Sezon açılışına balıklar gelmedi!

Av sezonu, 1 Eylül itibariyle açıldı; ama balıklar açılışta yoktu! Mevsimin bereketli geçmesi temennileri daha bir manalı dillendiriliyor. Zira sıkıntılar da had safhada...

banner227

Sezon açılışına balıklar gelmedi!

Av sezonu, 1 Eylül itibariyle açıldı; ama balıklar açılışta yoktu! Mevsimin bereketli geçmesi temennileri daha bir manalı dillendiriliyor. Zira sıkıntılar da had safhada...

08 Eylül 2009 Salı 22:33
2015 Okunma
Sezon açılışına balıklar gelmedi!

Sezon açılışına balıklar gelmedi!

Av sezonu, 1 Eylül itibariyle açıldı; ama balıklar açılışta yoktu! Mevsimin bereketli geçmesi temennileri daha bir manalı dillendiriliyor. Zira sıkıntılar da had safhada...                          
 

31 Ağustos saat 22.40. Silivri Dalgakıran Limanı’ndan Muharrem Fat kaptanlığında demir alan Fatoğlu Kardeşler 1 isimli tekne balık sezonunun ilk avı için Marmara’ya açılıyor. Dillerde ‘vira bismillah’ gönüllerde senenin bereketli geçme temennisi var. Kaptan köşkünde Muharrem Reis’in kardeşi Metin ve oğlu Önder’in gözleri balık sürülerini tespit eden cihazların ekranına kilitlenmiş. Dakikalar geçiyor; ama balığa rast gelinmiyor. “Sezonun açıldığından bunların haberi yok galiba.” diyor biri, diğeri cevap veriyor: “Tam tersine, var muhtemelen ki ortalığa çıkmıyorlar.” Bu arada kaptanın telefonu sürekli çalıyor. Diğer teknelerin reisleriyle irtibat kuruluyor. Önce bereketli sezon için dualar, ardından “Neredesiniz? Açıldınız mı denize? Hava nasıl? Balık var mı?” kabilinden sorular. İstanbul Boğazı’nın Karadeniz kıyısında avlananlar poyrazdan mustarip. Çoğu ağ atmaya fırsat bulamadan yakalanmış rüzgâra.

Muharrem Reis de bayağı yol aldı. Kıyıdan 8 ila 10 mil arası uzakta. Ama hâlâ balık yok. Tam bu sırada Metin “İşte!” diyor. Tahminen 300 kasalık istavrit sürüsü ilerliyor. Kaptanın, “Mola veriyoruz, vira bismillah hadi rast gele!” nidasıyla tayfalar hazırlanıyor. Kayığın arkasındaki yedek tekne suya indiriliyor önce. Ağın bir ucu onda. Sonra ana tekne deniz yüzeyinde geniş bir daire çizerek ağ sarıyor. Ardından balıkların kaçmasını önlemek için ağın altı bağlanıyor. Yarım saat sonra da ağ güverteye alınmaya başlıyor. Aynı dakikalarda Muharrem Reis’in amcaoğlu Duran idaresindeki Fatların diğer teknesi de ağ sarıyor. İkinci tekne daha hızlı hareket edince Önder açıklama gereği duyuyor: “O suya ineli daha bir yıl oldu. Makineleri bizimkinden güçlü. 15 yıllık tekneyle yenisi bir olur mu?”

Ağ toplandıkça Muharrem Reis ve tayfaları sürprizle karşılaşıyor. Rast geldikleri istavrit değil, sardalya sürüsüymüş. Ağın gözleri de bu balık için büyük. Mecburen denize bırakıyorlar. Ağ dibinde kalan bir selelik istavritle yetinmek zorundalar. Amcaoğlu Duran Reis’teyse 15-20 kasalık istavrit çıkıyor.

EKMEK NESİLLERDİR DENİZDEN

“Ya nasip!” deyip yine denize açılıyoruz. Ancak saatler süren aramada yüzler gülmüyor. İlk gece için normal karşılanıyor. İlerleyen günlerde düzelmesi ümidiyle Silivri’ye dönmeye karar veriyorlar. Limana girip motorlar durunca Muharrem Reis’le balıkçılık üzerine hasbihâle başlıyoruz…

Evvela ailenin balıkçılıkla ilişkisine değiniyoruz. Fatoğulları dört nesildir nasibini deryalarda arıyor. Muharrem Reis’in dedeleriyle başlayan süreç, babası, kardeşleri, amcaları ve onların evlatları ile devam eder. Şimdilerde de oğlu Önder’i yetiştiriyor.

Deniz maceralarındaki ilk tekneleri 8 metrelik mütevazı bir kayıktır. Maddi durumları geliştikçe tekne boyu uzar. Hâlihazırda biri 54 diğeri 46 metrelik iki tekneyle balık avlıyorlar. İlki Muharrem Reis’in, ikincisi amcaoğlu Duran Reis’in sorumluğunda. Her birinde 30’ar tayfa çalışıyor. Tutulan balıkları açık denizdeki tekneden limanlara taşıyan iki yedek motordaki 6 kişi de hesaba katılırsa Fatoğulları 66 kişiye ekmek sunuyor. Neticede imkânlar geniş…

Ancak son yıllardaki gidişattan endişeliler. ‘Büyük başın derdi de büyük olur’ kaidesince çoğu meslektaşları borç sıkıntısı içindeler. Üstelik, 90’lı yıllara göre denizde balık az. Bunun belli başlı sebepleri var; ancak av yasağının ‘zamansızlığı’ başta gelen etkenlerden. 15 Nisan ila 31 Ağustos arasını kapsayan yasak dönemi sadece Karadeniz için uygun. Ege ve Akdeniz için ters bir zaman dilimi. “O tarihler arasında tamam Karadeniz’de balıkçılık olmuyor; fakat Ege ve Akdeniz’de yaz balıkçılığı var. 15 Nisan’da yasak başlıyor bizde, 1 Mayıs’ta Yunanlar sezon açıyor. Bizim de avlayabileceğimiz balıklar onlara kalıyor.” Geçen hafta, av yasağının sıcak yüzünden bir ay uzatılmasını isteyen Akdenizli balıkçıların teklifi hatırlanınca Muharrem Reis’in sözleri anlam kazanıyor.

SOSYAL GÜVENCE YOK

Anlatılan dertler bununla sınırlı değil. Bir denizcilik bakanlığı bulunmaması tüm balıkçıların ortak problemi. “Ne işimiz var bizim Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile?” diyor, ekseriyeti. Kendileriyle ilgili meseleleri denizi bilen ve onun dilinden anlayan birilerinin çözebileceğine inanıyorlar. Bu anlamda Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker’in, İstanbul’da katıldığı sezon açılışı töreninde Su Ürünleri ve Balıkçılık Genel Müdürlüğü kurulacağına dair bir haberi de pek ilgi göreceğe benzemiyor. Çünkü Akdeniz havzasındaki çoğu ülkenin balıkçılığa Türkiye’den fazla önem verdiğini düşünüyorlar. Kısacası bir genel müdürlük onların nazarında problemleri ortadan kaldırmak için yeterli değil.

Balıkçıların şikâyetlerinden biri de sigorta konusunda. Çoğu takım (tekne ve yedek motorlarından oluşan ekip) sahibi, çalışanlarını sigorta ettiremiyor. Çünkü işlemleri yürütebilmesi için resmî makamlara, işçisine aylık ne kadar maaş verdiğini bildirmesi gerekiyor. Ancak balıkçılıkta bu mümkün değil. Sezon başlamadan ve ne kazanacaklarını kestiremeden tayfalara ne kadar para kalacağını bilmek imkânsız. “Elime ne geçeceğini bilmeden ‘insanlara şu kadar maaş veriyorum’ diyebilir miyim? Sene var az alırlar, sene var çok. Mesela geçen yıl tayfaya yansıtmadık; ama onların payı çıktıktan sonra bize 250 bin lira zarar kaldı.” diyor, Muharrem Reis. Sigorta için diğer bir formül çiftçi Bağ-Kur’u. Fakat, onca insanın toprağı bulunsa niye ekmeğini denizde arasın, sorusu takılıyor akıllara.

Bunların yanında ağ boyları için verilen izin de, emisyon meselesi de, uluslararası sularda avlanırken karşılaşılan güçlükler de başlı başına problem.

“Peki, hiç mi yüzleri güldüren bir gelişme yok?” “ÖTV indirimi.” diyor, Metin Fat. Artık balıkçı teknelerine satılan yakıttan özel tüketim vergisi alınmıyor. Tek seferde sadece bir teknenin 1,5 ton yakıt tükettiği hesaba katılırsa gelişmenin önemi ortaya çıkıyor. Tüm balıkçılar da bunun olumlu yansımasının farkında. Hatta Muharrem Reis’in söylemiyle ÖTV indirimi balıkçılığı kurtaran bir açılım: “Söz konusu gelişme takım sayısının 5’te bir oranında azalmasını önledi.” Aslında bu indirimden devlet de büyük kâr etti. Fiyatlar yüksekken balıkçılar kaçak akaryakıta yöneliyordu. Tabii temin ettikleri de çoğunlukla yabancı gemiler. Yani balıkçılar kaçak yakıt kullanıyor, devlet de gelir kaybına uğruyordu.

Muharrem Reis, kardeşi ve oğlu ile muhabbet sabahın ilk ışıklarına kadar devam etti. Biz yola koyulurken, onlar da bir gece sonrasının av hazırlıklarına başlıyordu.
 

Anahtar Kelimeler:
BalıkBalıkçıAv Sezonu
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Murat Safa BAYHAN 2009-09-10 02:30:31

8 metrelik mütevazi kayığımızdan inip, 50 metrelik teknemize binerek, her biri binlerce beygir gücü motorlu, 2 veya 3 X binlerce beygir gücü ve buna bağlı yakıt tüketen teknelerle Marmara, Ege ve Kara Denizde balık avlarsak.

Hırsla,radarla avladığımız, avladığımız ve avladığımız; kasasını 5 liraya hamsi, 3 tanesi 10 liraya Palamutu biz satarsak, belki siz değil ama.. posetimizi, sigara izmaritimizi, sintinemizi, pet şişemizi denize; hani o beklentilerimizin olduğu derya deniz e atarsak.

Ve bu Denizcilik sitesinin şu sol sütununda "Kaptan Ehliyeti Çok Kolay - Herşey Dahil 370 TL" yazar ise, biz neredeyiz ve ya nereden geldik....

Biz mi Denizciyiz?, Biz mi Balıkcıyız?... üç tarafı denizlerle çevrili bu ülkenin Vatandaşıyız?

Hepimize Saygılar ama biraz da düşünelim... Ne Yaptığımızı...

Avatar
Prof.Dr. S.aydın ŞALCI 2009-09-11 00:35:41

Sn. Murat Safa Bayhan'ın yorumuna olduğu gibi bende katılıyorum.

Konuyu son derece yalın ve öz bir şekilde dile getirmiş. Balıkçılar; iğneyi başkalarına ve çuvaldızı kendilerine batırmalıdırlar. Bu gidişle beyenmedikleri bu günleri de yakında arayacaklar. İleride balıkçı değil, herhalde balık ithalatçısı olmak durumunda kalacaklar. Balıkçılığın devlet eliyle yeni baştan ele alınıp planlanmasında ve ciddi bir otoriteye bağlanmasında zorunluluk var. Dış ülkelerde bırakın denizciliği, balıkçılık bakanlığı bile var ! Acilen alınacak yaptırımlar ise :

1) Kural koyucu ve denetleyici ciddi bir otoritenin teşkili,

(örneğin Balıkçılık Müsteşarlığı gibi)

2) Balık avlama süresinin, balık popülasyonuna göre kota belir-

lenerek düzenlenmesi (sadece mevsime göre değil !)

3) Dikeyler arası boyu 20 metreden büyük teknelerin kesinlikle

yasaklanması (bu konuda yapılmış TÜBİTAK Projesi mevcuttur)

4) Teknelerin denizlere (avlanma bölgeleri) göre sayıca sınır-

landırılması (bir nevi plaka tahdidi)



Saygılarımla.

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176