Marjinal Sitelerde Fiktif Haber Furyası

Hakim ve savcı rolüne soyunarak belli kişi ve meslek gruplarına saldırmayı kendilerinde hak gören insanlık suçlularının son yalanları da yatsıya varmadan ortaya çıktı.

banner106

Marjinal Sitelerde Fiktif Haber Furyası

Hakim ve savcı rolüne soyunarak belli kişi ve meslek gruplarına saldırmayı kendilerinde hak gören insanlık suçlularının son yalanları da yatsıya varmadan ortaya çıktı.

12 Eylül 2007 Çarşamba 01:56
1681 Okunma
Marjinal Sitelerde Fiktif Haber Furyası

Marjinal Sitelerde Fiktif Haber Furyası

Zinnet Mete” ve “Turgut Kocabaş” gemilerinin çatışmasını olduğundan farklı lanse edip kamuoyunu yanıltmaya çalışan bu sitelerin mumu söndü.

Kazanın oldugu mevkinin iddia edilenin aksine liman sınırı dışında olduğu ortaya çıktı.

Bu siteler işi daha da ileri götürüp kazanın olduğu mevkii ile ilgili İdare’nin resmi bir açıklaması olmamasına rağmen, herhangi bir kaynak belirtmeden sanki böyle bir açıklama varmış gibi kamuoyunu kandırmaktan geri kalmadılar.

Kamuoyunu yanıltıcı bu yayınlarını ne maksatla ve hangi amaçla yaptıkları gayet iyi bilinen bu sitelere fiktif ve yaratıcı haber üretiminde başarılar dileriz.

Deniz Gazetesi www.denizgazetesi.com

 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Azmi Kandemir 2007-09-11 23:24:36

Birbiriyle iyi anlaşan bu iki şişmanı denizcilik sektöründe tanımayan yok, ne mutlu ki ciddiye alan da yok. Bunların işi insanları kapıştırıp rant elde etmektir. Bir numaralı şişman dün övdüklerine bugün sövüyor; midesinden gelir sesi. Bugün kendince karaladığı kişileri daha düne kadar Türk denizciliğinin gururu ilan ederdi. O yazılarının mürekkebi kurumadı daha.İki numaralı şişman uzaktan kumandalı mecburen birilerine düşman. Denizhaber.com gibi ciddi bir sitenin bu iki şişmanı ciddiye almasını yadırgadım. Denizcilik sektörünü haraca kesen bu şişmanları sektör umarız tez zamanda içinden tamamen atar.

Avatar
Hasan Domuzburnu 2007-09-12 00:37:31

bir yazınsal kurmaca düşünüldüğünde arka planda yazar tarafından özümsenmiş olması gereken bir sistemdir. anlatı sırasında örneğin hayattan bahsedilirken sadece “hayat” denilebilir, ama ona sıfat eklemek, onu güçlendirmek, his uyandırabilmek için “acı hayat” denir ki burada söz konusu - daha karmaşık ve güzel - güçlendirmeler edebiyatın aslında kendisidir. bu noktada okuyucunun algısına doğrudan nüfuz edebilmenin ilk ve en önemli yoludur edebiyat. bu sayede sınırsız anlam yolunda olmazsa olmaz’lardandır edebiyat.



yaratıcılığı tetikleyen, kurgu ile doğrudan bağlantısı olan ve ders çıkarma amacı yolunda yazarın ve okuyucunun ilgili olması gereken sistem girdisi ise tarih bilgisidir. geriye dönülüp bakıldığında hem yaşadığınız dünyada hem de kurmaca içerisinde sebep ve sonuç ilişkisini kurabilmek, öyküleri bir nedene oturtmak kaygısı okuyucuyu tarihçiliğe soyundurur ki kurmaca içerisinden çıkıldığında gerçek dünyada hayatınızın geri kalanında bu tarihçilik ışığında daha kararlı bir yaşayış ve duruş içerisine girersiniz. bir anlamda karakterinizde bazı yontmalar ya da eğilip bükülmeler olur. bu durum, kurmaca oluşturulurken tarih girdisinin okuyucuda bir yansıması, çıktısıdır. aynı zamanda uzun vadede düşünüldüğünde iyi ve kötüyü ayırt edebilme yeteneğinin toplumsal bir refleks haline dönüşmesidir.



kurmaca sistemi’ni ve alt alanlarını bir anlamda çevreleyen önemli bir kavram kültürdür. kültür, alt kültürlerin bir arada oluşturdukları bir sentezdir. akdeniz kültürü, doğu anadolu kültürü, orta anadolu kültürü vs. birleşerek ortak bir tabanda türk kültürünü oluştururlar. tıpkı anglo-sakson kültürü, ispanyol kültürü, kuzay avrupa kültürü vs.nin avrupa kültürünü oluşturduğu gibi. bu bağlamda bir kurmaca sistemi yaratılırken yazarın hem kendi kültürünün bileşenlerini yaşıyor olması hem de diğer kültürlerin bileşenlerini biliyor olması o kurmaca sisteminin bileşenlerini (karakter , olay, zaman, mekan, ilişkiler) yaratmakta doğrudan etki eder. okuyucu da içine girdiği dünyanın felsefi bir tabana oturtulmuş bir geçmişten geldiğini anlayabilir ve gerçekle bağlantı kurar. hem tarihte hem de kültürde olduğu gibi önemli bir nokta başka bir dünya ile gerçek dünyanın arasında bu anlamda bir benzerlik kurmanın karşısında olma gereğidir. aksi takdirde o kurmaca öykülerde sonsuz anlam taşıma kavramını çöpe atabilirsiniz. “tolkien orklar ile nazileri anlatmaya çalışmış” demek kökünden yanlış bir iddiadır. alegori kurmaca sistemine girdiğinde o sistem çok faza ayakta kalamaz ve göçer. hem yazar hem de okuyucu tarafından önemli olan anahtar cümle, hiçbir şekilde öyküler sınırlandırılmamalıdır. aksi bir durum güncel tarihi bağlamaktan öteye gidemeyen bir sistemi işaret eder.



ahlak kavramı ilk çağdan bu yana oluşagelmiş bir kavramdır. düşünebilen bir yapıya sahip olan insan elbette hayvandan farklıdır. eğer günümüzde mahrem yerlerimizi toplum içinde iken örtme ihtiyacı hissediyorsak bu bir ahlakın meydana gelmesi ile olmuştur. ilk çağda ise böyle bir durum yoktu. bir arada yaşamak gerekliliği ile birlikte toplumsal yaşam beraberinde ahlakı getirir. çünkü ahlak insanların bir arada yaşamasını sağlar. zarar veren şeyler zamanla yok olmuş ya da yasak hale gelmiştir. kimse ahlakın olmadığı bir yaşayış düşünemez, anarşi de bir düzen olduğuna göre ahlak her türlü sistemde vardır. dikkat edilirse bir hobbit eskisi olan 500 yaşındaki gollum bile örnek verdiğimiz noktadaki konuda olduğu gibi örtünme ihtiyacı hisseder. aslında yozlaşmış ve mağaralarda tek başına 500 yıldır yaşamaktadır. gollum’da değişmeyen tek şey ahlaktır. kurmaca bir sistem oluştururken dahi göz ardı edilemeyecek bir kavramdır ahlak. çünkü okuyucu ahlakın var olmadığı bir yaşayış düşünemez.



yazarlar neden karakterler ilişkiler, olaylar, mekanlar ve buna benzer bir sürü şeyi uydurma zahmetine giriyor ya da söz konusu sistemi oluşturmaya çalışıyorlar? neden sadece ana düşünceyi iletmiyorlar? öykü, içinde bir düşünceyi saklayacak bir kutu, yalın bir düşünceyi sevimli gösterecek gösterişli bir kostüm, acı bir düşünceyi yutmayı kolaylaştıracak bir şeker tabakası mıdır? kurmaca yazın, nihai gerçekliğini ve varlık nedenini oluşturan akla uygun bir düşünceyi, bir ana düşünceyi gizleyen süslü bir laf kalabalığı mıdır? öykünün anlamının bir nasihatte değil dilin kendisinde, okunurken öykünün akışında, yaratıcılıkta, kültürde, sanatta, yenilikte, gelenekte, tarifsiz bir keşif duygusunda yaşatıyor olmasıdır kurmaca sistemi’nin işleyişi. bu işleyişin böyle olması, öykünün bir ana düşünceye sahip olması ile aynı şey değildir. üzerinde düşünmeyi gerektiren bir öykünün ya da romanın karmaşık anlamları ancak öykünün kendin özgü diline katılımla anlaşılabilir. o anlamları bir ana düşünceye dönüştürmek ya da bir söyleve indirgemek onlara ihanet etmek, onları çarpıtmak ve yok etmekle sonuçlanır. böyle bir indirgemede zaten sistem kurulmuş olmaz.



kurmaca ile oluşturulmuş bir dünyada günümüz dünyasında fark edilmeyen ( veya fark edilmesi bir şekilde engellenen) birçok kavram, olgu, olay, sebep, sonuç fark edilebilir. iyilik diye bir kavram olduğunu ve bunun için çaba sarf etmenin, bunun tarafında olmanın bedeli ve getirileri çıkarsanabilir.



sözü geçen tarifsiz keşifler ile özgürlük kavramı ortaya çıkar. öykü sizin öykünüz olduğundan dolayı birçok keşif yapabilir o uydurma dünyada keşke’lerinizi yaşarsınız. kısıtsız, tabusuz, önyargısız bir hayatta büyüdüğünüzü hissedersiniz. kurmaca sistemi sizi büyütür. çünkü sadece iyiliğin, güzelliğin özgürlüğün yaşandığı yer değildir orası. düşünen bir insan olarak bakıldığında elbette kötülük de vardır. zaten iyilik kötülükle anlam kazanır. iyinin karşısındaki kötünün yanında insana dair kötü olan kavramlar da bu keşfe dahildir. mesela yüzüğe duyulan aşırı ilgiden dolayı bir yüzük fetişizminin söz konusu olması gibi. gerçek hayatımızda sadece bir eşya olmaktan fazla bir anlam ifade eden “yeni alınmış bir koltuk takımı”, bir “pantolon” bu durumla benzeştirilebilir. değer yargılarının üzerine çıkan maddi “şey”ler hayatımızı mahvetmektedir. bu ve bunun gibi keşifler doğru yolu arayan için özgürlüktür.



kutsal kitaplar insanlara dini empoze etmeye çalışmıştır. bunun nedeni dinin insanları bir araya toplama ve doğru yolu gösterme hedefi ile bir zemine oturtulabilir. doğru yolu gösterme işini yaparken birçok olaydan zamandan mekandan bahsedilir. belli toplumların belli şekilde davrandığını ve bu nedenden dolayı ceza verildiğini, bazılarınınsa iyiliğin yanında olup refaha ulaştıkları gibi birçok olay anlatılır ve örneklendirilerek kural konur. kutsal kitapla gelen bu kurallar aslında birer dogmadır ve sorgulanamaz. inanç bu noktada devreye girer. en önemli kurmaca sistem denilecek “orta dünya” birçok benzer olaya sahne olur. fakat herhangi bir empoze çabası yada kural konmaz, dogmalar yoktur. o kurmacaya girersiniz ve kendi gözlemlerinizle,kendi çıkarımlarınızla doğruyu yakalayabilirsiniz. bana göre kutsal kitaplardan daha iyi verilmek istenen mesajı veren bir kitaplar dizisidir tolkien’in orta dünya’sı. bu noktadan bakıldığında bir kurmaca sistem oluştururken ve o sistemin getirileri düşünülürken kaçınılmaz olarak din devreye girer ve dinsel bir takım kavramlar sistemin içerisinde yer alır. günümüzde insanların bir arada yaşayabilmesini sağlayan en önemli unsur olan dinin yani ilahi varlığa inancın kurmaca’ya girmemesi şimdilik bir eksikliktir.

Avatar
Yargıtay Kararı 2007-09-12 12:07:59

Temyiz Mahkemesi Tevhidi İçtihat Kararı



Temyiz Mahkemesi Tevhidi İçtihat Hukuk Kamu Umumi Heyetinin 16/8/1955 Tarih ve E.26.K.4 Sayılı Kararı





ÖZETİ: Galata Limanında kılavuz alarak seyreden bir geminin çatma neticesi husule getirdiği zarardan dolayı donatanın mesuliyetten beri olamayacağı hakkında Temyiz Mahkemesi Tevhidi İçtihat Kararı.



Temyiz Mahkemesi, Beşinci Hukuk Dairesinin 5/4/1948 Tarih, .. ../9000 sayılı ve Ticaret Dairesinin 10/4/1953 Tarih E.5560/…. Kararları arasındaki mübayenetin halli gerekli görülmesine ………toplanan Tevhidi İçtihat Hukuk Kısmı Umumi Heyetinde keyfiyet müzakere olundu;

Beşinci Hukuk Dairesi ilamı, 16/6/1945 Tarihinde Havzaya gitmek üzere kılavuz alarak Sirkeci Rıhtımından hareket eden Mete Şilebinin Devlet Demiryollarına ait vagon nakline mahsus seyyar dubaya çarparak hasara uğratmasından dolayı Devlet Demiryolları Umum Müdürlüğü tarafından Mete Şilebi donatanı aleyhine açılan tazminat davasına taalluk etmektedir.

Ticaret Dairesi ilamı ise; içinde kılavuz bulunan Mısır bandıralı Muhammed Ali Elkebir gemisinin 27/9/1948 tarihinde Galata Rıhtımına bağlamak üzere seyrederken rıhtımın 2 numaralı mahalline bağlı ve hareketsiz halde bulunan Etrüsk vapuruna çarparak gemiye ve rıhtıma ika ettiği hasar dolayısıyla Denizyolları İdaresi tarafından Muhammed Ali Elkebir gemisi donatanı aleyhine açılan tazminat davasına taalluk etmektedir.

Birinci hadise dolayısıyle, Beşinci Hukuk Dairesince, (Deniz Ticareti Kanununun 1278 inci maddesi hükmüne göre kılavuzla seyreden ticaret şilebinin çatma neticesinde ika ettiği zarardan kaptan ve donatanın mesul olmadığı) içtihat edilmiştir.

İkinci hadisede, Ticaret Dairesince; kılavuzluğun Deniz Ticareti Kanunu ile tanzim edilmiş bir müessese olmaması ve 1940 Tarihli Kılavuzluk Talimatnamesiyle kılavuzun sadece kaptanın müşaviri olup geminin seyir ve manevralarından mütevellit mesuliyetin tamamen suvariye ait bulunduğunun tasrih edilmiş olması dolayısıyle Galata Limanında kılavuz alarak seyreden Muhammed Ali Elkebir gemisinin Etrüsk gemisine çarparak gemiye ve limana ika ettiği zarardan donatanın mesul bulunduğu neticesine varılmıştır.

Mahiyetleri aynı olan bu iki hadise dolayısıyle Beşinci Hukuk Dairesi ve Ticaret Dairesi tarafından tesis olunan içtihatlar yekdiğerine mubayin olup aşağıda izah olunan sebeplerden dolayı bu mubayin içtihatlardan Ticaret Dairesinin içtihadı isabetli görülmüştür.

Filhakika Deniz Ticareti Kanunu ile kılavuzluk müessesesi tanzim edilmiş olmayıp 1278 inci madde ile sadece geminin mecburi kılavuz tarafından sevkedilirken kılavuzun kusurundan ileri gelen çatmadan donatanın mesul olmayacağı hususunda bir hüküm tesis edilmiştir. Binaenaleyh 1278 inci maddenin tatbik edilebilmesi için mevzuatımız tarafından mecburi kılavuzluğun kabul ve tanzim edilmiş olması şarttır. Deniz Ticareti Kanununun bu 1278 inci maddesinin vaz’ı sebebi, gemiye alınan kılavuzun geminin sevk ve idaresini kayıtsız ve şartsız kaptanın elinden alması zarureti neticesinde kılavuzun hareketlerinden dolayı kaptana herhangi bir kusur yükletilemiyeceği düşüncesidir. Bu esas göz önünde tutulunca maddedeki mecburi kelimesinin lugat manasıyla alınmayıp, hususi bir tefsire tabi tutulması lazım geldiği tezahür eder. Deniz Ticareti Kanunumuzun mehazı olan Alman Ticaret Kanununa ait içtihatların dahi kabul olunduğu üzere (Schaps cilt 1; S.76, Mad.737) …… hükmünce mecburi kılavuzluğun mevcudiyetinin kabulü için biri (gemiye kılavuz alma mecburiyeti) ve diğeri (kılavuzun gemiyi sevk? Mecburiyeti) olmak üzere iki şart bakımından mecburiyet tesis edilmiş olduğunun bu mecburiyeti tesis eden hükümlerden anlaşılması lazımgelir. Kılavuz alma mecburiyeti, kılavuz alınmasının donatan veya kaptanın ihtiyarına terkedilmiş olmayıp, kanun veya idari yahut mahalli nizamlar tarafından emredilmiş olmasıdır. Kılavuzun gemiyi idare mecburiyeti ise kaptanın geminin idaresini tevdie, kılavuzun da bunu deruhteye mecburiyetidir. Binaenaleyh, kaptanın kendi ihtiyariyle gemiye bir kılavuz alması veya kılavuzun sadece müşavir olarak gemiye alınmasının mevzuat tarafından emredilmiş bulunması hallerinde ortada bahis konusu 1278 inci maddedeki manada mecburi kılavuz yoktur.

Mevzuatı tetkik ettiğimizde bu hususta 13/1/1940 tarih ve 162 Sayılı Kararname ile meriyete konan (Türkiye Seyrisefain İdaresinin Kılavuzluk ve Römorkörcülük Talimatnamesi) nden başka bir hükme rastlamamaktayız. Her ne kadar sonradan meriyete konan 25/7/1953 tarihli Liman Nizamnamesinin 29 uncu Maddesinde, kılavuz alma mecburiyeti hükmü mevcut ise de, ne bu Nizamname, ne diğer mevzuat ve ne de Ticaret Kanunu’nun tefsiri söz konusu olan 1278 inci maddesi kılavuzluk hizmetinin mahiyetini ve muhtevasını tanzim etmeği ihtiva etmemeleri dolayısıyle bunlar ile 1940 tarihli Kılavuzluk ve Römorkörcülük Talimatnamesinin, kılavuzluk hizmetinin mahiyet ve muhtevasına ait hükümlerin zımni olarak kaldırılmış bulunduğu kabul edilemez. Bu talimatnamenin 2 nci Maddesinde sadece, Galata Limanına ve köprülere giriş ve çıkışta 500 gayri safi tonilatodan büyük sefainin kılavuz almağa mecbur oldukları ifade edilmiş, 12 nci Maddesinde ise, (Kılavuzların içlerinde bulunacakları sefainde ancak beyanı mütalaa ile mükellef olduklarından geminin seyir ve manevralarından mütevellit mesuliyetin tamamiyle suvariye ait olduğu) tasrih edilmiştir. Binaenaleyh bu açık hükme göre mecburi kılavuzluğun şartlarından birisi yani kılavuzun gemiyi sevk ve idare şartı mecburiyeti mevcut değildir. Bu itibarla İstanbul Limanındaki kılavuzluğun mecburi kılavuzluk olmadığı anlaşılmaktadır. Böyle olunca, içinde kılavuz bulunan geminin çatması neticesinde meydana gelen zararı tazminden donatan beri olamaz.

Kanunların tefsirinde riayet edilecek esaslardan en mühimi, kanunun lafzından onun ruhuna aykırı olan bir netice çıkması halinde lafzın ruha göre imali ve kanun hükümlerinin vaz sebeplerine uygun şekilde manalandırılması esasıdır. Yukardanberi açıklanan sebeplerden anlaşıldığı üzere Ticaret Kanununun 1278 inci maddesindeki mecburi kılavuz sözünün sadece kılavuz almanın mecburi olduğu hallerde tatbik edilmemesi bu ilmi esasa dahi uygun ve Ticaret dairesinin içtihadı bu itibarla da kabule şayan görülmüştür.

Bir çok yabancı devletlerin deniz ticareti mevzuatı incelendikte mesela, Fransa’da mecburi kılavuzluk müessesesinin sadece kılavuz alma şeklinde mevcut bulunduğu, yani Fransız mevzuatına göre de kılavuzun bir müşavirden ibaret olduğu görülmektedir ki, böylece kılavuzun müşavir sayılması sisteminin yalnız İstanbul Limanına mahsus bir sistem olmadığı anlaşılmaktadır.

Nihayet deniz çatışmalarına ait milletlerarası hukuk temayülünün kılavuzun geminin sevk ve idaresini geminin sevk ve idaresini eline almasının mecburi olduğu hallerde dahi çatmadan, sanki kılavuz yokmuş gibi kaptanın ve dolayısıyle donatanın mesul tutulması gerektiği şeklinde tecelli ettiği göz önünde tutulunca, Türk mevzuatına dayanan ve bu karar ile benimsenen hal şeklinin milletlerarası temayüllere de uygun bulunduğu neticesine varılmaktadır (Deniz müsademelerine mütedair bazı kaidelerin tevhidi hakkında 23 Eylül 1910 tarihli Brüksel Mukavelenamesinin 5 inci Maddesi üçüncü terip düstur cilt-18 sahife-1285)

Netice; Deniz Ticareti Kanununun 1278 inci Maddesi mecburi kılavuzluk ihdas etmiş olmayıp mecburi kılavuzluğun ihdas edilmesi ihtimalini göz önünde tutarak hüküm sevketmiş bulunmasına ve 13/1/1940 tarih ve 162 sayılı kararname ile meriyete konan Kılavuzluk ve Römorkörcülük Talimatnamesiyle tanzim edilen kılavuzluğun bu maddenin hedef tuttuğu manada mecburi kılavuzluk bulunmamasına binaen, Galata Limanında kılavuz alarak seyreden bir geminin çatmasından husule gelen hasardan dolayı donatanın mesuliyetten beri olamayacağına ve Ticaret Dairesinin bu yoldaki içtihadının isabetli bulunduğuna 16/3/1955 tarihinde ittifakla karar verildi.

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176