Bu Cennet Koylar Büyüleyecek

Yacht Türkiye Dergisi bu ay ki sayısında dört mavi yolculukta 50'den fazla koyu gezdi. Bu Mavi Yolculuğun hikayesini Ali Boratav anlattı.

banner217

Bu Cennet Koylar Büyüleyecek

Yacht Türkiye Dergisi bu ay ki sayısında dört mavi yolculukta 50'den fazla koyu gezdi. Bu Mavi Yolculuğun hikayesini Ali Boratav anlattı.

06 Kasım 2008 Perşembe 01:43
2878 Okunma
Bu Cennet Koylar Büyüleyecek

Bu Cennet Koylar Büyüleyecek

Bu Cennet Koylar Büyüleyecek

İşte tekneler, rotalar, mekanlar ve yemeklerle 2008'in mavi bilançosu...

Yacht Türkiye Dergisi bu ay ki sayısında dört mavi yolculukta 50'den fazla koyu gezdi. Bu Mavi Yolculuğun hikayesini Ali Boratav anlattı:

Mavi yolculuğun anavatanı, Güney Ege'de Gümüşlük'te başlar, Akdeniz'de Ölüdeniz önlerinde biter. 2008 yazında bu coğrafyanın tamamını kapsayan dört mavi tatil yaptık. Bu yazı, mayısın ilk ışıklarından ekimin ilk bulutlarına uzanan bu yolculuklardan arta kalan anılar, rotalar ve balıklarla 2008'in küçük koylar bilânçosudur.

Bir yaşam gurusu olsaydım derdim ki "Her canlı bir gün yelkenli ile tatili tatmalıdır". İlk bakışta banal bir cümle gibi gelebilir, ama doğru. Ayrıca orijinalinden (Zincirlikuyu Kabristanı'nın kapısındaki "Her canlı bir gün ölümü tadacaktır" vecizesinden) çok daha sevimli olduğu da muhakkak! İşte bu cümleden hareketle bu yıl dört şahane yelkenli tatilini tamamladık. Ve sonunda... Trafiğe, kent gürültüsüne, yağmura ve çamura, kısacası kışa demir attık.

Mayısta Göçek, temmuzda Gökova, ağustosta Hisarönü ve eylülde yine Fethiye-Göçek... Yani geçtiğimiz beş ayda mavi yolculuk cennetlerinin tümünü ziyaret etme fırsatı bulduk. 2008'İN EN GÜZEL ANILARI
 
GÖÇEK-GÖBÜN'DE MASAJ VE TIRAŞ

Yaz boyunca beş gün Göçek-Göbün'de durakladık. Yacht Türkiye'nin düzenli okurları hatırlayacaktır, Mayıs ayında (sayı 27) yazmıştım Göbün'ü ve Kapı Creek Restaurant'ı... Yöneticileri de Yacht Türkiye'nin gücünden pek etkilenmişler. İkinci gidişimde dediler ki "Ali Ağabey ne ettin? Bütün yaz, yerlilerin hücumundan yabancı turistlere yer kalmadı. Çok insanı geri çevirdik."...

İnsan seviniyor tabii. Ama inanın ki Göbün'ün sempatik idarecileri gerçekten de hak ediyorlar bu ilgiyi... Türkiye sahillerindeki en huzur veren bağlanma yeri. Fakat konuk sayısını biraz daha artırırlarsa ne su yetecek, ne de balık!

Göbün'e, özellikle Hisarönü dönüşü girdiğimizde, omuzlarımda açık deniz geçişi nedeniyle bir tıkızlık hissi oluşur. (Zamane deyimiyle stres olayı!) Şimdilerde Göbün'ü muadillerinden ayıran en önemli faktörlerden biri de Cihan Barber Shop'tur.

Cihan, Göbün'ün alâmetifarikası olmaya aday bir huzur motivatörü... İsterseniz tıraş, isterseniz yağlı masaj, isterseniz Dalaman'dan getirdiği çamur maskesi ve hatta akupuntur! (Ben sonuncusunu yaptırmadım, ama diyebilirim ki ilk üçü mükemmel!) -Kapı Creek, Muammer Bey 0534 4426575-

EKİNCİK MY MARİNA'DA LÜKS SAATLER

Marmaris Körfezi'ni geçerken uğramayı hep planlardık, ilk kez gitmek nasip oldu. Bir gün uzun uzadıya yazmak isterim, ama kısaca izlenimim, süper&süper bir hizmet anlayışı! Gerçekten her şey düşünülmüş. Minik ve 4x4'lük bir marina kurulmuş. Restoranın girişine Prens Charles'ın, Prenses Caroline'in, Dustin Hoffman'ın fotoğrafları asılmış. Servisin o mükemmelliğine, müşterilerin bu gülümseyen fotoğrafları şaşırtıcı değil. Samimi olmak gerekirse fiyatlar biraz yüksek; her yıl personelinin değiştiğini öğrendiğim mutfak, o rakamları hak etmiyor. O küçük marinaya yapılan yatırım hak ediyor. (Her şey bir yana, My Marina'ya her gelen de prens ya da prenses değil!)

İkinci bir nokta... Zaten haritadan da belli oluyordu... My Marina'ya öğleden sonra 15.00-16.00 gibi gittik. Koy melteme tamamen açık. Hava kalana kadar, koyun içine ulaşan çırpıntının şıpırtısında, My Marina'nın rıhtımında huzursuz saatler geçirdik. Özellikle sert havalarda My Marina'ya akşamüstü gitmekte fayda var. (My Marina 0252 266 07 76 )

BOZBURUN-ORFOZ'DA İZDİHAM

Orfoz'un Sahipleri Selçuk Bey ve Güneş Hanım biraz dertli. Şöhretleri aldı başını gitti. Bazı misafirler rıhtıma altın yaldızlı tahtırevanla çıkmak istiyorlar. Oysa böyle bir imkân yok! İkincisi, bazı müşteriler hem en kaliteli şarapları içip, hem salaş meyhane usulü hesap ödemeyi bekliyor. Oysa o kalitedeki lezzet, hem de Bozburun gibi medeniyetten uzak bir coğrafyada ucuza yaratılamıyor.

Yakından biliyorum ki Selçuk ve Güneş Bozçağa çiftinin tek amacı, lezzet düşkünlerine iyi bir Boğaz restoranı fiyatıyla, başka bir yerde ulaşamayacakları bir tat, manzara ve atmosfer sunmak. Doğal olarak 4x4'lük bir marina hizmeti iddiaları yok. Ziyaretçilerinin bu ayrıntıları bilmesinde fayda var. Önceden rezervasyon yaptırın ve herhangi bir nedenle gidemiyorsanız bir haber verin. (Orfoz, Güneş Hanım 0533 492 84 81)

SİMİ'DE ÇÖPLENME VE KUVARS TABLALAR

Manos kabak tadı verdi. Zaten çoktandır beni her gördüğünde "Seninkiler burada, boş ver, bu gece tat alamazsın" diyordu. Bu durum iyice abartılı hale geldi. Bizim guletlerle Simi'ye geçip felekten bir gece çalmak isteyenlerin kırdığı tabak bardak, haddini aşmış durumda. Manos'tan tüm Gialos Limanı'na yayılan "Haydi eller havaya" tarzı müzik hakeza!

Giderek Simi'de yemek zevkimiz azalmaya yüz tuttu. Tekneyle gittiğinizde birkaç saat gezme tutkusuyla erken saatte, mesela 17.00 ya da 18.00 gibi limana iniyorsunuz. Dayanılmaz bir sıcak cildinizi kavuruyor. Oysa Simi sakinleri, gece yemeğine akşam serinliği iyice bastırdıktan sonra, mesela 22.00 gibi inerler.

Diliniz bir karış dışarıda, limanın ucundaki saat kulesine kadar yürüyüp merkeze geri döndüğünüzde, aslında en iyi alternatif, rıhtımdaki barlardan herhangi birinde oturup bir kokteyl ve çerezle yavaşça (siga siga) takılmak.

Simi'de uzun zamandır merakla gittiğim tek yer, Meraklis Tavernası'nın yan sokağındaki iki çanak çömlekçi. Anes ve Sophia isimli bu iki zanaat dükkânında çok güzel kuvars kap ve heykeller bulunuyor. Bu iki dükkân Yunanistan'ın dört köşesinden geleneksel yöntemlerle pişirilmiş çanak çömlek topluyor. Türkiye'de bulunamayacak bir şey arayanlara tavsiye ederim.

OSMAN'IN YERİNDE BALIKÇI KEBABI

2008'in üçüncü ve dördüncü tatillerinde son durağımız hep Turunçpınarı Osman'ın Yeri oldu. Osman Bey, bu yıl devasa koyun ortasındaki ahşap dubalı iskeleye 8-10 metrelik yatay bir ek yapmış. Bu da üç dört denizcinin daha tonozla Turunçpınarı'na yanaşmasına imkân sağlıyor. Fevkalade iyi bir gelişme.

Turunçpınarı'nın tek kötü tarafı, koyu çevreleyen dik ve yüksek tepeler nedeniyle güneşin akşamüstü erken saatlerde gitmesi ve meltemin daha uzun süre esmesi nedeniyle teknenizin ölü dalgalarla salınmasıdır. Yine de deniz o çırpıntıya rağmen inanılmaz lacivert ve berraktır. 10-15 metre derinlikteki çakılları sayar, tatilinizin son denizine tüm şeffaflığıyla girebilirsiniz.

Osman'ın Yeri'nde, sahilde denizin yamacında 15-20 masa vardır. Bunların bir bölümü tekneciler, bir bölümü de zevkli Hillside tatilcilerine ayrılır. Osman Bey'in alâmetifarikası "balıkçı kebabı"dır.

Bu kebap enteresandır. İçinde biraz zeytinyağı, beyaz şarap, istenirse sarımsak... Dev bir beyaz lagostan alınmış fileto, Osman'ın muazzam tandır fırınında bir harlanıp (füme tadı oradan geliyor) folyoya sarılı olarak ve suyu kaçmadan pişirilip masanıza servis edilir. Benzerini hiç tatmadım. Net bir füme lezzeti vardır. (Osman'ın Yeri 0542 262 18 79)

"DOĞU"DAKİ SON DURAK

Ölüdeniz önlerinde Batı Akdeniz'in bittiği yerde Soğuksu isimli küçük bir koy vardır. Koyun denizi, dipteki tatlı su kaynaklarından gelen esintilerle gerçekten soğuk, yamaçları ise Baba Dağı'nın 1.700 metrelik ihtişamından etkilenmiş gibi sarp ve kayalıktır. Soğuk Su Koyu'nun alâmetifarikası, o sarp kayalıkların tepesinde Haçlı Seferleri'nden kaldığını sandığım 15 metre çapındaki beyaza boyalı sarnıçtır.

Soğuk Su'nun yamaçlarında Ali'nin restoranı vardır. Daha çok İngiliz ve Alman filotillalarına hizmet eden Ali'nin Yeri'nde iyi balık bulunmaz, ama güzel et yemekleri yenebilir. Soğuk Su yemeği için değil ama tabiatı ve mükemmel denizi için kesinlikle uğranılabilecek bir uç limandır.

Bir tesadüf eseri her yıl son mavi tatilimizde Soğuk Su'ya uğruyoruz. İlk gittiğimizde koyun batı ucundaki kaya oyuğunun büyüsüne kapılıp en dip köşeye yerleşmiştik. Bu noktanın üç önemli sorunu var. Birincisi soğuk su kaynağının tam üstü, dolayısıyla deniz de epeyi soğuk. İkincisi, tam da bu nedenle Ölüdeniz'den kalkan günlük gezi teknelerinin uğrak yeri... Üçüncüsü de dev kaya bloğunun ardında güneşin bir hayli erken batması.

Soğuk Su'ya gelirken ya da dönerken Gemiler Adası'na uğramayı da ihmal etmeyin. Üstünde hâlâ büyük ölçüde sağlam duran beş kilise ve sayısız yapı vardır. Haçlı Seferleri sırasında Kudüs savaşçılarının son önemli toplanma merkezlerinden biriymiş. Bir parça restorasyon çalışmasıyla Efes çapında bir antik gezi merkezi olabilir, ama kimsenin farkında olduğunu sanmıyorum. (Ali'nin Restoranı 0533 811 05 59)
 


Bu dört gezinin tekneleri de rotaları da restoranları ve küçük koyları da farklı farklıydı. Mayıs ayından itibaren Yacht Türkiye okurlarına Bozburun, Okluk, Hayıt Bükü, Kekova, Selimiye dizisiyle bize en güzel gelen küçük koyları tanıtan izlenimler sundum. Bu yılın son yazısı da, değişenler ve değişmeyenlerle 2008'in genel bir bilançosu...

EN İYİ ROTA (?)

Yelken, mavi yolculuk ve tatili ailenizle, arkadaşlarınızla birlikte yaşayabileceğiniz en klasik üç rota Gökova, Hisarönü ve Fethiye'dir. En iyi rota hangisi diye sorarsanız, diplomatik bir yanıt verip "Hepsi" diyebilirim. Ancak işin doğrusu, her rotanın kendine göre avantajları ve dezavantajları var. Yani mesela şöyle:

Gökova

Avantajları: Macera, doğa ve sükûnet arayanlara ideal çözüm. Issız, tek başınıza kalabileceğiniz konaklama mekânları... Her akşamüstü farklı koylara yelkenle gidebilme keyfi... Okluk ve Çökertme gibi salaş ama lezzetli restoran merkezleri... Tüm yangınlara rağmen körfezin dört yanını kaplayan söğüt, okaliptüs ve envai çeşit çam ağaçlarının yeşilliği...

Dezavantajları: Gerçek macera olması! Mesela iyi bir fırtınaya rastlayıp iki gün bir koyda tıkılıp kalabilme riski... Yoldaki sığlıkları, kayalıkları ve topukları iyi takip etme mecburiyeti... İkmal yapılabilecek merkezlerin seyrekliği ve uzaklığı, ekmeğe bile hasret kalabilme tehlikesi (sadece Karacasöğüt ve Okluk'ta market bulunabilir)... Bodrum'dan çıkış ve dönüşte uzun yol yapma zorunluluğu... Ve bilhassa akşam saatlerinde ıssız koylardaki teknelere tebelleş olan arı kolonileri... (Çözüm: Bir tablanın içine kahve döküp yakmak.)

Hisarönü

Avantajları: Datça kıyılarında orman ve yeşillik cümbüşü, Yeşilova'ya döndükçe sarp kayalıkların, lacivert denizlerin keyfini sürme imkânı. Selimiye, Bozburun ve Söğüt gibi mavi yolculuk lezzet imparatorlukları. Özellikle Söğüt-Bencik arasında birbirine yakın yelken yapılamasa bile, keyifle gezilebilecek küçük dinlenme koyları, adalar, girintiler... Dümeni kırıp bir-iki saat mesafede Simi'ye geçerek mastika (sakız likörü) ya da tsipuro (Yunan Grappa'sı) tatma imkânı...

Dezavantajları: Ne yazık ki marina niteliğindeki tek yer olan Orhaniye henüz tekne kiralamak açısından gelişkin değil. Mecburen Bodrum, Marmaris ya da Göçek'ten hareketle Hisarönü'ne geçmek zorundasınız ve yol oldukça uzun ve de hırpalayıcı olabiliyor. Hisarönü ve Yeşilova körfezlerinin en önemli ikinci dezavantajı, özellikle temmuz ve ağustos aylarında bu bölgede yelken yapacak iyi rüzgâr yakalamanın zor olmasıdır. Knidos'tan kopup gelen meltemle yelkene kalkışınca da kısa süre sonra dalgalar öyle bir yükseliyor ki "Tatil mi yaptık, dayak mı yedik?" birbirine karışıyor.

Fethiye

Avantajları: "Dar alanda kısa paslaşmalar" kıvamında bir rota. Çocuklu aileler için ideal. Enfes rüzgâr koridorları arasında Göçek'te kıpırtısız suda yelken yapmak, dünyada pek az coğrafyada yaşanabilecek bir nimet. Gemiler Adası bir ortaçağ tarih hazinesi. Göbün, Bedri Rahmi, Tershane, Hamam, Soğuksu gibi zeytinlikler ve çam ormanları içinde mükemmel konaklama koyları var. Turunçpınarı (Osman) ile Göbün'ün (KapiCreek Restoran) tandır fırınlarındaki lezzet; dört saat mesafedeki Ekincik My Marina'nın hizmet ve ürün kalitesi mavi yolculuk yapanların kolay bulamayacağı ayrıcalıklar. Kızıl Ada'daki Fener Restoran'ın -eski Ölüdeniz White Dolphine ekibi- methini çok işitiyorum. Hâlâ uğrama fırsatı bulamadım. Son olarak fenerin hemen güneydoğusundaki batı rüzgârlarına kapalı küçük koya sekiz teknenin tonozla bağlanabileceği bir rıhtım da yapmışlar.

Dezavantajları: Göçek Körfezi'nin içinde guletlerin, günlükçü teknelerin deniz trafiği anlayışları, panik atağa sebebiyet verecek seviyede! Hele ki yelken açık yakaladılar mı, insanın üstüne üstüne gelmeyi en büyük eğlenceleri olarak görenlerden illallah geldi. Biraz açılayım, uzun yol yapayım derseniz gidebileceğiniz üç rota var: Karacaören-Gemiler Adası, Fethiye Adaları-Kalemiye Koyu ya da Ekincik. Ekincik'e gitmek bir felaket, zira Rodos Boğazı'nın tüm ölü dalgalarını göğüslemek gerekiyor. Daha popüler olan diğer iki rota ise tam bir Bağdat Caddesi görünümünde! Özellikle hafta sonlarında yüzlerce teknenin bu iki rota üstünde yelken yaptığını görmek mümkün... Son Şeker Bayramı'nda sıcak olur diye biz de Fethiye'deydik. Meraktan, teknemizi kiraladığımız Budget Sailing'in sahibi Hasan Bey'e (0536.8180405) sordum "2 bin tekne körfezde dolaşıyordu" dedi.

EN İYİ YEMEK (?)

Yelken harika bir spor mudur yoksa en iyi deniz ürünlerine ulaşmak için mükemmel bir araç mıdır? Kanımca mavi yolculuğun en temel felsefi tartışması budur ve yanıt, ikinci soruda aranmalıdır!

Bu felsefi tartışmanın pek çok ayrıntısı bulunuyor. Örneğin motoryatların kocaman mutfakları ve büyük masalarla donatılmış kıç havuzlukları vardır. Yelkenciler ise bir lokma bir hırka misali yola çıkıp akşam yemeklerini, salaş-lüks, yanaştıkları koyun restoranında yemeyi tercih ederler. Bulaşık yıkayacak suları yoktur. Demirledikleri bir çam ağacının dibinde kendilerine hizmet edecek kaptan ve mürettebat pek çoğunda bulunmaz, vs vs...

Bu ayrıntıları tartışmaya bu derginin sayfaları yetmez, sadece şuna dikkat edin yeter: Mavi yolculuk rotalarının en güzel restoranlarının etrafı minik yelkenlilerle bordalanarak çevrilmiştir. Dolayısıyla diyebiliriz ki kendini aşmış ve bir tür üst bilgelik mertebesine ulaşmış yelkenci üstatlarımız vareste tutulmak kaydıyla, yelken sevdalıları için birincil mutluluk iyi bir yemektir.

Türk denizlerinde (yani mavi yolculuk körfezlerimizde) bu açıdan 2008 bilançosunda ön plana çıkabilecek durakları şöyle özetleyebilirim (Not: "En iyi hangisi?" sorusuna yanıtım yine diplomatik olarak "hepsi"dir; bu nedenle kendi kategorilerinde sıralamayı alfabetik olarak sunuyorum; test etmediğim ve merak ettiğim birkaç durak noktası var, onlardan da affımı rica ederim.)

Gökova

Sıralama yok. Tek mekân Okluk Kaptan (Efeler) Restoran (mezeler ve ızgara ahtapot-balık yeter ölçüde tatminkâr). Çok gitmek istememize karşın Löngöz ve Küfre'deki salaş balıkçı restoranları maalesef 2008'de kapalıydı. Gelecek yıl için de pek umudum yok.

Hisarönü

Selimiye-Sardunya (özellikle ızgara balık ve ara sıcaklar iyidir), Söğüt-Denizkızı (Muhammet Usta'nın restoranın arkasındaki bostanda yetiştirdiği mükemmel sebzelerle hazırlanan zeytinyağlılar, ara sıcaklar ve her tür balık).

Fethiye

Göçek-Göbün (özellikle buğulama ve folyo fırın balıklar, ayrıca böcek-karavida-ıstakoz), Göçek-Küçük Sarsala (özellikle tandır incik sormanızı öneririm), Fethiye Kalemiye Koyu-Osman'ın Yeri (özellikle tandır fırınında balıkçı kebabı; ayrıca Osman'ın Yeri'nin mavi yolcuların her zaman tekir ve barbun bulabildiği ender mekânlardan biri olduğunu da belirtmeliyim).

Klasman dışı yemek merkezleri

Bozburun-Orfoz (özellikle midye güveç ve ahtapot ızgara), Ekincik-My Marina (mezeler ve sirtaki eşliğinde yanar döner meyve pastası seremonisi kaçırılmaz!). Fethiye Kızıl Ada-Fener (güvenilir kaynaklardan kabuklu deniz ürünlerinin methi çok fazla, ben maalesef deneyemedim). Bu mekânlarda hem lüks bir İstanbul restoranı hizmet kalitesini, hem de Ege-Akdeniz denizlerinin ve mutfağının tüm lezzetlerini bulabilirsiniz. Fiyatlar da biraz yüksek olabilir.

EN İYİ TEKNE (?)

İşte olmayacak bir soru daha! Kötü tekne olur mu? Hepsi güzel... Ancak işin doğrusu farklar var. Bu bahar ve yaz aylarında dünyanın en çok kullanılan charter tekneleri olan Bavaria, Beneteau ve Jeanneau'ları test etme imkânını bulduk. Bir amatör denizci olarak kısaca birkaç gözlemimizi sizlerle paylaşmak isterim. Önce, genel izlenimler...

Birincisi iyi bir yelken ekibiniz yoksa ana yelkende furling'den şaşmayın. Hele ki üst güvertede bir elektrikli vinç varsa daha iyisi olamaz. Öte yandan iki üç yelken meraklısı ve "sportif" arkadaşınız varsa lazy jack ana yelkenin performans farkı inanılmaz keyif verici olabiliyor.

İkincisi artık 40 feet'lik teknelere bile bow thruster (öndeki manevra pervanesi) koymaya başladılar. Biz amatörler için en önemli sorun rıhtıma yanaşırken bir sıkıntı yaşamamak. O nedenle acenteniz size teknelerin özelliklerini sıralarken "bow thruster da var" derse hemen sıralamanıza artı üç puan ekleyin. Büyük kolaylık. İyi tanımadığınız sularda önünüzde duracak bir chart plotter kadar önemli bir özellik.

Markalara gelince...

Balina karınlı Beneteau tekneler muhakkak ki en mükemmel yolculuk konforunu sağlıyor. Genişlik ve ferahlık diğerlerine göre baş döndürücü seviyede. Fakat bir küçük pürüzden de bahsetmeliyim. Belki de gövde genişliği nedeniyle Beneteau, tornistan manevralarda problemli olabiliyor. Biraz rüzgâr ve akıntı varsa rıhtıma yanaşırken, tonoz alırken ekibi hep birlikte mahcup edebiliyor.

Alman disiplinini ve mekanizmini ruhunda taşıyan Bavaria'da her şey standart bir mükemmellikte; ama çok standart! 42 ve 50 feet'lik Bavaria'ların kıç havuzluk büyüklüğü bile standart! Halbuki insan biraz daha fazla bütçe ayırıp büyük bir tekne kiraladığında, akşamüstü demlenirken rahat ve geniş bir havuzlukta oturmak da istiyor. Ancak öyle bir konsept Alman disiplinine aykırı.

Fransız tarzının en iyi örneği olabilecek Jeanneau işte bunu başarmış. Özellikle son birkaç yıldır üretilen İ serisinde şahane bir kıç havuzluk var. Jeanneau'nun bir diğer hoşluğu da kabin üstünden bir ekstra halat geçirerek cenova furling'inin kokpit üstünden sarılabilmesinin sağlanmış olması. Buna karşılık Jeanneau'nun özellikle arka kabinlerinin basıklığı, kayda değer bir dezavantaj. Ayrıca 42 ve altındaki boyutlarda mutfak bölümü de biraz küçük, iki kişi çalışılmıyor.

2008'İ NOKTALARKEN

2008 marinaların altın yılı olarak tarihe geçiyor. Pek çoğunda doluluk oranı yüzde 100'ün üzerinde. Motoryat üretiminde Türkiye dünyanın en iyileri arasında gösterilmeye başlanıyor. Hepsinden önemlisi insanımız nihayet denizi keşfediyor; İstanbul'un deniz ulaşımında da, amatör denizcilik ya da yelken kurslarında da büyük bir patlama var.

Peki, kapasiteler bu yeniden keşfi kaldırabiliyor mu? Belki de 2008'in kritik sorusu bu olmalı.

Bayramın ikinci günü, normal koşullarda 25-30 teknenin gecelediği Göçek Göbün Koyu'nun iç kesimlerinin İstanbul Bebek Kahve'nin önündeki otoparka döndüğünü görmek bu açıdan iç karartıcıydı.

Küçük Sarsala'da komşumuz olan yelkenci, iki gün üst üste Osman'ın Yeri'ne gidip rıhtımda bağlanacak yer bulamadığı için Göçek'e geri döndüğünden yakınıyordu.

Fethiye ile Göçek'te parmak hesabı 20 küçük koy ve bayram tatilinde denize açılmış 2 bin tekne... Yabancı gezginler hariç! Matematiksel çözümü bulunmayan bu denklem, önümüzdeki yıllarda daha da sorun olacak gibi görünüyor.

Küçük koylar profesyonelleşecek, büyük yatırım rekabetine dayanamayan Yörük dostlarımız dağa geri dönecek... Şehirli girişimciler yelkencilerin kış aylarında rüyalarını süsleyen küçük koylarında gerçek SPA merkezleri kurmaya yeltenecek... Ve neticede mavi yolculuk-mavi tatil kültürümüzde önemli bir değişim yaşanacak.

Sanıyorum çözüm, Türklerin şimdi de açık denizi ve ıssız koyları keşfinde...
 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176