor bu hayli karmasik ve teknik formul ve ismet abi, sular durulana dek abilik yapiyor..



mahalle macinda cikan kavgayi yatistiran, gencleri ayiran abiler vardir hani her mahallede.. cogunlukla esnaflikla ya da aylaklikla istigal eden bu abiler devreye girip en azindan mac sonuna kadar ortamin yatismasini, taraflarin ayrilmasini saglar.. iste bu da ‘ismet abi formulu’nun minor uygulamalarindan birisidir..

Erol Köşem
Erol Köşem - 11 yıl Önce

eski bir karagöz - hacivat deyişi.. imiş..

aynı şeyi tekrar edip duran kişiler için kullanılır..mış*..

osmanlı döneminde, türklerin arapça öğrenmeleri için yazılmış üçlemenin** ikinci kitabı olan binanın, kişisel başarısızlığa eşlik eden zorluğu ve öğrenim şartlarının güçlüğü yüzünden, bir baltaya sap olamamış oğul tarafından, eski yaz kuran kurslarına her yaz elifbadan başlamak suretiyle iştirak eden birey misali, tekrar tekrar okunmasına işaret eden; meseleyi halledemeden başa dönüp duranları anlatan deyimleşmiş söz öbeği.

Türkiye’de denizciliğin başka hiçbir sorunu yokmuş gibi, bazı çevrelerce yalnızca kılavuzluk ve römorkaj konusunun, üstelik tüm Türkiye’dekinin değil, yalnızca İzmit ve İskenderun Limanlarındaki kılavuzluk ve römorkaj konusunun, bir problem varmış gibi on yıldır gündemde tutulmasının altında, bazılarının şahsi ve ticari menfaatlerinin olduğunu sanırım artık herkes öğrendi. Üstelik, on yıl önce adı geçen yerlerde bir kamu kuruluşu tarafından verilmeye çalışılan kılavuzluk ve römorkaj hizmetlerinin eksiklikleri yüzünden ortaya çıkan beklemeler nedeniyle ülkemiz, yabancı gemilere milyonlarca dolar demoraj ücreti öderken, tesisler, fabrikalar, yük taşıyıcılar zaman ve para kaybına uğrarken, son on yıldır bütün aksaklıklar düzelmiş, hizmet kalitesi dünyanın ileri ülkelerindeki seviyeye çıkmış ve ülkemiz ekonomik açıdan büyük yararlar sağlamış olmasına rağmen bu uğraşlar sürmektedir.

Nezih Dikili
Nezih Dikili - 11 yıl Önce

Adamın biri, gece geç vakit bir “otel”e gitmiş...



“Yer” istemiş, “Yok” demişler... Adam, “rica-minnet” yalvarınca, “Bir yatağımız var, ama...” demişler... “Ama, odada bir adam kalıyor... Ancak, zilzurna sarhoştur... Otel yıkılsa haberi olmaz!.. Eğer isteren, onun odasındaki diğer yatağı sana verebiliriz!..”

Adam, “Tamam” demiş... Çıkmış odaya, yatmış... Olacak ya, “müthiş bir karın ağrısı”yla uyanmış... Acayip bir ağrı... Hani, “altına edecek derecede” derler ya, işte o derece sıkışmış... Ha bıraktı, ha bırakacak!.. “Ne yapsam acaba?.. Tuvalete yetişebilir miyim?” diye düşünürken, “zil zurna sarhoş adam” gelmiş aklına... Bakmış, “horul horul” uyuyor!..

Çabucak adamın pantolonunun kemerini çözmüş, pantolonunu aşağı sıyırmış ve “külodu ile pantolonunun arasına” def-i hacetini yapmış!..

Tabiî pantolonu, tekrar giyildiği hale getirmiş, kemeri de bağlamış!.. Yatmış, uyumuş... Sabah olunca da, kalkıp gideceği yere gitmiş!..

Aradan uzun yıllar geçmiş... Aynı adam, aynı otele yine gelmiş... Tabiî, asıl maksadı, “oda arkadaşı”nı sormak... “Ne oldu o sarhoş adama?” demiş, “Hâlâ öyle çok mu içiyor?”

“Sormayın” demiş, otel görevlisi... “O gece”den sonra adama bir hâller oldu!.. Kafayı yedi, kafayı!..

Sürekli sayıklıyor:

Bu olur!.. Bu da olur!.. Hadi, bu da olur!.. Ama bu da, olmaz ki birader!”

Bilmezden gelip, “neymiş olmayan?” demiş, adam...

Otel görevlisi, “adamın sayıklaması”nı anlatmış:

“Ben zilzurna sarhoşum, dolayısıyla ne yaptığımı bilmeyebilirim!.. Bu olur!.. Derin uykuda olduğum için, tuvaletimin geldiğini farketmemiş olabilirim... Bu da olabilir!.. Pantolonumu sıyırırken, küloduma da yapmış olabilirim!.. Bu da olabilir!.. İyi de, külotla pantolonun arasına nasıl etmiş olabilirim?.. İşte bu olmaz!”

Anlayacağınız, adamcağız, “küloduyla pantolonunun arasına” nasıl ettiğini düşüne düşüne kafayı yemiş!.. Sürekli, “nasıl olur?” diye soruyor, tekrar başa dönüyormuş!..

Eğer bilseydi ki, onu yapan “bir başkası”dır; herhalde müthiş öfkelenir ama kafayı sıyırmazdı!..

Aslına bakarsanız, insanlara kafayı yedirten, hep “bir başkaları”dır!..

İnsanlar; “Bu olur!.. Ehh, bu da olur!.. Hadi, bu da olur!.. Ama, bu da olmaz ki!” diye diye düşünmekten ya kafayı yemişlerdir, ya oynatmaya az kalmıştır!.. Bugün bile, bazı olaylara “sebep” aramaktan, birçoğumuz “sıyırma noktası”nda değil miyiz?..

banner112
SIRADAKİ HABER

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176

banner190