Yunanlılar 'Yavru Balık' İçin Pusuda Bekliyor!

Bugün 250 milyon adet yavru balık üretiliyor Türkiye'de. Bunların bir kısmı ihraç ediliyor; bir kısmı da "çipura" "levrek" üretimi için balık çiftliklerine aktarılıyor.

banner217

Yunanlılar 'Yavru Balık' İçin Pusuda Bekliyor!

Bugün 250 milyon adet yavru balık üretiliyor Türkiye'de. Bunların bir kısmı ihraç ediliyor; bir kısmı da "çipura" "levrek" üretimi için balık çiftliklerine aktarılıyor.

09 Haziran 2009 Salı 11:51
3329 Okunma
Yunanlılar 'Yavru Balık' İçin Pusuda Bekliyor!

Yunanlılar 'yavru balık' için pusuda bekliyor!

Türkiye'de çevre kirliliği, denizlerimizi harap etmeye devam ediyor. Muazzam Akdeniz çanağı belki 50 yıl sonra o muhteşem mavi rengini kaybedecek. Tıpkı Marmara'nın son 30 yılda gri renkli bir atık denizi haline geldiği gibi!

Bugün temiz bilinen Karadeniz'e bile Tuna Nehri'nden her yıl 170 milyon kişinin kalıntısı dökülüyor. Üstelik sanayi tesislerinin cüruf ve döküntüleri yanında her yıl 400 bin ton petrol türevi de hariç!
Koca deniz bir süre sonra oksijensiz kalacak! Şimdiden yaşayan canlı türleri neredeyse yüzde 70 azalmış durumda. Bu kirli sulara adapte olan başka canlılar deniz eko sistemini ele geçiriyor. Çoğalma hızları ise dehşet verici! Güney Amerika kıyılarından 1980'lerde gemilerle gelen "M. Leidyi" isimli bir denizanası cinsi, balık larvalarını yok etmeye başladı bile!

Karadeniz'in ekolojisi her gün değişiyor. Anlaşılan, toplam balık üretiminin üçte ikisini oluşturan milli balığımız "hamsi" de 30 yıl sonra sofralardan yok olup gidecek!
 
Ağız tadını kültür balıkçılığına borçluyuz

Neyse ki kopan gürültülere rağmen kültür balıkçılığı Türkiye'nin kaliteli protein ihtiyacına ciddi katkıda bulunuyor. Bugün kilosunu 100 liradan aşağı yiyemeyeceğimiz en lezzetli "çipura" ve "levrekleri" üreterek.
Daha 1985 yılında Yunanistan kültür balıkçılığının ne olduğunu bilmezken Yaşar Topluluğu'nun duayen patronu Selçuk Yaşar'ın himmetiyle Çeşme Ildırı'da kurulan ilk modern balık çiftliği sayesinde bugün çok sayıda yetiştirici var Ege ve Akdeniz'de. Yeni nesil sanayiciler buradan kazanç sağlıyor, istihdam yaratıyor!

Kültür balıkçılığı kiminin göz zevkini kiminin de rant hesabını bozduğu için bugüne kadar hep öcü olarak gösterildi kamuoyuna. Kavgalar, gürültüler çıktı. Şimdi Çevre Bakanlığı'nın kararıyla havuzlar açık denizlere taşınıyor.

Yerinde bir karar olduğu besbelli! Modern çiftliklerin yanında pıtrak gibi çoğalan ruhsatsız kaçakların hevesleri kırıldı en azından.

Ama bu kavga gürültüyü fırsat bilen Yunanlılar büyük çiftliklerin önemli bir bölümüne ortak oldular ya da satın alıp ele geçirdiler. Hatta duyarlı stratejik noktalarda bulunan çiftliklerde şimdi "Yunan yetiştirmesi yavru balıklarla" bir güzel üretim yapılıyor. (Bu arada şunu da soralım: Mayınlı arazi hikâyesinde kıyamet koparanlar o zamanlar neredeydi acaba?)
 
Yavru balık tesisleri kıyıda kalmalı!

Şu yavru balık konusunu gündeme taşımamın nedeni şu: Tıpkı Yunanistan'da olduğu gibi "yavru balık ön-besi tesislerinin" kıyıda çalışmasına ilgili bakanlıklarımızın izin vermesi gerekiyor!

Bugün 250 milyon adet yavru balık üretiliyor Türkiye'de. Bunların bir kısmı ihraç ediliyor; bir kısmı da "çipura" "levrek" üretimi için balık çiftliklerine aktarılıyor.

Yavru balık üretmek tam bir ihtisas işi! Karada bulunan tesislerin özel havuzları balıkların yumurtlama periyoduna uygun olarak ışıklandırılıyor ya da karartılıyor. Su sıcaklıkları ise türe ve balığın gelişme şartlarına göre olağanüstü hassas tekniklerle ayarlanıyor. Karada 2 gr ağırlığa ulaştırılan balıklar büyük bir dikkat ve özenle bu kez kıyıdaki 'küçük kafeslere' aktarılıyor. 'Bu kafesler' kıyıda ve oldukça korunaklı bölgelerde.

Burada özel hazırlanmış, yemlerle beslenip 5 gr ağırlığa ulaşınca açık denizdeki yetiştirme havuzlarına taşınıyor minik balıklar. Beş gramdan ibaret ağırlık aynı zamanda ihracat için de önemli bir standart. Devlet, -bildiğim kadarıyla- yavru balık ihracını teşvik ediyor, ihracat yapanları da anında ödüllendiriyor. Ancak tam bu noktada bir başka sorun başlıyor!

Üniversitelerin raporları ve bilim insanlarının tespitlerine göre bu yavru balık tesislerinin korunaklı kıyılarda olması lazım! Yavruların 5 gr ağırlığa kadar açık denizde büyütülmesi mümkün değil. Zaten karasal alandaki "kuluçkahane" adı verilen havuzlarda zorlukla 2 gr ağırlığa getirilen minik balıklar açık deniz ortamına taşınırsa toptan telef olacak!

Deneylerle belli ki şiddetli dalga, akıntı ve rüzgâr gibi açık deniz şartlarına, su sıcaklığı değişimlerine adapte olmaları, bu küçük canlılar için mümkün değil. Ne var ki mevzuat "kültür balıkçılığı"nı toptancı bir anlayışla açık denize götürüp bırakmış. Porsiyonluk koca balıklar ile 2 gramlık yavrular ayrı havuzlarda olsa da açık denizin vahşi şartlarında yan yana!

İşte sıkıntı buradan çıkıyor. Üstelik "yavru balık üreten" tesislerin sayısı çok az. Eğer yavru balık tesisleri açığa taşınırsa üretim anında düşecek yavru balık için ithalat yolu açılmış olacak!

Neyse ki yetkililerle görüşmemde (özellikle Çevre Bakanlığı'nda) bu iş için çok duyarlı davranıldığını öğreniyorum. Bakanlığın çevre hassasiyeti yanında ekonomiyi ayakta tutan böylesine ince ayarları dikkate alması oldukça ümit verici…

Anlaşılan yavru balık üretimi sonuçta Yunanlılarda olduğu gibi kıyıdaki mevcut tesislerde yapılacak ama Yunanlıların Türkiye'ye yavru balık ihracatı için aportta bekleme açıkgözlüğüne de prim verilmeyecek!
 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ÜMİT BORA 2009-06-11 11:21:56

Nur Hanım Merhaba,

Yazınızın Deniz kirliliği ile ilgili kısmına aynen katılıyorum.

Denizlerimiz çok çeşitli nedenlerle kirleniyor ve dünya güzeli

Koy ve körfezlerimiz bir bir elden çıkıyor.

Koy ve körfezlerin elden çıktığını bir ben söylemiyorum,gazete-

ler dergiler ve bilim adamları açıklıyorlar.

Bakın ne güzel bir tesbit yapmışsınız!

Hamsi balığı tarihe karışacak demişsiniz,aynen katılıyorum.

Sadece Hamsi mi?Ne kadar doğal balığımız varsa tarihe karışacak.

Peki siz bu övdüğünüz Çiftlik balıklarına o yok oluşta ne yedir-

meyi düşünüyorsunuz?

Şu an doğal avlanan 300 bin ton Hamsi-Sardalya v.s.sinop un fab-

rikasında un yapılıp içine çabuk kilo alsınlar diye ithal katkı

maddeleri katılıp getiriliyor ve kiloda 85 krş teşvik verilen

Kültür balıklarına yediriliyor.

Üstelik doğal yoldan avlanan balıkçılar yok pahasına evinin na-

fakasını sağlamak için 20-80 krş gibi cüzi bir fiatla un fabri-

kasına balıklarını satıyor.

Nur Hanım Bu nasıl bir sistem ve Doğal balığı yok etme ve ucuz

balık diye Kültür Balığını pazarlamadır?

Uluslararası toplantılarda bizim bilimadamlarımızın bu soruları-

na henüz cevap veren çıkmadı neden?

Yok bir üretici sırıtarak "ne var yani o da balık bu da balık"

demişti.

Bizler her kirletene karşıyız ve açık denize gitmeyen çiftlikle-

rin kafes altlarını,gidenler varsa onların kafes altlarını da

görüntülemeye başladık.

Bu görüntüler ile kafes altlarında biriken Azot türü dışkılar

ile yem artıklarının nasıl hastalıklar yarattığının raporlarını

yayınladık.

Nerede Balık çiftliği kurulmuşsa orada ekosistem bitmiştir.

Ayrıca evsel ve sanayii atıklarının hemen hiç olmadığı alanlar

Balık çiftliği üretim alanı ilan edilerek su altındaki Flora-

fauna yok olmuş,deniz erişteleri,yosunlar ve balık yuvaları ge-

niş alanlara yayılan çiftlik gübre ve yem artıkları katmanları

ile örtülmüştür.

Yok olmaz derseniz,hemen o modern dediğiniz Ildır tesisleri ilk

kafes altlarını Basın ve Ajans muhabirlerinin huzurunda görüntü-

leyip bilim adamları ile de kafes altı numuneleri alıp tarafsız

merkezlerde tahlilini yapabilir gerçeği gözler önüne serebiliriz.

Bahsettiğiniz modern tesisin daha önce ki tesis müdürü sayın

Ufuk bey resmi ÇED toplantısında benim sorduğum ve kendisinin

cevapladığı tutanaklara ve kameraya kayıt yapılan tesbitlerde

neden açığa taşındıklarının cevabını vermişti.

Ufuk bey Gerence koyunda açığa çıkış sebebi kafes altlarında

biriken azot-yem v.s.tabakaların üretim balıklarını öldürdüğü

şeklindeydi.Ayrıca Ufuk bey açıkta daha da büyümek kafes sayısı

nı artırmak benzeri cevapladı.

Sadece bu çiftlikte mi kirlilik balıkları öldürüyor du?

Yok hayır biz tek tek tesbit yapıyoruz,Mordoğan'da,Balıklıova'da

Güllük'te,Karaburun Küçükbahçe köyü sınırları içinde kafes alt-

ları kirlilik yüzünden balıklar hep öldü ve üreticiler onları

çok miktarda antibiyotik vermelerine rağmen kurtaramadılar.

Bu durumda hemen resmi müracaatlarını yapıp yer değiştirip durdu

lar.

Peki bu deniz flora-fauna yok olurken insanlar denizlere girdi-

ler ve ne oldular? Veya bu denizlerden yararlanacak insanlara

bu kuvvetli akıntı olmayan yerlerde insanlara geçen hastalıklar

yaratmıyacaklar mı?

Yunanistan'ın denizi ve binlerce ıssız adası mı tükendi de geldi

ler deniz ve koylarımızı sürekli kiralayıp kimseyi bölgeye yak-

laştırmıyorlar.

Yoksa işin içinde başka işler mi var da bu çiftliklerdeniz,koyla

rımıza karadaki bölgelere el koyuyorlar ve bizler ülkemiz de kı-

yılara çıkamayıp karada hapis oluyoruz?

Yavru balıklar açık denizlerde yaşamazlar kaygınızı,zaten onları

besleyecek doğal balık unu olmayınca kendiliklerinden çiftlikler

kapanacak ve uluslararası sistem bizi balık ithal eden ülke yapa

cak diyorum.

Karadenizli doğal balıkçılarımızı bindikleri dalı kesmemeye az

balık avlayıp devletten teşvik almaya davet ediyorum.

Sisteme bakın doğal ve denizleri özgürce gezen yosun yiyen ger-

çek Omega 3 sağlayan balık yerine kafeslerde tıkış tıkış 18 ayda

büyümesi gereken balıklara katkı maddeleri yedirerek 6-8 ayda bü

yüten üretime teşvik veriyor,gel de bu işi anla.

Bu arada bizler Balık Çiftliklerine karşı değiliz onlar da olma-

lı ama Dünya standartlarına uyup yaşam ve doğal yerlerden uzak

açık denizlerde üretim yapmalılar.

Yoksa açığa çıktık diye atılan yem ve dışkıları 5 dakika sonra

kıyıya ulaşacak yerlerde kurulmalarına karşıyız.

Ayrıca niye Balık çiftlikleri gitsin şu kirleten kuruluşlara ve

ya işgal edilen araziler gibi konuyu sulandırma cümlelerine,

gelin bize katılın ve o dediğiniz sizce şikayet ettiğiniz husus-

larda da sizi sorumlu yapalım çevre ve doğa,mücadelemize ayrım

yapmadan güç katın diyorum.

Saygılarımla.



Ümit Bora-Çevreci Yazar

Yarımada Çevre Platformu Sözcüsü

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176