Konuklar Mert Fırat-Burak Göral

Her pazar TRT Türk ekranlarında olan Vapurda Çay Simit Sohbet programının bu hafta konukları Mert Fırat-Burak Göral

banner106

Konuklar Mert Fırat-Burak Göral

Her pazar TRT Türk ekranlarında olan Vapurda Çay Simit Sohbet programının bu hafta konukları Mert Fırat-Burak Göral

27 Temmuz 2012 Cuma 00:37
2774 Okunma
Konuklar Mert Fırat-Burak Göral

 Her pazar TRT Türk ekranlarında olan Vapurda Çay Simit Sohbet programının bu hafta konukları Mert Fırat-Burak Göral

MERT FIRAT

TÜRKİYE’DE SANAT İÇİN ÇOCUĞUNU CESARETLENDİREN AİLE SAYISI ÇOK AZ

Bunun eğitimle de ilgisi yok sanıldığının aksine, eğitimli ailelerde sanatçı olmak isteyen çocuklarının karşına engel çıkarıyorlar. Bizimkiler de öyleydi. Benim babam bir ses sanatçısı tam da o yüzden ben bir ses sanatçısı olduğum için sende Türkiye şartlarında sakın sanatçı olma diye tepki gösterdi.

DÖNÜM NOKTAM BİNBİR GECE OLDU

Benim için dönüm noktası insanların beni daha çok tanıması televizyon dizisi olarak “Binbir Gece” oldu. Orada çapkın, zengin, kötü, şımarık bir karakteri oynuyordum. Çok seyredilen bir diziydi. 1. Sezonu bitmiş, 2. Sezonu için oyuncu aranıyordu ve aslında o karakter herkesin beklediği bir karakterdi ve dizide ismi vardı kendisi daha yoktu. Dolayısıyla orada oynamaya başlayınca bana bir imle kazandırdı. Sonra akabinde “Başka Dilde Aşk” tabi. O da beğenilen bir film oldu. Olumlu tepkiler aldı onunda katkısıyla böyle bir sonuç oldu.

YAPTIĞINIZ İŞ SİZİ HEYECANLANDIRAMIYORSA ALACAĞINIZ PARANIN HİÇBİR HAYRI YOK

Dizide de aynı şey, tiyatroda da aynı şey sinemada da öyle. Kazandığın ne olursa olsun o yaratım sürecine dahil olmak içinde kendine o rolü üstlenebilmek, o rolü bulabilmek o bütün içinde nereye yerleşeceğin rolünü bulabilmek. Galiba mesele o, senin içine sinmiyorsa, hikayesinden memnun değilsen, ne oynayacağını bilmiyorsan bir hikayenin içinde sen nerede olacağını keşfedemiyorsan o hikayenin içinde yer almanın imkanı yok. Yazarken de bu böyle, oynarken de bu böyle

SANAT CESARET İŞİ

Sanatla uğraşan kim olursa olsun yazarlık, sinema, oyunculuk, yönetmenlik hepsinin yaptığı iş cesaret işi. Aslında bir şeyi yapıyorsun, üretiyorsun sana bir şey yazdırıyor, oynatıyor. Yeri geliyor siyasi bir şeye, yeri geliyor yaşadığın hayata, kimi zaman içinde bulunduğun psikolojiye, kimsenin görmediği kimsenin öyle bakmadığı açıya öyle bakarak başka bir düzen başka bir hayat kuruyorsun.

İLK GÖZ AĞRIM TİYATRO

Oyuncu olarak sahnede var olmasaydım acaba o kadar sever miydim bilmiyorum ama oyuncu olarak o heyecanı yaşadığım için tiyatro çok özel. Sonucu çok hızlı alıyorsun, mesela küçük bir an seyircide nasıl bir etki yaratıyor, bunu birebir görüyorsun karşında. Gülecekse gülüyor gülmeyecekse gülmüyor. Yani bana çok komik gelen bir sahne çok komik gelen bir replik doğru biçimde tonlanmadığında, doğru biçimde oynanmadığında seyirci hemen buz gibi duruyor. O beni çok heyecanlandırıyor. O anın tekrarı yok. Tiyatro bu yüzden farklı benim için.

EN KÜÇÜK ROL BİLE ONU OYNAYAN KİŞİDEN BÜYÜKTÜR ASLINDA

Oynadığı rol oyuncunun çocuğudur aslında. Sen çocuğunu ona emanet ediyorsun. Çünkü senin kafanda bir şey var.  Senarist sana diyor ki onu olacaksın. Bu ciddi bir sorumluluk, ciddi büyük bir söz aslında. Çünkü ona emeğini vermiştir. Ve oyuncu sana diyor ki ben o olacağım. Bu ciddi bir sorumluluk büyük bir söz.

BURAK GÖRAL

 

SİNEMADA DAHA BİR SİNDİRME SÜRECİ VAR

 

90 ve 100 dakikanın içinde meselenizi düzgün şekilde anlatabilmek ve doğru paketlemek lazım. Çünkü bu büyük bir matematik isteyen bir şey bir yandan da hem duygusunu iyi vermek gerekiyor hem de iyi işleyen bir mekanizmayı kurmak gerekiyor kendi içinde. O mekanizma öyle güçlü oluşmalı ki yıllar sonra bile çalışıyor olmalı.

 

ACIMASIZCA KENDİMİ ELEŞTİREN BİR YAZARIM

 

Benim kendime böyle bir acımasızlığım var. Benim ikinci senaryom “Beni Unutma”  ilkinde ben oturup döşenmiştim kendi senaristliğini yaptığım filmime. Hatta bu haber oldu. Herkes yaptığı işi bu kadar överken, Burak Göral kendi yazdığı filmi oturmuş eleştirmiş dendi. Eleştirmenlik ayrı bir kurum, senaristlik ayrı bir kurum sonuçta.

 

HİKAYE YARATABİLMEKTE, ANLATABİLMEKTE EKSİKLERİMİZ VAR

 

Türk sinemasının sorununun aslında merkezde olduğu ortaya çıktı. Hikaye üretebilmek, hikaye anlatabilmek, anlatabilme modelleri geliştirebilmekte yani. Türk sineması için yıllardır eleştirmenlerin yazdığı şey buydu. Hikaye anlatabilme sanatını yapamıyoruz. Eskiden Yeşilçam’da bu sorunu samimiyetle kapatabiliyorduk. Şimdi artık o da yetmemeye başladı.

 

SENARYOLARI KAZARAK BÜYÜK BİR EMEKLE ÇIKARIYORSUNUZ

 

İçinizden bir parça aslında. Beni Unutma’ da Mert’in oynadığı karakter benden çok şey taşıyor. Her karakter aslında sizin bir parçanız. Yazarın bir parçası. Bilinçaltında böyle bir şey yoksa söküp çıkarmak daha zor. Duyguları senden geliyor biraz. Mesela bir aşk filminin kahramanı olarak Beni Unutmadaki karakter çok bendendi. Fazlasıyla iç dünyama yönelikti. Çok açık verdiğim bir şeydi kendime dair.

 

 

BİR FİLMİN EN SON DÜŞÜNCESİ GİŞESİ OLMALI

 

Gişe yapımcının sorunudur eğer oraya kitlenirsen bütün her şeyini bozarsın. Bütün denge bozulur. Oyuncu olarakta öyle yazar olarakta öyle. Tabi gişeyi herkes çok istiyor. Yaptığın iş herkese ulaşsın istiyorsun o ayrı bir kaygıdır ama gişe ayrı bir kaygı. Gişe düşünülerek oluşturulmuş icra edilmiş çok film izliyoruz. Görüyoruz işte olmuyor sahte geliyor. Gelecek nesillere çok iyi gişe yapmış film olarak geçiyor. Duygu olarak kalmıyor.

 

 

Anahtar Kelimeler:
Mert FıratBurak Göral
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176