Fok Avcıları Protestoculara Saldırdı

Kanada'nın St. Lawrence Körfezinde fok avcıları, kendilerini görüntüleyen protestoculara saldırarak kameralarını kırdı

Fok Avcıları Protestoculara Saldırdı

Fok Avcıları Protestoculara Saldırdı

Geçen hafta da protestocuların Farley Mowat gemisiyle Kanada Sahil Güvenlik birlikleri arasında deniz savaşını andıran dalaşmanın ardından olaylar dün de sürdü. Kendilerine Deniz Çobanları Topluluğu ismini veren ve şu ana kadar avcıları görüntülemeyi başaran tek grup olan protestocuların, bölgedeki St.Pierre Adası'na demir attıklarını gören 40 kadar fok avcısı, adaya gelerek geminin ve protestocuların etrafını sardı.

Fokları döverek avladıkları sopalarla gemiye ve protestoculara saldıran grup, protestocuların kameramanı Simeon Houtman'ın kamerasını kırıp, görüntüleri tahrip ettiler ve gemide hasra sebep oldular.

Gemi kaptanı Alex Cornelissen, yerel polisin bölgede olmasına rağmen olaya müdahale etmediğini ileri sürdü. Yerel polisin, liman güvenliğini sağlamasının bir zorunluluk olduğunu belirten kaptan Cornelissen, olay üzerine gemiyi protestocular ve mürettebatıyla birlikte adadan uzaklaştırdı.


Öte yandan Farley Mowat ve protestocu grup Deniz Çobanları Topluluğuna, Kanada deniz avcılığı yasalarını ihlal etmeleri sebebiyle 100 bin Kanada Doları para veya 1 yıldan fazla hapis cezası veya her iki cezanın birlikte verilebileceği açıklandı.

Kanada Balıkçılık Bakanı Loyola Hearn yaptığı açıklamada, Deniz Çobanları Topluluğunun yasal avlanma veya herhangi bir izin olmadan av bölgesine 900 metreden fazla yaklaştığı belirtilerek, bunun Kanada federal yasalarına göre suç olduğunu ve konuyla ilgili kararın yürütülen soruşturma sonunda Nova Scotia eyaleti mahkemesi tarafından verileceği bildirildi.

Kanada Balıkçılık Bakanı Loyola Hearn, fok avının Kanada Hükümetinin izni ve planlamasıyla yürütülen yasal bir av olduğunu belirterek, yasal bir harekette yasa dışı tüm hareketlerin cezalandırılmasının normal olduğunu hatırlattı.

DenizHaber.Com

YORUM EKLE
YORUMLAR
yıldırım DELİDUMAN
yıldırım DELİDUMAN - 11 yıl Önce

Biliyordun bir gün itibarının yeniden iade edileceğini. Belki de bu yüzden yazdırdın mezar taşına yüzyıllarca sırıtacak o alaycı cümleyi: “Hiçbir övgü, bu adın büyüklüğüne erişemez.”

Ah Floransalı Machiavelli! Seni anlayamadık! Uçacakmış hissi veren çelimsiz bedenine, mengeneden çıkmış intibaı uyandıran yassı başına, şüphelerle yoğrulmuş kaygan gözlerine, hedefine saplanmak için kıvranan kartal burnuna, ihtirasın son haddine kadar gerilmiş kavisli ağzına bakarak, “Old Nick!” dedik sana, sıfatını ödünç alıp şeytanın. Bununla yetinmedik, 1513’den beri insanlığa yol gösteren kutsal kitabın “Il Principe”e “Şeytanın ilham ettiği kitap!” damgasını vurduk. Kralların da diktatörlerin de hocası sendin. Saksonya Kralı Maurice’e ne fısıldadın ki çevirmediği dolap kalmadı. Napolyon’a ne söyledin ki, atını hiç bağlamadı. Katolik krallara hangi iksiri içirdin ki Aziz Bartholomew Günü’nde 100.000 kişiyi katletmeden ayılmadılar. Ey büyük siyaset kuramcısı, yazar ve devlet adamı! Ey Floransalı Machiavelli! Yaptıkları kötülüklerden ne zaman vicdanları sızlasa, hükümdarlara “Hükümdar”dan pasajlar okuyormuşsun. “Yozlaşmış bir cumhuriyette özgürlüğü sürdürmek ya da yeniden sağlamak, ya çok zordur ya da olanaksızdır. Bir cumhuriyet kurulacaksa ya da sürdürülecekse devleti cumhuriyet biçiminde yönetilir olmaktan çok krallık biçiminde yönetilir duruma getirmek gerekir. Çünkü kargaşalıkları yasa gücüyle denetim altına alınamayan insanların neredeyse krallık ölçüsünde bir güçle baskı altına alınabilmeleri mümkündür. İnsanların başka yollarla iyi olmalarını sağlamak neredeyse imkânsızdır…” cümleleri rahatlatıyormuş onları. Ellerindeki kandan tiksinmeye başlayanlara, Romulus’un kardeşi Remus’u öldürmesinin doğru ve iyi bir şey olduğunu, çünkü bu kötülüğün evrensel bir iyiliğe vesile olduğunu anlatıyormuşsun. Şimdi bu sözlerine bakıp seni yanlış anlıyorlar ey İtalyan dilinin ve birliğinin mimarı! Krallarını sorumsuz tiranlar sanıyor, zulümmüş gibi görünen yaptırımlarının uzun vadede lehlerine olduğunu bilmiyorlar. Oysa sen, oysa sen Machiavelli, ne kadar masumdun! Hükümdarlara öğrettiğin, hükümdarlardan öğrendiğinden başka bir şey değildi! Floransa Cumhuriyeti seni Cesare Borgia’nın yanına göndermeseydi, bilebilir miydin ihtirasını insanın! Prens Cesare, isyan eden adamlarını katlederken sen ele bulaşan kanı değil, o eldeki kudreti fark etmiştin, o kişilikteki soyutlamayı ve kuramlaştırma yeteneğini! “Chiana Vadisinin Ayaklanan Uyruğuyla Başa Çıkmanın Yolu” isimli bir de kitap yazmıştın gördüklerinden sonra. “Dünya her zaman, hep aynı ihtiraslara sahip insanlarla dolu olmuştur,” demiştin orada. Ah Floransalı Machiavelli, ne bilge tarihçimizdin sen! 1525’te Papa’ya sunduğun sekiz ciltlik Resmi Floransa tarihi “Istorie Fiorentine” hakkında ileri geri konuşanlar aldanıyor. Neymiş, hümanist tarihçiliğin yöntemlerini terk etmişsin. Koruyucularına olan vefan, gerçeğe olan sevgini bastırmış. Kaynakları eleştiri süzgecinden geçirmeden, savlarına bağlamış, tarihçiden çok siyasetçi gibi davranmışsın. Olsun. Manzum bir tarih bu! Şiir gibi! Özgün ve güçlü bir zekânın izlerini taşıyor. Hem bir aynasın sen, bilmiyorlar. Hani Papa II. Jül’ün yanında kiliseye karşı ayaklanmış Emilia eyaletine gitmiştin. Orada tanımıştın Michelangelo’yu. Hani ünlü heykeltıraş, isyanı bastıran Papa’ya, “Heykelinizi elinizde bir kitap olarak yapayım mı?” diye sormuştu da, Papa’nın şu cevabı verdiğini duymuştun: “Hayır. Elimde kitap değil, kılıç olmalıdır!” Ah Machiavelli, sırlı bir aynadan başka neydin sen! “Hükümdar” adlı o aynada yansıttıklarından mı sorumlu tutacaklar şimdi seni? Gerçi sen, “Mümkünse hem sevilmek, hem korkulmak daha iyidir. Fakat bu mümkün değilse, bir tercih gerekiyorsa, korkulmak daha iyidir,”, “Bencillerden oluşan bir toplumda bencil olmayan davasını yürütemez,”, “Yapılacak bütün kötülüklerin bir anda yapılması gerekir. Böylece daha kısa zamanda duyulacağı için daha az acı verir. Buna karşılık iyilikler azar azar yapılmalıdır. Böylece tadına daha iyi varılır,”, “Mücadelenin iki yolu vardır: Biri kanun yolu, diğeri kuvvet yoludur. Birinci insanlara, ikinci hayvanlara özgüdür. Fakat çoğu zaman birinci yol kâfi gelmez, ikinci yola başvurmak gerekir,”, “Prens, İtalyan birliğinin sağlanması için adam mı öldürmesi gerekli, öldürecektir; yalan mı söylemesi gerek, söyleyecektir; ahlâka aykırı davranması mı gerektir, davranacaktır,” cümlelerinin içeriğinden dolayı akılları değil, parlaklıklarından dolayı gözleri alacağını biliyordun. Biliyordun bir gün itibarının yeniden iade edileceğini. Belki de bu yüzden yazdırdın mezar taşına yüzyıllarca sırıtacak o alaycı cümleyi: “Hiçbir övgü, bu adın büyüklüğüne erişemez.” 06 NİSAN 2008 ZAMAN/PAZAR A. ALİ URAL 06 NİSAN 2008

banner112
SIRADAKİ HABER

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176

banner190