Tersanelere Bakan ziyareti

Çalışma Bakanı Faruk Çelik, Tuzla'daki 2 tersanede ölümlerle ilgili incelemelerde bulundu ve Desan Tersanesi'nde hayatını kaybeden Subutay Sosyal'ın ailesini ziyaret etti.

Tersanelere Bakan ziyareti

Tersanelere Bakan ziyareti

Çalışma Bakanı Faruk Çelik, Tuzla'daki 2 tersanede 12 günde 5 işçinin ölümüyle ilgili incelemelerde bulundu ve Desan Tersanesi'nde hayatını kaybeden Subutay Sosyal'ın ailesini ziyaret etti.
Bakan Çelik gazetecilerin izlenimlerini sorması üzerine, tersaneyi ve önlemleri beğendiğini söyledi.
Çelik, daha sonra, Torgem tersanesine geçerek, incelemelerde bulundu. Ziyarette gazetecilerin içeri girmesine izin verilmedi.
Bu arada, Limter-İş Sendikası Genel Sekreteri Kamber Saygılı, Çelik'e, 'yanlış yönlendirildiğini, iş kazalarının tamir gemilerinde olduğunu' söyledi. Çelik, "Torgem'in AK Parti Milletvekili Ali Torlak'ın kardeşine, Desan Tersanesi'nin de eski AK Parti Milletvekili Cengiz Kaptanoğlu'na ait olduğunun'' ifade edilmesi üzerine, vefat olaylarının ilk ve sonuncusunun bu tersanelerde yaşandığını, herkese uğramasının mümkün olmadığını belirtti.
Sabah
YORUM EKLE
YORUMLAR
barbaros turgut
barbaros turgut - 11 yıl Önce

Dursun Ali Torlak MHP milletvekilidr AKP deil.AKP li denizci tesaneci Kemal Yardımcıdır.

Kemah Doğu
Kemah Doğu - 11 yıl Önce

2007 yılında revize edilerek iso 9001 ve iso 14001 ile uyumlu hale getirilecek standarttır. ancak büyük ihtimal iso standartlarına uygun şekilde akredite olamadığı için iso 18001 değil ohsas 18001 olarak kalacaktır.tam adı "iş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemleri" olan standarttır. tse tarafından ohsas 18001 ( yayın : 1999 )standardından çevrilerek nisan 2001'de ts 18001 olarak yayınlanmıştır.iso 14001 ile temel yaklaşım yönünden ortak olan standarttır. temel farkları ise 14001'de çevre yönünden risk değerlendirmesi yaparken ohsas 18001'de aynı değerlendirmeleri iş güvenliği yönünden yapmanızdır.iş güvenliği denildiğinde akla ilk olarak, işveren kesiminde gereksiz bir maddi külfet, üniversite adı altındaki meslek okullarında da, -ki buna o çok övdüğümüz boğaz manzaralı binalar dahil-, geçilmesi kolay bir ders gelir. baştan belirteyim, kuru anti-kapitalist edebiyatı yapmaya hiç niyetim yok. bu mesele, günümüz sanayisinin en büyük probleminin çıkış noktalarını kapsayan bir konseptler bütünüdür ve ciddi bir biçimde ele alınmalıdır. iş güvenliği nasıl oluşmuş, nereden çıkmış vs. elbette ki, zamanının liberal ekonomi anlayışının sonucu olarak işçi sınıfının katır niyetine kullanılması, bunun doğal sonucu olarak işçi sınıfının teşkilatlanması ile, bunu 'ağlayan bebeğe emzik' verilmesi gerektiği şeklinde algılayan devlet yapılarının kanunlar koyması ve teşmilleri ile böyle bir sistematik çalışma alanını oluşmaya başlamıştır. buraya kadar, insana verilen değerin, -ki insana verilen değer diye bir şeyin tartışılması bile korkunç bir durumdur-, bir emzikten öteye gidemediğini yavaş yavaş çıkarmaya başladık. zaten literatürün desteklediği iş güvenliği çalışmaları, kaza ve kayıpların neden olduğu ani maliyetleri yok etmeyi hedefleyen ve bunun yanında da insancıl(!) yönü de göz ardı edilmemesi gereken bir bütündür. "literatüre bir, literatürcülere iki" diyerekten kendi tanımımızı yapmaya çalışalım: iş güvenliği, çalışma periyodu içerisinde, insan sağlığını tehdit eden tehlikelere istinaden, önem sırasına göre önleyici ve koruyucu tedbirler almak, zarar verici durumları mümkün mertebe en alt seviyeye indirmek ve insanların kendilerini güvende ve huzurlu hissetmelerini sağlamak amacıyla yapılan metotlu çalışmalar bütünüdür.



şimdi kafamızı kaldırıp etrafımıza bir bakalım. işveren kesiminin genelinin böyle bir şeye önem vermediğini, bunu bir maddi külfet, gereksizlikler bütünü olarak algıladığını anlamak çok güç değil. evet bu büyük bir problemdir, ama çözülemeyecek bir problem değildir. şimdi biz bu cühelayı eğitmek üzere rafa kaldırıp, bilimsel bilgi deposu akademisyenlerimizden uzmanlarımıza uzanan bu 'süper zeka' sınıfını inceleyelim. bunların hepsi, her defasında iş güvenliğinin gerekliliğini vurgulamak uğruna birbirleri ile yarışan harika insanlardır. derler ki, "efendim, olası iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu oluşan sermaye ve milli servet kaybı, önlem çalışmalarının gerektirdiği maliyetten bilmem kaç kat daha yüksektir bu durumda iş güvenliği büyük önem arz etmektedir." yani bir insan yaşamı, hatta yaşamdan bahsetmeye dahi gerek yok, bir insanın tırnağı diyelim, hesap kitap defterlerini kirletir. lakin bu maliyet düşürme çabası, paralelinde insancıl bir tavrı da beraberinde getirmekte zaten. bu kadarı fazla bile, üretim, dağıtım, stok vb. bir sürü iş güç var, durmuş ne ile uğraşıyoruz, hay allah ya. vermişler bir mevzuat elimize, e uygulayalım bakalım. bir de iş güvenliği şefi bulundurmak zorunlu. bik bik öten cinsinden olmamak koşuluyla istihdamını gerçekleştirelim, ver ilanı http://www.kariyerlerbariyerler.com'a, verelim parasını, çayını kahvesini içsin, solitaire oynasın bilgisayar başında. tamam, bunu da hallettik. kaza filan diyorsunuz da, kaza olur efendim zaten, hatasız kul olmaz, kulsuz hata olmaz, allah korusun inşallah bir şey olmaz.



işveren - akademisyen görüntüsü bu şekilde, ki bu bahsettiğim kötünün en iyisi bir tablo. zira genelde bu tip uygulamalarla ilgilenen işletmeler büyük çaplı, bu devasa çapını büyütmek için de on kuruşu ile insan mevcudiyetini kıyaslamayarak oluşturmuş işletmeler. kobilere baktığımıza durum içler acısı. türkiye'de birçok işletmenin kuruluş izni ve işletme belgesi almadan kurulduğunu görüyoruz. bu işlemlerini dahi gerçekleştirmeyen bir işlet-e-memeden bu tip çalışmalarda bulunmalarının beklenmesi komik olur takdir ederseniz. yine bu tip işletmelerde, kalifiye işçi ve nitelikli işçi bulunamaması ya da ücretlerinin yüksek olması sebebiyle, çocuk işçi çalıştırıldığı görülmekte. genelde bu işçiler sık sık işlerini değiştirirler, doğal olarak da yaptıkları işle ilgili bilgi ve beceriye de hiçbir zaman hakim değildirler. yine bu tip kişilerden güvenlik çalışmaları hakkında fikir yürütmelerini beklemek komiklik olur yani.



bir de standartlar açısından bir değerlendirme yaparsak, türkiye’de birçok iş makinasının standartlarının, türk standartları enstitüsü tarafından halen tanımlanmadığını görüyoruz. bu makinaların koruyucusuz bir şekilde tehlikeli kullanılmasının kaza müsebbibi olduğunu vurgulamaya gerek yok sanırım.



çok uzatmaya gerek yok aslında, bir kaza veya hastalık söz konusu olduğunda burada direkt maruz kalan kişiler işçiler. işçilerin haklarını savundukları teşkilatlanmalar da bildiğimiz gibi sendikalar. sendikaların günümüzde hareket alanlarının kısıtlanmaya çalışıldığı ve bu yönde uğraşlar verildiğini bilmekteyiz. bu zor koşullar altında, bu sendikaların daha ziyade çalışanların ücret politikaları ile ilgilendikleri, güvenliği ve eğitimi ikinci plana attıkları görülmekte. türkiye’nin içerisinde bulunduğu ekonomik şartlar göz önüne alındığında bu doğal karşılanabilir elbet; fakat her şeyden önce insan sağlığı ve mevcudiyetinin geldiği nasıl göz ardı edilebilmektedir. bu, yine aklın almak istemediği sorulardan bir tanesidir.



görüldüğü gibi iş kazaları ve meslek hastalıklarında sorumluluk devlet - işveren - işçi taraflarına dayanmakta. bu kesim sorumluluklarını birbirleri ile uzlaşmadan, "devlet kanun dayatır, işveren bunu kırmaya çalışır, işveren işçiye kural dayatır, işçi kaytarmaya çalışır" esası ile yerine getirmeye çalışıldığından, yaşamlar, uzuvlar, ruh sağlığı kaybedilir, aileler parçalanır ve daha birçok toplumsal felakete emin adımlar ile ilerlenir.



yani neymiş, iş güvenliği, çok kolay seçmeli bir dersmiş. başka neymiş, külfet canım, ne gerek varmış. başka neymiş, milli servet ve sermaye kayıplarını minimize edermiş. başka başka neymiş, "efendim söylüyoruz bin defa şu maskeyi tak diye, takmıyorlar kör oluyorlar. biz naapalım"mış.

banner112
SIRADAKİ HABER

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176

banner190