Akşehir Gölü Çöl Oluyor

353 kilometrekareden 30 kilometrekareye düşen Akşehir kurumaya yüz tutarken, yetkililer gölün kurumasıyla türkiye haritasının değişebileceğini belirttiler.

banner227

Akşehir Gölü Çöl Oluyor

353 kilometrekareden 30 kilometrekareye düşen Akşehir kurumaya yüz tutarken, yetkililer gölün kurumasıyla türkiye haritasının değişebileceğini belirttiler.

19 Eylül 2007 Çarşamba 22:30
2107 Okunma
Akşehir Gölü Çöl  Oluyor
Nasreddin Hoca’nın fıkralarına konu olan Akşehir Gölü S.O.S. veriyor. Son 10 yılda 353 kilometrekarelik bir alandan 30 kilometrekarelik alana düşen göldeki su derinliği de 17 metreden yarım metreye kadar indi. Akşehir İlçe Tarım Müdürlüğü yetkilileri gölün yakında tamamıyla kuruması sonucu Türkiye haritasının değişebileceğini belirttiler.
            İlçe Tarım Müdürü Bahri Karaman Akşehir Gölü kenarında yaptığı açıklamada gölün son yılların en kötü durumunda olduğunu belirterek Akşehir Gölünün kurumasının dünyaca ünlü Akşehir Kirazı’nın da kalitesini etkileyeceğini belirtti. Karaman, “Akşehir gölü çevresindeki yerleşim alanları ve meyve bahçeleri için mikroklima görevini yapmaktadır. Gölün tamamıyla kuruması sonucu Patent alınan dünyaca ünlü Akşehir Kirazı da aroma ve lezzet kaybına uğrayacaktır. Yılda yaklaşık 15 bin ton üretilen ve bunun 9 bin tona yakını yurt dışına ihraç edilen Akşehir Kirazı gölün kurumasıyla önemli bir kalite kaybına uğrayacaktır. Bu durumda Akşehir ve çevresi için önemli bir gelir kaybına yol açacaktır” dedi. Tarım Müdürü Bahri Karaman şu anda gölü besleyen tek kaynağın Akşehir Kanalizasyonundaki çökertme yoluyla elde edilen suyun olduğunu söyledi.
            İlçe Tarım Müdürlüğü Ziraat Mühendisi İzzet Ercan da yaptığı açıklamada göl çevresindeki köy ve kasabaların 10 yıl öncesine kadar geçimini gölden sağladıklarını belirterek, şimdilerde gölün kurumaya yüz tutması sebebiyle gölde hiçbir canlının yaşamadığını söyledi. Eskiden gölde bol miktarda sazan ve turna balığınının bulunduğunu belirten Ercan “Yıllık yağış miktarının düşmesi, gölü besleyen kaynakların önüne göletlerin yapılması, dağlarda yapılan ağaçlandırma çalışmaları sebebiyle kar ve yağmur sularının bu ağaçlar tarafından tutulması ve göle ulaşmaması sonucu gölümüz hızla kurudu. Eğer bu durum böyle giderse yakında Türkiye haritasını değiştirmek gerekir, Akşehir Gölü’nü haritadan silmek gerekir” dedi.
            Yetkililer gölü kurtarmak için çeşitli projeler hazırlandığını ve bunların bir an önce devreye sokulması gerekliliğinin de altını çizdi.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mustafa Safa 2007-09-20 00:17:42

şehrin konumu oldukça avantajlı olmasına rağmen, yerel yönetimlerin beceriksizliği, sorumsuzluğu, savurganlığı ve iş bilmezliği gibi bilumum kötü özellik sayesinde gelişememiş, verdiği kalitede göç alamamış bir şehirdir. akşehir çok göç verir. en çok göç edenler ise, akşehir'de uzunca süre çalışıp, para biriktirip güneye (ve çoğunlukla antalya'ya) gidenlerdir. çoğu eğitimlidir. tam akşehir'e fayda sağlaması gereken bu insanlar çekip giderler. akşehir'in aldığı göç ise, daha çok, eğitimi belli bir seviyenin üzerine çıkamamış, eğitimi çıksa bile, yontmaya yetememiş insanlardandır.



akşehir doğuyu batıya bağlayan, genelde nato yolu diye tabir edilen yolun, afyon ile konya arasında kalan kısmının ortasına yakın bir yerde yer alır. doğusu (konya tarafı) ve kuzeyi (ankara tarafı) tahıl ambarı, batısı (afyon/izmir tarafı) sebze ve meyve bahçesidir. kuzey-güney için de benzer şeyler söylenebilir. ankara ile ısparta-burdur arasındadır. sultandağlarının hemen eteğindedir.



doğma büyüme akşehirli olarak, çok düşünmüşümdür, acaba bu şehir ve benzer konumu başka bir ülkede olsaydı nasıl olurdu. tam bir planlama hatası, daha doğrusu plansızlık. (bunda şöyle bir bahane de var. akşehir son seçime kadar hep sol partiler tarafından yönetildi ancak iktidar genelde sağ partilerdeydi. dolayısıyla, devlet politikası değil, hükümet politikasıyla yönetilen ülkemiz için vazgeçilmez bir handikapa sahipti).



neyse, konuyu dağıtmayalım.



- herşeyden önce, şehir tam ana yolların kesişmesi gereken (ve hatta kesiştiği) yerde. sultandağları'nın yamacında kurulmuştur ve adını verdiği akşehir gölünden çok uzak değildir. doğal olarak balıkçılığın gelişmiş olması gerekir.



- az önce açıklamaya çalıştığım gibi, batısında sebze ve meyve bahçeleri (hatta doğusunda da) vardır, doğal olarak sebze ve meyve ihracatının, meyve suyu fabrikalarının vs. sayısız olması gerekir.



- kuzey bölgesinin, gölün doğusunda kalan kısmı, uçsuz bucaksız boş alandır. doğal olarak tarımın gelişmiş olması gerekir.



- doğuyu batıya bağlayan yol üzerindedir, doğal olarak turizmin gelişmiş olması gerekir.



- sayısız kaynak suyu vardır. çok yakın bir arkadaşımın dediği gibi, "parmağını toprağa batırsan su fışkıracak". doğal olarak, memba suyu şişeleme tesisi gibi tesislerin açılmış olması gerekir.



- türkiye'nin bir çok ilinde meslek lisesi yokken, 1950'li yıllarda kız meslek lisesi, endüstri meslek lisesi, ticaret lisesi, öğretmen lisesi ve sonra 1990'ların sonunda da anadolu lisesi sahibidir. doğal olarak kaliteli göç çekmesi gerekir.



- bir önceki maddede sözü edilen meslek liseleri sayesinde, doğal olarak sanayisinin gelişmiş olması beklenir.



- türkiye'nin bir çok yerinde olmayan, tren istasyonu vardır. doğal olarak, başka şehirlere ulaşımın kolay ve ucuz olması gerekir.



- şehir merkezi hariç, neredeyse her yerinde piknik yapılabilecek kadar yeşildir. bir çok entry'de de sözü edilen, hıdırlık adlı mesire yeri, sultandağları üzerinde, tüm şehre hakim bir noktada kurulmuştur. buna ek olarak, sultandağları arasında iki ayrı vadi vardır. kışın ve yazın çok farklı renklere ev sahipliği eder. özellikle yazın, güney taraftan girişte, karadeniz kadar olmasa da, yeşilin bir çok tonu görülebilir. doğal olarak, doğa turizmini çekmesi gerekir.



- bütün bunlardan daha da önemlisi, nasreddin hoca gibi bir değere sahiptir, doğal olarak, theme park vb ticari etkinliklerin gelişmiş olması gerekir. yılda bir kere, 5-10 temmuz arası yapılan nasreddin hoca festivali bile, son 5-6 yıldır etkin olarak kutlanmaktadır.



- selçuk üniversitesi meslek yüksek okulu sayesinde, üniversite gençliğinin bir canlılık getirmiş olması beklenir. şehirde açılan sinemalar bir bir kapanmaktadır.



- 15 yıl önce üniversite yüzünden ayrıldığım bu şehrin, bunlarla birlikte şu anda aklıma gelmeyen ve bilmediğim başka bir sürü artıları var şu anda.



peki neler mi oluyor!



- diğer besinlere kıyasla daha ucuz olması gereken balık, çok kısa bir süre ucuz, yılın bir çoğunda da en pahalı yiyeceklerdendir.



- akşehir'den 20-25 km kadar uzakta bir tane meyve suyu fabrikası vardır.



- tarım var. ancak diğer şehirler satabilecek kadar gelişmiş değil.



- akşehir'e gelen toplam turist sayısı, bir yılda 100'ü geçmez.



- şişeleme tesisi inşaatı tamamlanamamış, yarım bırakılmıştır.



- maalesef kaliteli göç çekilememektedir.



- sanayisi gelişmiştir. o kadar gelişmiştir ki, sanayide belki 100 tane motosiklet tamircisi, bir o kadar da araba tamircisi vardır. bir kaç ufak tefek makina imalathanesi haricinde doğru dürüst bir sanayi yoktur.



- tren seferleri oldukça azdır – bu, akşehir'in değil, devletin sorunu.



- sadece nasreddin hoca festivali sırasında düzenlenen bir kaç yamaç paraşütü etkinliği vardır.



- nasreddin hoca mı? bir kaç pankartla, belediyenin diktirdiği bir kaç ağacın çevresine çekilen korkulukla ve akşehir'e mal olacak her bina vs.'ye (stadyum, caddde, sokak, park) adını vermesiyle anılıyor. dünya çapında bir kahraman haline gelemedi. bizzat belediye başkanına benim sunduğum (ve sonradan kullanmasınlar diye adıma tescil ettirdiğim) proje teklifi için, belediye başkanı telefon açıp bir teşekkür ederiz ama ilgilenmiyoruz bile demedi.



- 50 kişilik açılabildiği ve silme serseriyle dolduğu için, ankara, istanbul, izmir gibi büyük şehirlerdeki ailecek gidilebilecek sinemalarla asla karşılaştırılamayacak düzeyde kalmıştır. yeni kültür sarayı (saray!!!) içinde bir tane var, ama onun da ömrü uzun sürmez.



peki böyle bir şehir, amerika'da, almanya'da, isviçre'de olsaydı diye düşünüyorum. oraları gidip gören arkadaşlarımla konuştuğumda, doğayı asla katletmeyen, doğayla yaşayan, şehrin her noktasını en verimli biçimde kullanan "çağdaş" medeniyetlerden söz ediyorlar. yapay mickey mouse yerine, gepgerçek nasreddin hoca'yı pazarlayamayan, şehirde asayişi sağlayamamış, sadece iki tane 3 yıldızlı oteli olan, kendisinin farkına varamayan bir şehir bu akşehir.



belediye yanlış yere parkeden araçlara ceza yazmayı ana görev olarak benimsemiş, asli görevlerini unutmuş. halk zaten uzun yıllar belediye'den hizmet görmediği için belediye'ye olan güvenini neredeyse tamamen yitirmiş. bir kaç işletme -ki bunları kelli felli şirket sanmayın, büyük süpermarketlerden söz ediyorum sadece- sayesinde ekonomisi dönen, çoğu esnaf olan bir ekonomisi var. cumhuriyetten sonra bir ara bankası bile olan bir şehir bu hale gelmiş.



tabi, her şey bu kadarla da bitmiyor. bu kadar ekonomisi sığ, ticareti yok denecek kadar az şehirde, ev fiyatları ve kiraları astronomik derecelerde, 100lerce milyar lira.



dibine kadar* gelen/gelecek olan doğalgaz boru hattının bile farkına varamamış, tüm kışı is, kurum ve pislik altında geçiren şehir.



kısacası, uyuyan dev... belki de ben çok büyütüyorum gözümde...

Avatar
Nur Çizmeci 2007-09-20 00:27:29

bir rivayete göre celali isyanlarını bastıran osmanlı ordusunun, celalilerin sığınacağı yer kalmaması için ormanları yakmasıyla başlayan ve bugünlere gelen çölleşmedir.

zira ağaçsızlık susuzluğu, susuzluk ağaçsızlığı getirmektedir.

başka bir rivayete göre "üzerinde kuşlar yuva yapıyor, ektiğimiz tohumları didikliyor sonra bu namıssızlar" denerek ağaçların kesildiği, en azından yenisinin dikilmediği bir tarım toplumunun günümüze bıraktığı mirastır

uzun yıllara dayanan yanlış tarım politikaları ve sorunu görmezden gelen iktidarlardan dolayı, giderek artan bir hızda ilerleyen süreç olmuştur. önceleri tuz gölü'ndeki su seviyesinin azalması ve bölge topraklarının tuzluluğun artmasıyla başlayan süreç, daha sonra konya'da kumullukların oluşmasıyla hız kazanmış ve en sonunda bölgedeki su kaynaklarının ciddi şekilde tükenmesiyle hızlanmıştır.



bu sürecin çok benzeri sovyetler birliğidöneminde aral gölü'nün sularının akıl ve mantık sınırları dışında kullanılmasında da görülmüş ve on yıllık hasat için bölgenin geleceği ve aral göl'ü tamamen katledilmiştir. göl şu anda 3 büyük parçaya dönüşmüş ve mevcut koşullarla kurtarılması olanaklı görülmemektedir.



iç anadolu bölge'sinde ise zaten kısıtlı olan su kaynakları bilinçsizce kullanılmış fakat bölge uzun yıllar boyunca ders kitaplarında türkiye'nin tahıl ambarı olarak konumlandırılmıştır. günü kurtarmak derdinde olan iktidarlar ise değil problemin üzerine eğilmek, böyle bir sorunu gündemlerine bile almamışlardır.



en son olarak beyşehir gölü'nün kurumaya başlaması ve yer altı sularının çekilmesiyle toprak kaymalarının bile görüldüğü bölgede konuyla ilgili en ciddi girişimde bulunan tema'nın çabaları ise sorunun büyüklüğü karşısında yetersiz kalmaktadır.



1990'ların başında bölgeyi yarı-çöl olarak gösteren tek tük haritaya rastlanırken, artık bölgenin çölleşmekte olduğu konusunda fazla bir tartışma kalmamıştır. ancak tüm bunlara rağmen sürecin tersine çevrileceği konusunda fazla bir işaret gözükmemekte ve uzun yıllar sürecek bir geri dönüşüm projesi konusunda kimse istekli gözükmemektedir. anlaşılan bu konuda da harekete geçirilmesi için avrupa birliği'nin çevre konusundaki müzakere başlığının açılmasını beklememiz gerekecektir.



bir kere de başkalarının bir şey demeseni beklemeden kendimiz için harekete geçsek de bir değişiklik olsa keşke.

son yıllarda yaşanan kuraklık, bilinçsiz ve vahşi sulama , açılan kaçak kuyular, su kaynakları üzerine yapılan baraj ve göletler yüzünden yok olma tehdidiyle karşı karşıya kalan göl.

geniş bir otlağı andıran alanda şimdi inekler otluyor.

10 yıl önce 353 kilomertrekare olan göla alanı şimdi 30 km kareye düştü, derinliği 16 metreden 0 metreye indi.

tarım arazilerinin geleneksel yöntemlerle sulanmasına verilen isim. salma sulama'da deniliyor.



efenim bu yöntemde suyu arklar vasıtasıyla salıyorsun tarlaya... toprak ne kadar su ister, ürün için ne kadarı yeterlidir soruları sorulmaz. varolan kıt su böylelikle israf edilmiş olur.



türkiye'de son yıllarda yaşanan kuraklığın sebeplerinden biridir.

15 gün önce araçla göl yatağında 7 kilometre ilerledim bırak suyu nemli bir toprak parçasına bile rastlamadım...



işi iyiden iyiye ticarete dökmesine şaşılmaması gereken sivil toplum kuruluşu.

başkanları da erozyon dede mi ne dedikleri hayrettin karaca, yani izmit körfezi'nin kirliliğinde payı olan karaca örme iplik fabrikası'nın sahibi.

kuruluşundaki mütevelli heyeti üyeleri:

haydar akin

lütfü baş

feyyaz berker

ahmet aydın bolak

cem boyner

ahmet oğuz dağdelen

aydın doğan

faruk eczacibaşi

s.müfit erbilgin

yalım erez

numan sabit esin

nihat gökyiğit

yeşne karaca

demir karamanci

osman kavala

inanç kiraç

asım kocabiyik

rahmi m. koç

halis komili

h. ayduk koray

hüseyin özdilek

ahmet salahor

şarık tara

sabri ülker

tezcan yaramanci

kemal yavuz

orhan yavuz



böyle oluyor benim memleketimin ekolojist sivil toplum kuruluşu işte.

Avatar
İlhan Uz 2012-06-08 23:21:37

Bu yazı birebir ekşi sözlük yazarı Mufasa'ya aittir.Yazar herhangibir katkı sağlamadığı gibi alıntı olduğunu da belirtmemiştir.Bunun adını siz koyun..

Avatar
İlhan Uz 2012-06-08 23:23:07

Bu yazı birebir ekşi sözlük yazarı Mufasa'ya aittir.Yazar herhangibir katkı sağlamadığı gibi alıntı olduğunu da belirtmemiştir.Bunun adını siz koyun..

Avatar
İlhan Uz 2012-06-08 23:25:54

Bu yazı ekşi sözlükte mufasa adlı yazarın 9629751 nolu entry sinin aynısıdır.Buna ne denir?Adını siz koyun.

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176