"Marmara Denizi'nde Kirlilik Ayyuka Çıktı"

Açık Radyo'da hidrobiyolog Levent Artüz ve biyoloji öğrencisi Duygu Uzun “ Marmara Denizinin Değişen Oşinografik Şartlarının İzlenmesi Projesi”ni anlattılar.

banner217

"Marmara Denizi'nde Kirlilik Ayyuka Çıktı"

Açık Radyo'da hidrobiyolog Levent Artüz ve biyoloji öğrencisi Duygu Uzun “ Marmara Denizinin Değişen Oşinografik Şartlarının İzlenmesi Projesi”ni anlattılar.

03 Kasım 2009 Salı 09:44
2118 Okunma

Marmara Denizi'nin Durumu 
 
Açık Radyo'da geçtiğimiz hafta yayınlanan, Atilla Aydemir'in hazırlayıp sunduğu Sosyal Hareketler Gündemi programında, hidrobiyolog Levent Artüz ve projeye gönüllü olarak katılan, biyoloji öğrencisi Duygu Uzun“Marmara Denizinin Değişen Oşinografik Şartlarının İzlenmesi Projesi”ni anlattılar:

Atilla Aydemir: Açık Radyo 94.9’da Sosyal Hareketler Gündemi programına hoşgeldiniz. Bu haftaki konuğumuz İnönü Vakfı’ndan hidrobiyolog Levent Artüz ve bugün bahsedeceğimiz proje de Marem Projesi ve bir konuğumuz daha var Marem Projesi’nden Duygu Uzun. Hoşgeldiniz.

Levent Artüz: Hoşbulduk.

AA: Duygu sende hoş geldin.

Duygu Uzun: Hoşbulduk.

AA: Hocam, öncelikle Marem Projesi nedir biraz bundan bahsedelim. Marem Projesi’nde neler yapılıyor? Marmara Denizi’ndeki oşinografik araştırma ile ilgili bir proje bu, bunun biraz detaylarından bahsedebilir miyiz?

LA: Tabi. Marem Projesi, Türkçe adıyla söylemek gerekirse “Marmara Denizinin Değişen Oşinografik Şartlarının İzlenmesi Projesi” 1954 senesinde İlham Artüz ve Olav Aasen tarafından Et ve Balık Kurumu’nda başlatılmış, Marmara Denizinin izlenme projesi. Zamanla kirliliğe dönüşmüş, ama gerçek anlamada bir izlenme projesi, içinde biyolojik unsurların olduğu, içinde diğer batimetrik unsurların olduğu bir proje şeklinde başlatılmış.

Daha sonra bu Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsü’ne geçmiş ve Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsü’nde 1982 senesine kadar hiç aralıksız olarak sürdürülmüş. Daha sonrada Teknik Üniversite Gemi İnşaat Deniz Bilimleri başta olmak üzere birçok üniversitede devam ettirilmiş. Son 4 senedir de Sevinç – Erdal İnönü Vakfı bünyesinde gerçekleştiriliyor.

Marem Projesi Marmara Denizinde 60 tane istasyonda farklı parametrelerin ölçülmesi esasına dayanıyor. Birde tabi Marem Projesi çerçevesinde oluşturulmuş bir veritabanı var. Yani 1954 senesinden bugüne kadar olan tüm veriler bir veritabanında bulunuyor ve siz o veritabanı içerisinde geriye doğru projeksiyonlu, ileriye doğru projeksiyonlu, zaman bazındaki değişimleri ve buna benzer tüm özellikleri izleyebiliyorsunuz.

AA: 1954’den bugüne kadar yani 55 yıldır, acaba Türkiye’de 55 yıldır süren proje var mı? Hakikaten uzun soluklu bir proje.

LA: Bilmiyorum, ama benim izleyebildiğim ve bilebildiğim kadarıyla, dünyada da bir deniz üzerine yapılmış en uzun soluklu proje olarak nitelendirebilirim.

AA: Evet, en son Ağustos ayında projenin yaz ayağını yaptınız. Bunun sonuçları neler oldu, neler gördünüz, en son neler değişti? Durum nedir, nereye gidiyor?

LA: Durum iyiye gitmiyor. Durumun iyiye gitme olasılığı da çok düşük. Çünkü kirletici unsur girdisini ortadan kaldırmadıkça bir iyileşmeden bahsetmek çok zor. İlk önce sizin kirletici unsur girdisini ortadan kaldırmanız lazım ki bir iyileşmeden bir iyilikten bahsedebilesiniz.

Evet, geçen sene balıkçıların salya, basının denizde beyaz köpüklenme diye nitelendirdiği bir olayla karşılaştık ama bu çok beklenmeyen bir olay değildi bizim için. Çünkü bundan 20-25 sene evvel İstanbul Kanalizasyon Projesi revizyonu yapılırken bilim insanlarının söylemiş olduğu sonuçlarla karşılaşıyoruz bugün. Yani tür çeşitliliği ciddi oranda erozyona uğruyor ve bunun yanı sırada mevcut olan türlerin fert adetlerinde artış oluyor.

Biz bunu kimi zaman kırmızı sular -deniz kırmızıya boyandı- şeklinde, kimi zaman denizin yemyeşil olması şeklinde, kimi zaman taraklı medüzlerde -balıkçıların kaykay dedikleri-, kimi zaman başka canlılarda veyahut basının zehirli denizanası dediği türlerde sürekli olarak görüyoruz. Salya da bir bitkisel plankton, imkân bulduğu için çok büyük miktarlarda üreyip öldükten sonra hücre içi sıvısının oluşturduğu bir yapı ve hem rekreasyon amaçlı olarak hem de balıkçılık yönünden çok ciddi zararlar doğurdu.

AA: Ve bunun sonucunda da bir basın toplantısı yapıldı Marem Projesi ile ilgili, bazı türlerin azaldığını ve önümüzdeki sene yine azalmaya devam edeceğini, bunun etkilerin uzun süre devam edip bir süre sonra bir haliç haline geleceğinden bahsettik Marmara Denizi’nin. Peki, bunu nasıl kurtaracağız bu durum nasıl düzelecek?

LA: İşte söylediğim gibi, ilk önce kirletici unsurların özellikle yerel yönetimler tarafından kanalizasyon atıklarının önünün kesilmesi lazım. Zaten şu andaki çevre mevzuatı bunların hiçbir şekilde arıtılmaksızın deşarj yapılmamasını öngörüyor. Yani bu çok açık bir şekilde çevre mevzuatında var. Ayrıca alıcı ortamla ilgili çok ciddi parametreler var bunların hiçbirine Marmara Denizi uymuyor.

Siz evsel atıkları içme suyu kalitesinde bile arıtsanız çevre mevzuatına göre Marmara Denizi’ne veremiyorsunuz. Zaten belirli bir arıtımdan geçtikten sonrada su çok kıymetli bir şey bunu deşarj yapmanıza gerek yok. Park ve bahçe sulamada, yolları temizlemede veya sanayi suyu olarak da kullanabilirsiniz. Dediğim gibi ilk önce kirletici unsurların önünün kesilmesi lazım. Başka hiçbir yolu yok.

Diğer konuya gelince yani türlerin ortadan kalkması ya da azalması meselesi, bakın bundan 25-30 sene evvel Marmara Denizinde 145 tane ekonomik türe sahip balık varmış. Bunların içinde kılıç balığı, orkinos, sinarit, aklınıza gelebilecek birçok balık varmış. Şuanda ekonomik tür olarak sayabileceğimiz pek tür kalmadı Marmara’da. Bu sene istavrit yok, palamutta yok ki Akdeniz’den geliyor. Çok az miktarda lüfer oda daha ufak boyları sarıkanat ve çinakop olarak var. Şuanda Marmara Denizinde neredeyse hiç ekonomik türe sahip değiliz.

AA: Ama en son balıkçılık sezonu başlarken bu sene balık bol dediler, bizi kandırıyorlar mı?

LA: Yani bu kandırma değil. Bir gün adamın birisi köy kahvesinde oturuyormuş bu sene, “kiraz bol olacak” demiş, “nereden anladın?” demişler “canım çok çekti” demiş. Bu böyle bir şey.

AA: Peki biraz Marem Projesini detaylandıralım. Bir izleme projesi dedik. Tam olarak neler yapıyorsunuz? Marmara Denizi’ndeki nasıl bir yapıyı izliyorsunuz?  Özellikle parametrelerden bahsedebiliriz. Projeyi biraz detaylandırırsak,

LA: Tabii. Birincisi temel oşinografik değerleri izliyoruz. Bunların başında sıcaklık, tuzluluk, suyun elektriksel geçirgenliği, suyun içindeki erimiş oksijen gibi temel parametreler geliyor. Bunun dışında biyolojik parametrelere bakıyoruz.

Marmara Denizinde derin çukurlarda yani 1000 metrenin altındaki derinliklerde dahil olmak üzere algarna ile örneklemeler yapıyoruz. Bu örneklemeler üzerine hem görsel hem istatistiksel bir veritabanı oluşturuyoruz. Aynı şekilde 1000 metrenin altındaki derinliklerde dahil olmak üzere sediman yani çamur numuneleri alıyoruz, bunlarla ilgili çalışmalarda sürdürüyoruz. Çok ciddi kimyasal çalışmalar yapılıyor. Biz araştırma gemimizde bir ıslak laboratuvar kurduk ve numuneler yerinde ve anında işleniyor.

Yani Marmara Denizinde bir deniz araştırmasında ölçülebilecek tüm verileri 60 tane sabit istasyonda ve derinlik elverdikçe 0,5 metreden yani deniz yüzeyinden başlamak üzere dibe kadar çok sık kesitler halinde profilini çıkaracak şekilde ölçümlerini yapıyoruz. Çalışmalarımıza birçok üniversitede katkıda bulunuyor.

Şuanda Marmara Üniversitesi ile kimyasal çalışmaları, İstanbul Üniversitesi macro alg yani deniz yosunları envanterini çıkarıyor, Balıkesir Üniversitesi bentik materyali yani dipte olan materyali ve balıkları çalışıyor. Biz bir grupla oşinografik çalışmayı yapıyoruz. Marmara Üniversitesi yine sedimantolojik çalışmayı yani çökel ve çamurlarla ilgili olan çalışmayı yürütüyor. Bu şekilde multi disiplinel bir çalışmayı yerine getiriyoruz.

AA: O zaman bayağı büyük bir ekipten bahsediyoruz.

LA: Evet, gemide ve geminin arkasında oldukça büyük bir ekipten bahsediyoruz. Şu anda bilimsel ekibimiz 20 kişinin üzerinde, bunun yanı sıra her sene farklı disiplinlerden öğrencilerde alıyoruz. Bundan evvelki senelerde de bu tip öğrenciler aldık.

Genellikle tercihimiz su ürünleri fakülteleri, biyoloji bölümleri, çevre mühendisliği bölümleri, bir de elektronik aletlerle çalıştığımız için elektrik elektronik bölümleri önde geliyor. Ama bunun dışında da bir proje ile bize gelenleri de kendi projemize entegre edip onları da beraberimizde alıyoruz.

AA: 60 istasyonda ölçüm yapıyoruz dedik. Bu 60 istasyon neye göre seçildi ve bütün Marmarayı kapsıyor mu?

LA: Bütün Marmara’yı kapsıyor. İstanbul Boğazı’nın Karadeniz ağzından başlıyor, Çanakkale Boğazı’nın Ege çıkışına kadar devam ediyor. Bu istasyonlar 1954 senesinde bu proje ilk başladığı zaman belirlenen istasyonlar. Bunlara bir iki ek yapıldı tabi zaman içinde.

AA: O zaman buradan 55 yıldır aynı noktalarda ölçüm yapıldığını çıkarabiliriz. Toplumda özellikle son 10 yıldır Marmara’daki kirliliğin arttığına dair bir inanış var, bunun bilimsel olarak bir dayanağı var mı, yoksa 55 senedir kirlene kirlene bu duruma mı geldik?

LA: 54’ten bugüne gelmedik, bunu ikiye bölmek, yani 70’li senelerin sonlarından bir çizgi çekmek lazım. Kirlenmenin efektlerini görmek bir ekspres trenin penceresinden dışarıyı seyretmek gibi bir şey. Manzara geçer siz manzarayı geçtikten sonra anlarsınız. Evet son 10 yılda bu kirlenme hızla arttığı için biz beş duyumuzla bunları algılamaya başladık. Ama bunun öncesi de var.

80’li senelerin ortalarından itibaren çok ciddi bir kirlenme yükü ile karşı karşıya kaldı Marmara Denizi. Bunun başlangıcı da 80’li yılların başında; Kartal Pendik hattında çok ciddi balık ölümleri oldu ve bununla birlikte bir kirlenme periyodu Marmara Denizi için başladı.  Bu dağın tepesinden yuvarlanmış bir kartopu şeklinde hızla ilerledi, ufakken belki bunu algılayamadık ama o kadar büyüdü ki artık ciddi olarak algılanmaya başlandı.

AA: Yani kirlilik son 10 yılda ayyuka çıktı.

LA: Evet önümüzdeki 10 yılda iyice ayyuka çıkacak.

AA: Peki siz biraz daha olayı hidrobiyolog gözüyle anlattınız. Bir de burada Duygu arkadaşımız var, o da Marem Projesi’ne gönüllü öğrenci olarak geldi. Burada ben Duygu’ya dönmek istiyorum. Duygu, sen Marem Projesi ile nasıl tanıştın? Bir biyoloji öğrencisi olarak neler düşünüyorsun?

DU: 3. Sınıf öğrencisiyim. Projeyi aslında ilk girdiğim sene görmüştüm, genelde bizim okulun kapısına asılır Marem Projesi’nin ilanları. Ama yeterli donanıma sahip olmadığım için o sene başvurmadım. Daha sonra 2. Sınıfta, özellikle Erdal Hocam bahsedince derste, verileri, videoları gösterince, yapılanları anlatınca bir biyoloji öğrencisi olarak, en azından bilgim yetmese bile bir insan olarak çalışmam gerektiğini düşündüm.

Sonuçta yaşım küçük olabilir, ama insanlığın yaptığı bir zararı insanlara göstermenin en azından görevimiz olduğunu düşünüyorum. Bunun üzerine öncelikle Erdal Hoca’yla daha sonra Levent Hoca ile görüştüm. Gelebileceğimi duyduğumda çok sevindim.

Yaz ayağı bayağı yoğundu. Ben özellikle doğaya karşı farklı bir anlayışla yaklaştığım için yaptığımız şeylerin sonuçlarını gördüğümde gerçekten çok üzüldüm. Hocam da bahsedecektir zaten, öyle yerlerde öyle kötü veriler aldık ki bu kadarını beklemiyordum. Ama bu benim için iyi bir şey oldu, çünkü bir biyolog olarak daha fazla yapmam gereken şey olduğunu fark ettim ve bu şekilde de devam edeceğim.

AA: Özellikle algarnadan balık çıkmasını beklerken bir sürü deniz kestanesi ve çamur çıkınca bayağı bir hayal kırıklığı oluyor herhalde.

DU: Evet. Hatta 800 metreydi yanlış hatırlamıyorsam, pet şişeler, torbalar, üstüne canlılar birikmiş. Bunlar beklenilmeyen şeyler, hoş şeyler değil tabi.

AA: Peki Hocam, sorunu az çok artık herkes fark etti. Bugün de konuştuk, balıkçılar bile artık fark etti ki, bugüne adar onlar hep hedef gösteriliyordu. “Onlar gırgır trol yapıyor diye bu hale geldi” deniyordu. Peki bu durumda artık sorumluların ne yapması gerekiyor? Ben ya da siz durduramayacaksınız, sorumlular durduracak sonuçta.

LA: Başta söylediğim gibi, çevre mevzuatı ne yapılması gerektiğini çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. Alıcı ortamın parametrelerini veriyor ve diyor ki; “Canlıların yaşayabileceği değer olan 5 mg/Lnin altında oksijen bulunan bir ortama, hiçbir şekilde deşarj yapılamaz” diyor. Yani iyi veya kötü demiyor, “hiçbir şekilde yapılamaz” diyor. Bunu denetleme görevini de en büyük mülki amirliğe veriyor. Eğer çevre mevzuatı Türkiye’de uygulanırsa bir iyileşme görmeye başlayacağız.

AA: Peki o zaman şöyle bir şey mi dememiz lazım, baktığımız zaman Marmara Denizi’ni en çok kirleten şehir İstanbul.

L.A.: Bir anlamda evet, Marmara Denizi etrafında çok gelişmiş bir yapıya sahip. İzmit Körfezi’ni ele aldığınızda etrafında çok ciddi bir sanayi var. İstanbul’un evsel atıkları bile sanayi atıkları gibi. Onun dışında Bursa’da Nilüfer Çayı’ndan gelen, Ergene Havzası’ndan gelen sanayi atıkları var. Aslında iş oldukça kompleks. Çevre mevzuatının hiçbir ayrım gözetmeksizin, resmi veya gayri resmi tüm kurumlara uygulanıyor olması lazım. Ama uygulanmıyor.

AA: Peki Hocam, dinleyicilerimiz merak etmişlerdir. Sizin bugüne kadar yapmış olduğunuz bu araştırma sonuçlarını merak etmişlerdir. Bu sonuçlara nasıl ulaşılabilir?

LA: Her sene biz bunu yayınlıyoruz. Kitap olarak önce Barolar Birliği tarafından yayımlandı. Son 4 senedir yayımlanıyor bu kitaplar. Mesela evvelki seneki çalışma Kültür Üniversitesi tarafından, geçen seneki çalışma Piri Reis Üniversitesi tarafından yayımlandı. Büyük bir bölümünü de ilgili kurum ve kuruluşlara dağıtıyoruz.

A.: O aman isteyenler Kültür Üniversitesi, Piri Reis Üniversitesi ve Barolar Birliği’nden bu yayınlara ulaşabilirler.

LA: Evet.

AA: Peki bundan sonra araştırma devam edecek mi neler olacak?

LA: Tabi edecek. Biz birçok maddi zorlukla yapıyoruz bu çalışmayı. Vakfın desteği ve gönüllü çalışmalar yetmiyor. Eksik olmasın Beşiktaş Belediyesi bu sene ve geçen sene önemli desteklerde bulundu. Bu sene yine Tekirdağ Belediyesi destek verdi. Ama bizim arayış içinde olmadan süreklilik arz edecek ciddi bir sponsora ihtiyacımız var.

A.A.: Tekrar Duygu’ya dönmek istiyorum. Biraz önce sorduğum soruya Levent Hoca’nın cevabı pek tatmin etmedi beni, senin biraz daha genç olmandan dolayı, aktivist olduğunu düşünüyorum. Sence ne yapacağız, nasıl çözeceğiz bu sorunu?

DU: Sonuçta yaş itibari ile tabi yüksek yerlere gelemeyiz şu anda, ama en azından vapurda giderken sigarasının izmaritini denize atan birini uyarmak, bir bir ilerlemekte aslında çok büyük yol kat etmektir. En azından arkadaşlarımıza, çevremize bir şekilde ulaşıp, “Marmara Denizi kötüye gidiyor” şeklinde uyarmamız, anlatmamız lazım. Bu bir bilgidir ve paylaşıldıkça bir işe yarar. İnsanların öncelikle şunu bilmesi gerekir, her şey insanlar için ve her şey doğa için.

AA: Biraz önce konuşuyorduk bu Marem Projesi’nin belgeselinin çekilmesi söz konus. Levent Hoca da zaten her türlü desteği verecektir. Umarım öyle bir şey ortaya çıkarırsın.

Dinleyicilerimizden size ulaşmak isteyenler olacaktır. Size nasıl ulaşabilirler? Vakıftan mı ulaşılabilir?

LA: levent@artuz.com adresinden istedikleri zaman ulaşabilirler.

A.A.: Levent Hocam çok teşekkür ederim, vakit ayırıp geldiğiniz ve hem projeyi hem de Marmara Denizi’nin içler acısı durumunu bize anlattığınız için. Umarım bu proje daha çok duyulacak ve insanlar daha çok farkına varacaklar.

Duygu sana da çok teşekkür ederim. Açık Radyo 94.9’da Sosyal Hareketler Gündemi bu hafta da sonra erdi. Haftaya görüşmek üzere.

 

 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Emir 2009-11-03 12:25:37

Arastırmalar cok guzel seyler

Levent bey kırlenme artıyor dıyor bunada bısı demıyorum ama

benım anlamadıgım sey kırlenme artıyorsa neden daha once gormedıgımız balık cesıtlerını ıstanbulda goruyoruz mesela ornek vereyım sinarit

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176