12 Yıl Sonra Krizi Anlattı

Türkiye ile Yunanistan’ı 1995’te savaşın eşiğine getiren Kardak krizine müdahale eden SAT timinin komutanı Emekli Yarbay İz Metin, operasyonu anlattı

banner106

12 Yıl Sonra Krizi Anlattı

Türkiye ile Yunanistan’ı 1995’te savaşın eşiğine getiren Kardak krizine müdahale eden SAT timinin komutanı Emekli Yarbay İz Metin, operasyonu anlattı

14 Ocak 2008 Pazartesi 18:21
2002 Okunma
12 Yıl Sonra Krizi Anlattı

12 Yıl Sonra Krizi Anlattı

Türkiye ile Yunanistan’ı 1995’te savaşın eşiğine getiren Kardak krizine müdahale eden SAT timinin komutanı Emekli Yarbay İz Metin, operasyonu anlattı: Tam savaş hazırlığı yaptık. Yaklaşık 40 Yunan gemisini ’uyutup’, o gece yarım saat önce Kardak’a çıktık. Geciksek, Yunanlılar ikinci timi çıkaracak, çatışma kaçınılmaz olacaktı...

FİGEN Akat adlı Türk gemisinin, sadece keçilerin otladığı Ege Denizi’ndeki Kardak Kayalıkları’nda 25 Aralık 1995 gecesi karaya oturması üzerine, Türkiye ile Yunanistan savaşın eşiğine gelmişti. Yunanistan, olayın kendi karasularında yaşandığını savunurken, Türkiye ise kayalıkların kendisine ait olduğunu iddia ediyordu. Tartışmalar sürerken Yunanistan’ın kayalıklara asker çıkarıp bayrak dikmesi, bardağı taşıran son damla oldu. Bir aydan fazla süren kriz sonunda dönemin Başbakanı Tansu Çiller, "O asker gidecek, o bayrak inecek" sözleriyle, Türkiye’nin savaşa hazır olduğunun sinyalini verdi. Bu açıklamalardan kısa süre sonra, 30 Ocak’ı 31 Ocak 1996’ya bağlayan gece, tüm Yunanistan’ı şaşkına çevirecek müthiş bir operasyon yapıldı.

4 SAAT SONRA ANLADILAR

O gece Binbaşı İz Metin komutasındaki 7 Türk SAT komandosu, adayı kuşatan Yunan donanmasını yanıltarak Batı Kardak Adacığı’na çıkmayı başardı. Yunan Deniz Kuvvetleri’nin ancak 4 saat sonra haberdar olduğu operasyonu örten sır perdesi, o günden bu yana bir türlü aralanamadı. Aradan 12 yıl geçti. Yunan Genelkurmay Başkanı Hristos Limberis’in istifasına sebep olan, dönemin Başbakanı Kostas Simitis Hükümeti’ni sarsan müthiş operasyonun komutanı Emekli Yarbay İz Metin, ilk defa konuştu ve "O gece Kardak’ta neler oldu?" sorusunun yanıtını, usta gazeteci Uğur Dündar’a verdi.

40 YUNAN GEMİSİ VARDI

İşte tamamı bu akşam saat 22.00’de CNNTURK’te, saat 00.15’te de Kanal D’de ARENA Programı’nda yayınlanacak röportajın çarpıcı bölümleri ve Emekli Yarbay İz Metin’in ağzından müthiş operasyonun bugüne kadar ’sır’ olan gerçekleri: "Doğu Kardak Adacığı’nda bulunan OEK timini etkisiz hale getirmek ve o adadan süpürmek için emir almıştım. Buna yönelik olarak planlarımı hazırladım. Akşam saatlerinde o emir değişti; sadece bir timimizin, Batı Kardak Adacığı’na çıkmasına karar verildi. Önce, helikopterle adacıkların çevresinde bir keşif uçuşu yaptık. Adacıklar, sabah saatlerinde 15-20 arası, akşama doğru 35’i aşkın irili ufaklı Yunan Donanması’na ait savaş gemisiyle kuşatılmıştı. Gece saatlerinde bu sayı, 40 Yunan savaş gemisine yaklaştı.

BLACK HAWK’LAR ALDATTI

Daha sonraki açıklamalarından, Yunan kuvvetlerinin, Batı Kardak Adacığı’nı yeterince düşünmediklerini öğrendim. Bizim açımızdan da, harekátı gerçekleştirmemiz için tahsis edilen iki Black Hawk helikopterinin yaptığı aldatma harekátları çok büyük kolaylık sağladı. Yunan gemilerinin tüm dikkatlerinin onların üzerine yoğunlaşmasına neden oldu. Bu esnada deniz, hava, yağmur durumunun da örtü ve gizlenmeye kolaylık sağlaması sanıyorum harekátımızı kolaylaştırdı.

SAVAŞ HAZIRLIĞI YAPTIK

Gece, 7 kişilik SAT timini, botla adaya gönderdim. Bu bir savaş hazırlığıydı. Hazırlıklarımız ve emirlerimiz bu doğrultuda oldu. Yunanlıların burnumuzun dibindeki bu adacıkları gelip sahiplenmelerine karşı verilen görevleri gözümüzü kırpmadan yerine getirmemiz gerektiğini anlattım. Bu konuda her türlü riski ve çatışmayı göze alıp, verilen görevi yerine getirmelerini söyledim. Gece boyunca bizim varlığımızı gerçeklemek için faaliyetler gösterdiler, projektörler yaktılar. Navarino Gemisi’nin bir helikopteri adanın üzerinde uçtu. Sonra, ilerleyen saatlerde kaza sonucu bu helikopter düştü, iki pilotu da hayatlarını kaybetti. Yunan kuvvetlerinin kesin varlığımızı, güneşin ilk ışıklarıyla tespit ettiklerini, onların notlarından öğrendim.

SAVAŞI YARIM SAAT ÖNLEDİ

Yunanlılar daha sonra birbirlerini suçladılar. Batı Adacığı’nın neden boş bırakıldığını çok tartıştılar. Doğu Kardak Adacığı’na çıkıp, Batı Adacığı’na asker çıkarmamaları gerçekten çok büyük stratejik bir hataydı. Başladıkları harekátın sonunu getirebilmeleri için kesinlikle bunu yapmaları gerekliydi. Eğer Batı Adacığı’nda Yunan timi olsaydı, savunmaya uygun olmadığı için kolaylıkla onları oradan çıkartırdık. Zaten daha sonra öğrendiğimize göre, onların yarım saatlik gecikmeleri, bizim çıkmamızı sağladı. Eğer biz gecikseydik, onlar da ikinci timlerini Batı Kardak Adacığı’na çıkartmış olacaklar ve böylece çatışma kaçınılmaz hale gelecekti.

Emir geldi boşalttık

EMEKLİ Yrb. İz Metin, operasyon sonrasını da şöyle anlattı:"Yunanlılar sabah bizi adada görünce, büyük bir hayal kırıklığı yaşamışlar. Biz ise gerekli destek harekátını da sağladık, aldatmamızı yaptık, her şey planladığımız gibi cereyan etti. Daha sonra her iki taraf askerine, sabah saatlerinde adadan ayrılma emirleri verildi. Sabah 08.00 sularında, Yunan OEK timleri adacığı boşalttı, 08.30’da da bizim tim..."

Hürriyet

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mine Vahitoğlu 2008-01-14 19:22:33

Kardak kayaliklarinin yunanca adi olmakla birlikte, dunyada turklerden ve yunanlilardan baska denizin ortasinda iki tas parcasiyla ilgilenecek akli evveller bulunmadigi icin diger insanlar tarafindan bilinmeyen ancak 1/1000lik teferruatli haritalarda görulebilecek kaya parcalari.

kardak kayalıklarının yeni adı...

üzerinde yabani otlar ve bir kaç tane dağ keçisinden başka bir şey bulunmayan, türk karasuları içerisinde bulunduğu ancak bir krizle kanıtlanan iki tane küçük ada...

diplomasinin çözemedigi, çözemeyecegi bir dügümdür.

her iki ülke de kardak'i kendi topragi olarak görmekte, bu yönde tavrini almaktadir. kardak stratejik olarak önemsiz, gelir saglamayan bir tas yiginidir, yiginidir da "bok da olsa bizim bokumuz, kimseye vermeyiz!" tavri içindedir her iki devlet de.

hakli nedenleri yok mudur bu devletlerin? vardir elbet. türkiye "bugün kardak'i isteyen yunanistan yarin izmir'i ister!" diye düsünmekte, yunanistan da aynen "bugün kardak'i isterler ve verirsek yarin atina'yi da isterler!" seklinde düsünmektedir. yunanistan ile olan deniz sinirlarimizin folloslugu da kardak'a dair ayri bir faktör tabii.

sonuç olarak yüzyillar boyunca süren toplum devlet evriminin günümüzde siçtiginin kanitidir kardak. düsman kizilderililerin yüzyillarca önce buldugu formülü "sen kendi kiyinda balik tut, ben kendi kiyimda. ortada kimse tutmasin, kavga çikmasin." bugün tarihin en yasli çocuklarindan olan devletler uygulayamiyorsa bu ilerlemenin her zaman ilerlemek olmadiginin kanitidir.

ladin gibi bir lavuk çiksa da bombalasa kardak'i en güzeli olur herhalde. oyuncagi paylasamayip kiran çocuklar gibi olduklarini yunanistan da türkiye de anlar belki.

ek olarak, sorunun cozulmemis olmasi taraflardan yunanistan'in zerre umurunda degildir, zaten olmamasi da gerekmektedir. zira cozulmedigi surece turkiye uzerinde baski unsuru olarak kullanmaya devam edebilmektedir lakin kaybettigi birsey yoktur. bu acidan kimin kicini kaldirip birseyler yapmasi gerektigi ortadadir.

başka bir boyutu olarak kriz süresince ege üzerinde uçan türk uçaklarının(f-16) yunan uçaklarına yoğun şekilde karşı tarafın radarlarını köreltmek için elektronik harp uyguladığı olay.başarılı da olmuştur türk uçaklarının yerini yunanlılar abd'den aldığı diye de bir iddia var.

turk kiyilarina 3.8 mil uzakliktadir. konu ile ilgili uluslararasi antlasma olan lozan antlasmasi'nin ilgili maddesi;



madde 12



imroz (imbros) adası ile bozcaada (tenedos) ve tavşan adaları (iles aux lapins) dışında, doğu akdeniz adaları ve özellikle limmi (lemnos), semadirek (semendirek, samothrace), midilli (mitylyne), sakız (chio), sisam (samos) ve nikarya (nicaria) adaları üzerinde yunan egemenliği konusunda 17/30 mayıs 1913 tarihli londra andlaşmasının 5 nci ve 1/14 kasım 1913 tarihli atina andlaşmasının 15 nci maddeleri hükümleri uyarınca alınan ve 13 şubat 1914 tarihinde yunan hükümetine bildirilen karar, bu andlaşmanın, italya'nın egemenliği altına konulan ve 15 nci maddede belirtilen adalara ilişkin hükümleri saklı kalmak üzere, doğrulanmıştır. işbu andlaşmada aykırı bir hüküm bulunmadıkça, asya kıyısından 3 milden az bir uzaklıkta bulunan adalar, türk egemenliği altında kalacaktır.



madde 15



türkiye, aşağıda sayılan adalar üzerindeki bütün haklarından ve sıfatlarından italya yararına vazgeçer: bugünkü durumda italya'nin işgali altında bulunan stampalia (astropolia), rodos (rhodes, rhodos), kalki (calki, khalki), skarpanto (scarpanto), kazos (casos, casso), piskopis (piscopis, tilos), miziroz (misiros, nisyros), kalimnos (calimnos, kalymnos), leros, patmos, lipsos (lipso), simi (symi) ve istanköy (cos, kos), adaları ile, bunlara bağlı adacıklar, ve meis (castellorizo) adası (2 sayılı haritaya bakılması).



madde 16



türkiye, işbu andlaşmada belirtilen sınırlar dışında bulunan topraklar üzerindeki ya da bu topraklara ilişkin olarak, her türlü haklarıyla sıfatlarından ve egemenliği işbu andlaşmada tanınmış adalardan başka bütün öteki adalar üzerindeki her türlü haklarından ve sıfatlarından vazgeçmiş olduğunu bildirir; bu toprakların ve adaların geleceği [kaderi], ilgililerce düzenlenmiştir ya da düzenlenecektir.



işbu maddenin hükümleri, türkiye ile sınırdaş olan ülkeler arasında komşuluk durumları yüzünden kararlaştırılmış ya da kararlaştırılacak olan özel hükümlere halel vermez.



isin enteresan ve icinden cikilmaz duruma sokan tarafi sudur ki; bu kayaliklar turkiye'de 3 milden daha uzak oldugu icin lozan'a dayanarak turkiye'ye ait degildir. fakat ayni sekilde, herhangi bir yunan adasina 3 milden daha yakin olmadigi icin yine lozan'a gore yunanistan'a da ait degildir. turkiye ile yunanistan arasinda durumu acikliga kavusturan herhangi baska bir anlasma yapilmadigi icin statusu belirli olmayan bir konumdadir. hir gurun sebebi de budur.

abd'nin o zamanki başkanı bill clinton'ın hayatını anlattığı kitapta "en azından bir kaç keçinin hayatını kurtarabildim" diye yer edebilmiş vaka. sırf şu hareketi bile halefinin kaç yıldır yaptıklarından daha faydalıdır kanımca

Avatar
Sertaç Hami Başeren 2008-01-14 19:25:10

Bu sorun aslında iki ülke arasında karasularının genişliğinin belirlenmesi tartışmaları çerçevesinde değerlendirilebilecek bir niteliktedir. Gerçekte Ege Denizi’nde Lozan Barış Antlaşması ile zımni olarak kabul edilmiş bulunan 3 millik karasuları sınırına uygun olarak iki ülke arasında fiili bir sınır saptama çalışması yapılmamıştır. Yunanistan’ın 1936’da karasularını 6 mile çıkarması sonrasında da bu denizde kıyıdar ülke olarak Türkiye ve Yunanistan arasında bir sınır saptama görüşmesinin söz konusu olmadığı görülmektedir. Bununla birlikte, özellikle Oniki Adalar bölgesinde Türkiye ve İtalya arasında karasuları dışında kalan bölgelerdeki adacık ve kayalıkların hangi devletin egemenliğine bırakılacağına ilişkin görüşmelerin yapıldığı görülmektedir. Nitekim Türkiye ve İtalya arasında 18 Haziran 1931 yılında Ankara'da yapılan görüşmeler doğrultusunda Lozan Barış Antlaşması'nın 15. Maddesi hükmüne göre[i] İtalya'ya terk edilmiş bulunan Meis Adası çevresinde yer alan adacık ve kayalıkların hangi devlete ait olduğunu belirlemişler ve uzmanlar düzeyinde yapılan toplantıda varılan mutabakata uygun olarak hazırlanan toplantı tutanağı, bir antlaşmaya dönüştürülerek 4 Ocak 1932 tarihinde Türkiye (T. R. Aras) ve İtalya (Aloisi) temsilcileri tarafından Ankara'da imzalanmıştır.[ii]



Bu Sözleşmenin 1. Maddesi hükmüne göre; "İtalya Hükümeti aşağıda yazılı adacıklar üzerinde Türkiye'nin egemenliğini tanır:



Volo (Çatal Ada), Ochendra (Uvendire), Fournachia (Furmakya), Kato Volo (Katovolo), Prasouid (Praşudi), (Katavolo Adasının Güney Doğusunda) ve Tchallota, Pighi, Nissi - Tis Pighi, Recif Agrecelia, Proussecllisse (Kaya), pano Makri, Kato Makri (Kayalıklarla birlikte) Marthi, Roccie Voutzaky (Rocci Vutchaki) Dacia (Dasya), Nissi-Tis-Dacia, Prassoudi (Dasyanın Kuzeyinde) Alimenterya (Alimentaria), Caravola (Karavola) Adacıkları"



Sözleşmenin 2. Maddesine göre "Bodrum Körfezindeki Kara Ada da Türkiye'nin olacaktır."



Madde 3; "Buna karşılık, Türkiye Hükümeti, merkezi kastellerizo Kenti kilisesinin kubbesi ve yarı kutru ve bu merkez ile San Stephano Burnu (Pointe du Vent) arasındaki uzaklık olan bir daire ile çevrilecek bölge içinde bulunan Psoradia, Polyphados, St. Georges (Güneyde St. Georges, Kuzeyde Agrielaia diye adlandırılan ve 236 sayılı İngiliz haritasında gösterilen iki ada), Psomi (Strongyle, 236 sayılı İngiliz haritası), Cutsumbora (Kutsumboras), (Kayalıklar), Mavro Poinaki (Mavro Poinchi), Mavro Poinis (Mavro Poini) adacıkları üzerinde İtalya egemenliğini tanır.



Yukarıda sözü geçen daire içindeki bu adacıklardan başka St. Georges (Rho), Dragonera, Ross ve Hypsili (Stronghyli) adacıkları da İtalya'nın olacaktır."



Sözleşmenin dördüncü maddesine göre; "Şurası kararlaştırılmıştır ki, İşbu sözleşmede tanımlanan suların ayrıldığı çizginin iki yanındaki tüm adalar, adacıklar ve kayalıklar, adları orada yazılı olsun ya da olmasın, bu adalar, adacık ve kayalıkların bulunduğu bölgenin kendi egemenliği altında olduğu Devlete ilintilidir."[iii]



Sözleşmenin beşinci maddesinde karasularının sınırlandırmasını oldukça ayrıntılı bir düzeneğe göre tespit ettikten sonra son paragrafta; "Bu Madde ile açıklanmış olup iki tarafındaki adalar ve adacıkların kime ilintili bulunduğunu belirlemek üzere, Bağıtlı Yüksek Taraflarca saptanan ayırım çizgisi doğuda Tugh burnu güneyindeki 3 mil uzaklıktaki bir noktada ve batıda Volo adasının güneyinden 3 mil uzaklıktaki öbür noktada, Türkiye ile İtalya arasında hiç tartışma konusu bulunmayan genel deniz sınırı ile birleşir" demektedirler. Sözleşmenin 5. Madde son paragrafındaki bu ifadeler doğrultusunda 4 Ocak 1932 tarihinde Sözleşmenin imzalandığı gün, Türk ve İtalyan teknisyenler aralarında gerçekleştirmiş oldukları bir mektup değişimi ile "...Türk-İtalyan deniz sınırının iki taraf arasında hiçbir tartışma konusu olmayan geri kalan kısmının çizilmesi için hükümetlerine bir Türk-İtalyan teknisyenler toplantısının gerçekleştirilmesini önermek için hazırlık yapmışlardır"[iv]



Türkiye ve Yunanistan arasında Kardak kayalıklarının hukuki statüsüne ilişkin tartışmalar söz konusu olduğunda teknisyenler düzeyinde yapılması önerilen bu toplantı sonrasında hazırlanan tutanağa ilişkin olarak farklı hukuki geçerlilik yorumları yapılmaktadır. 28 Aralık 1932 tarihli teknisyenler toplantı tutanağı ilerleyen dönemlerde bir sözleşmeye dönüştürülememiştir. Dolayısıyla "Türkiye ile İtalya arasında hiç tartışma konusu bulunmayan genel deniz sınırı"nın resmi olarak kabulü gerçekleşmemiştir. 1947 Paris Antlaşması ile Oniki Adalar'ın Yunanistan'ın egemenliğine bırakılması kararlaştıktan sonra da bu durum sürmüştür.



Bu bakımdan ele alındığında Ege Denizi'nde karasuları sınırının belirlenmesine ilişkin sorun sadece Kardak kayalıklarına ilişkin değil aynı zamanda Türkiye ve Yunanistan arasındaki tüm karasuları sınırına ilişkin bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim "Yunanistan'ın Şubat 1950'den başlamak üzere Mayıs 1953, Haziran 1955, Ekim 1956 ve Aralık 1962 tarihlerinde Türk Dışişleri Bakanlığı nezdinde yaptığı yazılı ve sözlü girişimlerle talep ettiği hususlar, 28 Aralık 1932 tarihli metnin sınır çizen bir andlaşma olmadığını göstermesi ve Ege'nin hukuki statüsünü de teyit etmesi bakımından ilginçtir.



Yunanistan bahse konu girişimleriyle, Türkiye ile İtalya arasında düzenlenmiş olan 4 Ocak 1932 Sözleşmesi ile 28 Aralık 1932 tarihli teknisyenler zaptının Yunanistan ile de mer-i olması hususunda mektup teatisine hazır olduğunu; egemenliğinde olan adalar ile Türkiye arasındaki karasuları sınırının şimdiye kadar harita üzerinde çizilmek suretiyle gösterilmediğinin müşahede edildiğini bildirmiştir. Menteşe Adaları'nın kuzeyinde kalan iki devlet karasularının sınırlandırılması işinin karma komisyona havale edilmesi hususunda Türkiye'nin de düşündüğünü sormuş ve bir toplantı tarihi telkin edilmesini istemiştir. İki devletin ilgili makamlarının elinde bulunan ve Ege Denizi'ndeki Türk ve Yunan karasularını gösteren haritalar arasında bazı farklılıkların mevcut olduğunu, bu nedenle iki devlet ilgili makamlarının ellerindeki haritaları karşılaştırmaları ve mutabık kaldıkları takdirde karasularını haritalar üzerinde tespit etmelerini teklif etmiştir." [v]



Kardak Sorunu



25 Aralık 1995 tarihinde Figen Akat isimli bir Türk yük gemisinin Kardak kayalıklarında karaya oturmasının ardından yaşananlar, Türkiye ve Yunanistan arasında karasuları sorununu yeniden gündeme taşımış ve ulusal egemenlik alanlarının saptanması konusunda yeni bir tartışma başlatmıştır.





Figen Akat'ın karaya oturmasının ardından kendi olanaklarıyla kurtulmaya çalışırken yaklaşan Yunanistan'a ait bir muhrip ve üç hücumbotu bölgenin Yunanistan'ın karasuları içerisinde kalmış olduğunu ileri sürmüş ve yardım teklifinde bulunmuştur. Buna karşılık, geminin kaptanı bölgenin Türk karasularına dahil olduğunu belirtmiş ve kurtarma teklifini geri çevirmiştir. Geminin kurtarılması ise Türk sigorta şirketi aracılığı ile gerçekleştirilmeye çalışılmıştır.



Bu arada, Yunanistan, 26 Aralık 1995 tarihinde Türkiye'ye bir nota vererek söz konusu geminin Yunanistan'ın karasularında bulunduğunu belirterek kurtarma işleminin durdurulmasını istemiştir. Türkiye, aynı gün Yunanistan'a vermiş olduğu bir nota ile iddiaları reddetmiştir.[vi] Gemide yürütülen kurtarma çalışmaları sürerken Yunanistan'a ait hücumbotları gemiye yanaşarak kurtarma işlemlerini durdurmuş ve Yunanistan'a ait bir romörkor gemiyi karaya oturduğu yerden çekerek kurtarmaya çalışmıştır. Bu arada kurtarma halatının romörkorün fırdöndüsüne sıkışması Türk gemisinin bu halatı keserek Türk karasularına girmesi ile sonuçlanmıştır. Gemi daha sonra Güllük limanına çekilmiştir.[vii]



Kardak Gerginliğinin Tırmanışı



İki ülke arasında diplomatik görüş alış verişi sürerken egemenlik iddialarının fiili olarak sergilenmesi konunun bir anda iki ülke medyası, kamuoyu ve siyasileri arasında "ulusal dava" olarak algılanmasına yol açmıştır.





Bu süreci başlatan ise, Yunanistan'a ait Kalimnos Adası belediye başkanının yanında adanın papazı, aileleri ve Antenna adlı Yunan televizyon kanalı çekim ekibini alarak 26 Ocak 1996 tarihinde Kardak kayalıklarına çıkarak bir şenlik havasında kayalıklara Yunan bayrağını dikmesi olmuştur.



Bayrak dikme girişiminin televizyonda yayınlanmasının ardından, ertesi gün Türk medyası konuya ilgi göstermiş ve Hürriyet Gazetesi'nin iki muhabiri helikopter ile Kardak kayalıklarına giderek Yunanlıların dikmiş oldukları bayrağı indirmiş, yerine Türk bayrağını dikmiştir. Bu bayrak mücadelesinin Türk televizyonlarında yayınlanmasının ardından iki ülke arasında kamuoylarının siyasiler üzerindeki baskıları yoğunlaşmış ve diplomatik alanda sürdürülen mücadelenin giderek sertleştiği görülmüştür.



28 Ocak 1996 tarihinde Yunanistan'da hükümet baskılara dayanamayarak Kardak kayalıklarına askeri bir birliği göndererek Türk bayrağını indirtmiş ve ağır silahlarla takviye edilen birlik kayalıklardan büyük olanına konuşlanmıştır. Aynı gün Atina'daki Türk Büyükelçisi Yunanistan Dışişleri Bakanlığı'na çağrılarak kayalıkların Yunanistan'a ait olduğu ve yaklaşanlara ateşle karşılık verileceği uyarısında bulunmuştur.



Bu durum Türkiye'de tepkinin hangi düzeyde ve nasıl gösterileceği tartışmalarını başlatırken siyasilerin ve askeri kadronun üzerinde oydaştığı nokta, Yunan askeri varlığının ve bayrağının kayalıklardan uzaklaştırılması olmuştur. Gösterilecek tepkinin iki ülke arasında silahlı bir çatışmaya dönüşmemesi için duyarlılıkla hareket etmek ve çok yönlü düşünmek gerekmiştir. Sonuçta seçenekler[viii] dikkate alınarak Kardak kayalıklarından üzerinde Yunan bayrağı dikilmiş olmakla birlikte asker bulunmayan küçük olanına Türk komandolarının çıkmasına karar verilmiş ve bu plan 31 Ocak 1996 tarihinde başarıyla uygulanarak Türk SAT komandoları ikinci kayalığa çıkmışlardır.







Türkiye'nin bu müdahalesi, esasta iki ülkenin soruna ilişkin inisiyatifinin eşitlenmesi anlamını taşımakla birlikte, beraberinde sıcak bir çatışma riskini ve sorumluluğunu da taşımaktadır. Nitekim, kriz sırasında devreye giren ABD, iki ülke arasında yürütmüş olduğu diplomatik arabuluculuk ile sorunun yumuşatılmasını, en azından, statüko öncesi duruma (status que ante) dönülmesini sağlamaya çalışmış ve bu çabaları başarılı olmuştur. 31 Ocak 1996 tarihinde her iki ülke silahlı güçleri aynı anda Kardak kayalıklarından çekilerek statüko öncesi duruma dönülmüştür.[ix]





Statüko öncesi duruma dönüşü sağlayan girişimlerde Türkiye’nin Kardak Kayalıkları’ndan küçük olanına asker çıkarması ve “Türk askerlerine herhangi bir saldırıda bulunulmadığı takdirde Yunan birliklerine ateş açılmaması talimatı verdiği ve Yunanistan’ın bayraklarını, askerlerini ve deniz ve hava kuvvetlerini kayalıklardan çekmesi durumunda Türkiye’nin de çekileceğini” açıklamış olmasının yanı sıra ABD’nin “ilk kurşunu atanın karşısında ABD’yi bulacağı”nı açıklamış olması da etkili olmuştur.







Kardak Kayalıklarına İlişkin Hukuki Tartışma



Figen Akat'ın Güllük Limanı'na çekilmesi ile tartışmalar yeni boyut kazanmıştır; Yunanistan 10 Ocak 1996 tarihinde Türkiye'ye yeni bir nota daha vermiştir. Bu notada Türkiye'nin iddiaları reddedilmiş, Türkiye ve İtalya arasında 1932 yılında imzalanmış bulunan ikili anlaşmadan dolayı Kardak (İmia) Adasının İtalya'ya ait olduğu, sonradan 1947 Paris Barış Antlaşması'yla Yunanistan'a bırakılan Oniki Adalar zinciri içinde yer aldığı dile getirilmiştir.



29 Ocak 1996 tarihinde Yunanistan'ın bu notasına cevap vererek daha önceki görüşleri tekrarlanmış ve Ege Denizi'nde statüleri tam olarak saptanmamış tüm ada, adacık ve kayalıkların statülerine ilişkin görüşmelere gidilmesi isteğinde bulunmuştur.



Türkiye 29 Ocak tarihli notasında şu görüşlere yer vermiştir;



· 4 ocak 1932 Tarihli Türk - İtalyan Sözleşmesi İkinci Dünya Savaşı öncesi koşullar çerçevesinde müzakere edilmiştir.



· 4 Ocak 1932 Türk - İtalyan Sözleşmesi Kardak Kayalıklarına ilişkin herhangi bir hüküm içermemektedir.



· Kardak Kayalıklarına ilişkin gönderme 28 Aralık 1932 Protokolü'nde yer almaktadır. Bu protokol ise hukuki geçerliliğe sahip değildir. Geçerlilik kazanabilmesi için gereken hukuki süreç tamamlanmamıştır.



· Yunanistan 1947 Paris Barış Antlaşması'na ilişki görüşmeler sırasında Oniki Adaların Yunanistan'a devredilmesi tartışılırken anılan metinlerin kendisi açısından da geçerli olmasını sağlayacak göndermelerin antlaşmada yer almasını önermiş fakat bu öneri kabul edilmemiştir. Dolayısıyla 1947 Paris Barış Antlaşması'nda Kardak Kayalıkları'nın statüsüne ilişkin herhangi bir hüküm yer almamaktadır.



· Kardak Kayalıkları'nın Oniki Adalar'ı Yunanistan'a devreden Paris Barış Antlaşması'nın 14/1. Maddesinde "bitişik adacık" (adjacent islets) olarak değerlendirilmesi de mümkün değildir. Kardak Kayalıkları en yakın Yunan adasından 5.5 deniz mili uzaklıktadır. Bu bakımdan ne "bitişik" ne de "adacık" olarak kabul edilebilir.



· Kardak Kayalıkları Türk topraklarına 3.8 deniz mili uzaklıktadır ve Türkiye'ye aittir.



· Yunanistan Lozan Barış Antlaşması ve Paris Barış Antlaşması ile devredilen adalar üzerindeki egemenlik sınırlarını genişletme çabası içerisindedir.



· Bütün bunların ışığında, Ege Denizi'nde küçük adalar, adacıklar ve kayalıkların mülkiyetine ilişkin bir anlaşma henüz yapılmamıştır. Bu nedenle, Yunanistan'ın Ege Denizi'nde küçük adalar, adacıklar, kayalıkları yerleşime açma çabaları hukuki açıdan herhangi bir sonuç doğurmaktan ve hak kazandırmaktan uzaktır.



· Türk Hükümeti Ege Denizi'nde küçük ada, adacık ve kayalıkların mülkiyetini kararlaştıracak müzakerelere girişilmesine hazırdır. Bu müzakerelerden sonra karasularının sınırlandırılması sorunu da tartışılabilir ve karara bağlanabilir.



· Türk Hükümeti aynı zamanda tarafları bölgede mevcut durumu kötüleştirecek tek taraflı girişimlerden uzak durulmasını önermektedir.



· Türkiye, Kardak Kayalıkları'nda konuşlandırılmış bulunan Yunan askeri varlığının sona erdirilmesini ve tüm egemenlik işaretlerinin gecikilmeksizin kaldırılmasını istemektedir.[x]



16 Şubat 1996 tarihli notasında Yunanistan aşağıdaki görüşleri dile getirmiştir;



"1932 Türk - İtalyan Anlaşması'nın 'İkinci Dünya Savaşı öncesi siyasi koşullar çerçevesinde görüşülmüş olduğu' iddiası herhangi bir yasal önem taşımamaktadır. Gerçekte, sınır ve toprak düzenlemelerine ilişkin anlaşmalar istikrar ilkesine göre hüküm ifade eder, sürekli ve değiştirilemezdirler. Uluslararası Genel Hukukun bu genel kuralı 23 Ağustos 1978 tarihli taraf devletlerin Antlaşmalara saygı göstermesini düzenleyen Viyana Sözleşmesi'nin 11 ve 12. Maddelerin yanı sıra 23 Mayıs 1969 tarihli Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesinin 62 (2) A1.1 maddesinde açıkça hükme bağlanmıştır.



28 Aralık 1932 tarihli Türk - İtalyan Anlaşması'yla ilgili yasal prosedürün tamamlanmadığı ve bu nedenle Milletler Cemiyeti'nde tescil ettirilmediğine ilişkin iddiaya ilişkin olarak, şu noktalar sağlanmalıdır; 4 Ocak 1932 tarihinde karşılıklı olarak verilen mektuplarda kararlaştırılmış bulunan 28 Aralık 1932 tarihli Anlaşma, her iki tarafça Milletler Cemiyeti Sekreterliği'ne tescil ettirilmiş bulunan 4 Ocak 1932 tarihli Anlaşma'yı tamamlayıcı bir niteliktedir. Bu nedenle, metnin kendisi ve mektup değişimlerinde açıkça belirtildiği gibi, 28 Aralık 1932 tarihli Anlaşma, üzerinde egemenliğe ilişkin herhangi bir tartışmanın bulunmadığı bir bölgede deniz sınırına ilişkindir dolayısıyla, taraflarca ayrıca onaylanmasına gerek yoktur. Ayrıca, 28 Aralık 1932 tarihli Anlaşma'nın metninin tam bir uluslararası anlaşma metni olarak kabul edildiği metnin imzasından başlayarak taraflarca hemen yürürlüğe konulmuş olmasından da açıkça anlaşılmaktadır. Aynı nedenlerden dolayı, bu olayda Milletler Cemiyeti'nde tescil yapılmasına gerek duyulmamıştır. Bütün bunlar reddedilemez gerçeklerdir ve Yunanistan'ın yukarıda sözü edilen anlaşmaların geçerliliği konusunda herhangi bir şüphesi bulunmamaktadır. Tarihi arşivlerimizde yapılan incelemeler 1950, 1953 veya herhangi bir başka tarihte Türkiye'nin sözkonusu anlaşmaların geçerliliğine ilişkin olarak görüşmelere davet edildiğine dair herhangi bir resmi yazışmanın varlığını göstermemektedir. Kaldı ki böyle bir yazışmanın varlığı sözkonusu olsa bile bu durum sözkonusu anlaşmanın geçerliliğini hiçbir şekilde etkileyemez. Gerçekte, uluslararası genel hukuka göre Yunanistan'ın yukarıda sözü edilen anlaşmalarda doğrudan ardıllığı vardır.



Bundan başka, 1932 - 1947 döneminde ve sonrasında İmia ( Kardak) kazasına kadar bu anlaşmaların geçerliliği konusundaki tutumunu değiştirmemiştir. Aynı noktalar İtalya ve Oniki Adalar üzerindeki egemenliğinin sürdüğü dönem için de gerçektir. Diğer yandan,, sadece 1932'de değil aynı zamanda 1950'de Türkiye bölgede bir deniz sınırlamasının halihazırda var olduğunu kabul etmiştir. 1950 yılında İstanbul'da toplanan Ortadoğu Bölgesel Hava Seyir Toplantısı'nda kararlaştırılan İkinci Ortadoğu Bölgesel Hava Seyir Anlaşması bunu doğrulamaktadır. ICAO tarafından uygulanmakta olan İstanbul/Atina FIR sınır hattı, ilgili ICAO haritası ve 1953 yılında Ankara'da yayınlanan resmi Türk hava seyir haritasında görüleceği gibi, Türkiye'nin bölgedeki Batı sınırları ile aynıdır. Bu yönde bir sınırlandırma 1936 Montreux Sözleşmesi çerçevesinde 'İstanbul Boğazı, Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi'nden geçen gemilerin seyirleri hakkındaki 1953 tarihli yıllık rapora ek resmi Türk haritasında da görülmektedir. Bütün bu haritalarda, diğer Türk ve uluslararası resmi haritalarda İmia (Kardak) Kayalıkları Yunanistan'a ait olarak görülmektedir.



1947 Paris Barış Konferansı sırasında 1932 anlaşmalarına özel bir gönderme yapılması yönünde Yunanistan'ın önerilerine ilişkin argümanlar konusuna gelince, 1947 Paris Barış Antlaşması metninde bu anlaşmalara bir gönderme yapılmaması bu anlaşmaların geçerliliğini etkilememektedir.



İmia (Kardak) Kayalıkları Oniki Adalar'ın adalar, adacıklar ve kayalıklar bütününün bir parçasıdır ve 1947 Paris Barış Antlaşması'nın 14. Madde 1. Paragrafında belirtildiği gibi bitişik adacık oluşturmaktadır. Bu durum İmia üzerinde açıkça İtalyan egemenliği kuran 28 aralık 1932 Türk - İtalyan Anlaşması'nda kesinlikle tanınmıştır. Buna ek olarak, 1923 Lozan Barış Antlaşması'na göre İmroz, Bozcaada ve Tavşan Adaları dışında sadece Türk kıyılarından üç mil içerisinde kalan adalar üzerinde Türk egemenliği elde tutulmuştur. Buna göre Yunanistan Türkiye'nin soruna ilişkin notasında dile getirmiş olduğu uzaklık gibi hukuk dışı kriterleri değil sadece uluslararası hukuk tarafından verilen egemenlik haklarını tanır.



Adaların hukuki rejimi açıkça kararlaştırılmış ve üzerlerinde herhangi bir hukuki şüphe yoktur. Ek olarak, yerleşik olsun olmasın, birbirinden bağımsız olarak nasıl nitelendirilirse nitelendirilsin, tüm adalar (adacıklar, kayalık adalar, kayalıklar vd- bu terimler hukuki değil sadece coğrafi çağrışımlar içermektedirler) büyüklükleri göz önünde bulundurulmaksızın hem 1923 Lozan Barış Antlaşması hem de 1947 Paris Barış Antlaşması tarafından aynı hukuki davranışa tabi tutulmuşlardır. Bu nedenle, yukarıda dile getirildiği gibi, tüm Ege bölgesinde adaların hukuki rejimine ilişkin herhangi bir boşluk kesinlikle bulunmamaktadır."



Tarafların hukuki ve siyasi yorumlarını içeren bu nota değişimleri sonucunda Ege'de rejim kuran antlaşmaların yorumlanmasında fikir ayrılıkları içerisinde oldukları ortaya çıkmıştır. Bu arada Avrupa Parlamentosu, 15 Şubat 1996 tarihinde almış olduğu karar ile “1923, 1932 ve 1947 antlaşmalarına uygun olarak Kardak / İmia adacıklarının Oniki Adalar grubuna dahil olduğunu” belirtmiş, “Türkiye’nin Yunanistan’ın egemenlik haklarına yönelik tehlikeli tehditlerini” kınamış ve Türkiye’yi uluslararası antlaşmalara saygı göstermeye çağırmıştır.[xi] Gerçekte Avrupa Parlamentosu’nun almış olduğu bu karar Kardak bunalımına bir anda Yunanistan – Türkiye arasında bir sorun olmaktan çıkarıp Türkiye ile Avrupa Birliği arasında bir sorun haline getirebilecek bir nitelik kazandırmıştır. Alınan kararda Yunanistan’ın Avrupa Birliği üyesi olduğu, Ege Denizi’nde askeri gerilimin Türkiye tarafından tırmandırıldığı ve Yunanistan’ın sınırlarının AB’nin dış sınırları olduğu vurgulandıktan sonra, AB üyelerinin, Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkilerin düzeltilmesinde etkin rol oynamaları, Türkiye’nin AGİT çerçevesindeki yükümlülüklerine sadık olması çağrısında bulunulmuştur. Türkiye ise, Avrupa Parlamentosu’nun almış olduğu bu kararı Yunanistan yanlısı bir karar olarak değerlendirmiştir.



Kardak bunalımı Ege Denizi’nde yeni bir sorunu ortaya çıkarmakla birlikte Ege’de statüleri henüz saptanmamış bulunan pek çok adacık ve kayalığın bulunduğunu ve iki ülke arasında bu konuda bir hukuki düzenleme yapılmasının zorunlu olduğunu göstermesi bakımından önemli bir gelişme olmuştur. Nitekim kısa bir süre sonra Türkiye henüz hukuki olarak statüsü kararlaştırılmamış olan bu tür adacık ve kayalıkları “gri bölgeler” olarak nitelendirmiş ve Gavdos adası olayında da görüldüğü gibi, statülerini tartışmaya başlamıştır. Kardak bunalımının ardından, TSK Harp Akademileri Komutanlığı tarafından hazırlanan Ege’nin statüsüne ilişkin bir raporda antlaşmalarla statüleri kararlaştırılmamış bulunan ada, adacık, kayalıklar Osmanlı İmparatorluğu’nun halefi olarak Türkiye’nin egemenliğindedir[xii] görüşüne yer verilmiştir. Buna göre, “Lozan Antlaşması’nın 12. maddesi gereğince Yunanistan’a verilen adaların dışında kalan Zürafa, koyun Adaları, Hurşit ve Girit civarında bulunan Bergitsi, Sıgri, Tokmakia, Kasonisi gibi ada ve adacıklar üzerinde Türkiye'nin egemenliği hukuken devam etmektedir.



Aynı madde uyarınca Lozan Antlaşması’nın aksine bir hüküm bulunmadıkça 13 Şubat 1914 tarihinde Yunan işgali altında bulunmuş olsa dahi, Anadolu’nun 3 mili içinde bulunan bütün ada, adacık ve kayalıklar, Türkiye’nin egemenliği altındadır. Antlaşmada yer alan 3 millik mesafe, dönemin karasuyu mesafesi olduğuna göre, bugün de aksine bir hüküm bulunmadıkça 6 mil olan karasuyu dahilinde bulunan ada, adacık ve kayalıklar Türkiye’nin egemenliğindedir.



Menteşe Adaları bölgesinde bulunup da antlaşmada ismen zikredilmeyen adalar ile ismi zikredilen 14 adaya bitişik olmayan ada, adacık ve kayalıklar, başka deyişle 28 Aralık 1932 zabıtnamesinin statüsüne bağlı olan adalar veya statüleri Kardak kayalıkları ile aynı olan Keçi, Bulamaç, Kalimnos, Sakarcılar, Çerte, Nergiscik, İstanbulya güneyindeki 12 ada, adacık ve kayalık ve Girit’in kuzeydoğusundaki 13 adada, adacık ve kayalıklar üzerinde Türkiye'nin egemenliği devam etmektedir”[xiii]



Bu tartışmalar Türkiye ve Yunanistan arasında yeni bir gerginliği daha ortaya çıkarmıştır, Yunanistan Ege’de egemenliğinde olmakla birlikte üzerinde insan yaşamayan ada, adacıkları iskana açma politikası izlemeye başlamıştır. Bu durum ise Ege’deki dengeleri özellikle ulusal karasuları sınırı bakımından ilgilendirmektedir. İskana açık olmayan ada ve adacıkların kendilerine has karasuları sınırını olmayışı Yunanistan’ın bu ada ve adacıkları iskana açarak karasuları sınırını genişletme çabalarının bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir. [xiv]







Ege'de Egemenliği Devredilmemiş Adalar ve 6 Millik Karasularını Gösterir Harita



Kaynak: Sertaç Hami Başeren, Ali Kurumahmut, Ege'de Egemenliği Dervedilmemiş Adalar, Ankara: SAEMK Yayınları, 2003.





--------------------------------------------------------------------------------



[i] Lozan Antlaşması'nın 15. Maddesi; "Türkiye aşağıda sayılan Adalar üzerindeki tüm hak ve senetlerden İtalya yararına vazgeçer: Bugün İtalya'nın işgali altına bulunan Astampalya (Astropalia), Rodos (Rhodes), Kalki (Calki), Skarpanto, Kazos (Casso), Pskopis (Tilos), Misiros (Misyros), Kalimnos (Kalymnos), Leros, patmos, Lipsos (Lipso), Sombeki (Simi) ve istanköy (Kos) Adaları ile bunlara bağlı olan adacıklar ve Meis (Castelerizo) Adası (2 numaralı haritaya bakılması)." İsmail Soysal, Türkiye'nin Siyasal..., s.90.



[ii] Türkiye ve İtalya arasındaki sınır bölgelerinin saptanması konusunda çıkan görüş ayrılıklarını gidermek için taraflar arasında 1928 yılında imzalanmış olan Türkiye - İtalya Tarafsızlık, Uzlaşma ve Yargısal Çözüm Andlaşması hükümlerine uygun olarak 30 Mayıs 1929 tarihinde imzalamış oldukları bir tahkimname ile aralarındaki uzlaşmazlıkların çözümlenmesinde yargı yoluna başvurmuşlar ve Lahey Adalet Divanı'na gitme kararı almışlardır. Ancak bu tahkimnamenin sonucu alınmadan 1932 yılında yapmış oldukları Ankara Anlaşması ile sorunun çözümünde anlaşmışlardır.



Antlaşmalar için bkz; İsmail Soysal, Türkiye'nin Siyasal..., ss. 331-343; Yüksel İnan, Sertaç Başeren, Kardak Kayalıklarının Statüsü, Ankara: (Yayınevi yok), 1997, Ayrıca, http://mfa.gov.tr



[iii] Sözleşme hükümleri için bkz; İsmail Soysal, Türkiye'nin Siyasal Antlaşmaları Cilt I... ss.340-343.



[iv] Sertaç Hami Başeren, "Ege'de Ada, Adacık ve Kayalıkların Uluslararası Andlaşmalarla Tayin Edilen Hukuki Statüsü", Ege'de Temel Sorun / Egemenliği Tartışmalı Adalar, Y. Hazırlayan: Ali Kurumahmut, Ankara: TTK yay. 1998, s.110-114. Türk Dışişleri bakanı T. R. Aras'ın İtalyan Büyükelçisi Aloisi'ye yazmış olduğu 4 Ocak 1932 tarihli mektupta şu görüşlere yer verilmekte; "Bugünkü tarihte imzalamış olduğumuz anlaşma, aidiyeti şimdiye kadar aramızda tartışma konusu olan ada ve adacıkların deniz sınırlarının belirlenmesini, memnuniyetle ifade edeyim ki düzenlemiştir. Zaten Türk-İtalyan sınırının diğer bütün kısımları iki devlet arasında hiçbir anlaşmazlığa sebep olacak nitelikte değildir. Exselanslarından sınırın bu kısmının çizim işlemlerinin hemen ele alınmasını ve Kral Majeste Hükümetinin, Türk meslekdaşlarıyla konuyu görüşecek teknisyenlerin belirlenmesine hazır olup olmadığının bildirilmesini rica ederim". İtalyan Büyükelçisi Aloisi, aynı tarihli cevabi mektubunda; "Bugünkü tarihte imzalamış olduğumuz anlaşma, aidiyeti şimdiye kadar aramızda tartışma konusu olan ada ve adacıkların deniz sınırlarının belirlenmesini, memnuniyetle ifade edeyim ki düzenlemiştir. Zaten Türk-İtalyan sınırının diğer bütün kısımları iki devlet arasında hiçbir anlaşmazlığa sebep olacak nitelikte değildir. Ekselanslarının bugünkü mektubuna cevaben bildiririm ki hükümetime sınırın bu kısmının çizimi meselesinin hemen ele alınmasını ve Türk meslekdaşları ile hemen temasa geçmek üzere teknisyenler belirlemesini teklif edeceğim." Yüksel İnan, Sertaç Başeren, Kardak Kayalıklarının Statüsü..., s. 14.



[v] Sertaç Hami Başeren, "Ege'de Ada, Adacık ve Kayalıkların...," s.115. Ayrıca bkz; Şükrü Elekdağ, "Kardak'ın Hukuki Statüsü", Milliyet, 8 Nisan 1996.



[vi] Nota metinleri için bkz; Ali Kurumahmut (Y. Hazırlayan), Ege’de Temel Sorun Egemenliği Tartışmalı Adalar, Ankara: TTK Yayınları, 1998, ek: 20-21.



[vii] Figen Akat gemisinin Kardak Kayalıklarında karaya oturması ve kurtarma çalışmaları sırasında yaşanan olaylar gerek Türkiye ve gerekse Yunanistan'da farklı anlatılmaktadır. Örneğin; "... Sonunda, Geminin sahibi şirket ile yapılan anlaşma ile Figen Akat Matsas Star adlı şirkete ait bir Yunan romörkorünün yardımı ile kurtarıldı ve Güllük limanına çekildi", Turkish Foreign Policy and Practice As Evidenced By The Recent Turkish Claims To The Imia Rocks, http://mfa.gr/foreign/bilateral/imiaen.htm B. Tarihi: 02/11/1999; "... Üç tane hücumbot geminin bordasına yanaştı. Yunan askeri gemiye çıktı ve tüfeğiyle tabancasıyla bize bu boşaltma işlemine 'dur' dedi. Figen Akat'ın kurtarılma işlemi durdu. Bir Yunan kurtarıcısı Figen Akat'a yanaştı ve 25 dakika içinde gemiyi bağladığı çelik halat ile kayalıklardan kurtardı. Normal şartlarda geminin bir Yunan adasına çekilmesi gerekiyordu", Kardak Krizi, http://www.softdesign.com.tr/32gun/97-98-dosya/dosya21.html , B. Tarihi: 02/ 10/1999; "... Bir Türk donatanı, kendi açısından akıllılık edip Yunan şirketiyle Türk şirketini bir araya getirerek gemisini kurtarıyor ve hangi çerçevede yürütüldüğü bilinmeyen bu kurtarma 'karasularımız' denen yerde oluyor.", Mümtaz Soysal, "Fener", Hürriyet, 2 Şubat 1996, http://www.mfa.gov.tr/grupa/ad/ade/aded/aded1/3.htm, B. Tarihi: 20/09/1999.



[viii] Kardak kayalıklarına yapılacak müdahaleye ilişkin olarak siyasi, askeri, bürokratik kadroların birlikte yapmış olduğu toplantılardaki görüşler ve değerlendirmeler için bkz; Kardak Krizi, http://www.softdesign.com.tr/32gun/97-98-dosya/dosya21.html, B. Tarihi: 02/ 10/1999;



[ix] 31 Ocak sabahında Amerika'nın yürüttüğü arabuluculuk çabaları doğrudan ABD Başkanı Clinton ile Yunanistan Başbakanı Simitis, ABD Dışişleri Bakanı W. Christopher ve yardımcısı Holbrooke ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Pangalos, ABD Savunma Bakanı Perry ile Yunanistan Savunma Bakanı Arsenis arasında yürütülmüş, Yunanistan Milli Güvenlik Konseyi'nin özel bir toplantısında yapılan değerlendirme sonucunda yürütülen arabuluculuk çabalarının sonuç vermiş olduğu ve her iki ülkenin de aynı anda silahlı güçlerini kayalıklardan geri çekerek statüko öncesi duruma dönmeyi kabul ettiği belirtilmiştir. Bkz; Krateros Ioannou, "A Tale of Two Islets", Thesis, Atina: Hellenic Ministry of Foreign Affairs, Spring 97, Vol I, Issue 1. ; Turkish Foreign Policy and Practice As Evidenced By The Recent Turkish Claims To The Imia Rocks, http://mfa.gr/foreign/bilateral/imiaen.htm B. Tarihi: 02/11/1999;



[x] Nota metni için bkz; Ege’de Temel Sorun Egemenliği Tartışmalı Adalar, Y. Hazırlayan: Ali Kurumahmut, Ankara: TTK Yayınları, 1998, ek: 20-21.



[xi] “Turkish Foreign Policy and Practice as Evidenced by the Recent Turkish Claims to the Imia Rocks”, http://mfa.gr/foreign/bilateral/imiaen.htm, B. Tarihi: 02/11/1999.



[xii] Milliyet Gazetesi’nde yer alan bir haberde, Ege’de 150’ye yakın ada ve adacığın, Osmanlı İmparatorluğu’nun halefi olması dolaysıyla, hukuki olarak, Türkiye’nin egemenliğinde sayılması gerektiğinden söz edilerek; Yunanistan’ın Ege’deki bazı ada ve adacıkları iskana açma çabalarının statüyü kendi lehine çevirme amaçlı olduğu vurgulanmıştır. “Ege’deki 150 Ada Osmanlı’dan Miras”, Milliyet, 6 Ekim 1998, s. 14. 3 Haziran 1999 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan bir habere göre ise, “Genelkurmay Başkanlığı, Türkiye kıyılarındaki ‘formasyon’ diye adlandırılan 152 adacık ve kayalık üzerinde hak iddia eden Yunanistan’a gerekli yanıtın 3 Haziran Avrupa Birliği Köln Doruğu’ndan sonra verilmesi için hazırlığını tamamladığı” haberi yer almıştır. Yüksek düzeyde bir komutana dayandırılarak verilen habere göre; “Bugün Ege’de toplam 3 bin 49 ada, adacık ve kayalık bulunuyor. Osmanlı İmparatorluğu’ndan sonra Ege Denizi'ndeki adaların sahipliği antlaşmalarla belirlenmiştir. Anlaşma metinlerinde adları geçmeyen bu adacıkların sahipliği Osmanlı İmparatorluğu’nun varisi olan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Formasyon olarak tanımlanan bu tür adacık ve kayalıklardan kıyılarımızda bulunan 152 adanın aidiyeti ise Türkiye’nindir. Buna Kardak da şimdi Atina’nın sivillere bayrak diktirme girişiminde bulunduğu Angathosini adacığı da dahildir”. “Adacıklar Osmanlı Mirası”, Cumhuriyet, 3 Haziran 1999, ss. 1-17.



[xiii] “TSK Adayla İlgili Raporu Açıkladı ‘Keçi (Platia)’ Bizim Adamız”, Cumhuriyet, 16 Mayıs 1999, ss. 1-8.



[xiv] Taki Berberakis, “Kayalıklarda İnat Düğünü”, Milliyet, 16 Mayıs 1999, s. 21; Barçın Yinanç, “Kardak’tan Sonra Plati”, Milliyet, 15 Mayıs 1999, s. 20; “TSK Adayla İlgili Raporu Açıkladı ‘Keçi (Platia)’ Bizim Adamız”, Cumhuriyet, 16 Mayıs 1999, ss. 1-8.

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176