


DenizHaber Röportaj |
|||
| 26-06-2010 09:56 | |||
Mahmut Karaman'ın denizci, hukukçu ve sivil toplum örgütlerinde yöneticilik kimlikleriyle ön plana çıkan yaşantısı üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. |
|||
| "Deniz hayattır, denizci olmak bir rüya" | |||
|
|||
|
Deniz hayattır, denizci olmak bir rüya Gerçekleşen rüyayla denizde geçen 40 yıl Mahmut Karaman 1983 yılında Denizcilik Yüksek Okulu Makine bölümünden mezun oldu. Meslek yaşantısına Deniz Nakliyatta başladı. Sonrasında TDİ Denizyolları gemilerinde çalıştı. Kısa dönem kimyasal tankerler "Polisan I" ve "Polisan II"de başmühendislik yaptı. 1989 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 2005-2006 yıllarında ıTÜ Denizcilik Fakültesi Mezunları Sosyal Yardım Vakfı Başkanlığı'nı yürüttü. 1993 yılından bugüne avukat olarak deniz hukuku alanında çalışmaktadır. Mahmut Karaman'ın denizci, hukukçu ve sivil toplum örgütlerinde yöneticilik kimlikleriyle ön plana çıkan yaşantısı üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Ben Sinop'ta doğdum; 1962 Eylül'ünde. Ailemde denizci \ yoktur, ama ben denizde doğdum: denizde büyüdüm diyebilirim. 70'li yılların Sinop sahil şeridinde geçen çocukluğum ve 6,5 metrelik kıç ayna kayığımız bana denizi sevdirip kendisine tutsak etmeye yetti de arttı bile. Yüzmeyi öğrendiğim yaşı hatırlamıyorum, kayığımızı bana 9-10 yaşlarında teslim ettiler ve ben Karadeniz'in ne zaman ne yapacağı belli olmayan denizlerinde kadınlı, çocuklu aile yakınlarını gezdirme sorumluluğunu alarak denizci oldum. 40 yıldır da hiç uzaklaşmadım, Aynı yaşlarda Sinop Yelken Kulübü'nde yelken öğrendim. Optimist ve Pirat sınıfı yelkenler kullandım. 1995-96 yıllarında 94.9 Açık Radyo'da Türkiye'de ilk defa, her hafta canlı olarak "açık ama sakin deniz" isimli bir program yaptım. Denizden denizcilerden bahsettim. Onlarla birebir sohbetler yaptık. Sualtı arkeolojisini, Viking gemilerini anlattım, tarihe mal olmuş fenerleri, gemileri anlattım. Şimdi ise denizciliğe 16,5 metrelik "Amazon" isimli yelkenlimle devam ediyorum ve sualtı fotoğrafçılığıyla ilgileniyorum. Meslek olarak da deniz hukuku alanında avukatlık yapıyorum. Küçük metrelerle ifade edilen teknelerle süren bu amatör denizcilik hayatımın 1981 'le 1993 yılları arasındaki dönemi ise, kuru yük gemileri, kimyasal tankerler ve yolcu gemilerinde profesyonel denizcilikle geçti. 12 yıl gemilerde deyim yerindeyse dolu dolu çalıştım. Sintinede patlayan kızgın fuel oil devresine façuna da attım, stajyerken, gavernörü arızalı "Gazi Osman Paşa" gemisinde Biskay Körfezi'nde fırtınalı
Hasan'la ilkokulda başlayan sınıf arkadaşlığı böylece yüksekokul yıllarında da kesintisiz devam etti.
Aslında okula başlamadan, daha kayıt aşamasında bizim maceralarımız da başladı. Şimdi anlatacağım okula kayıt sırasında yaşadığım olay, bu olaydan 4 yıl sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne kayıt yaptırırken yaşadığım başka bir olayla örtüştüğünde, inanılması gerçekten güç bir tesadüfü ortaya koymakta. 1979 yılında kayıt için Hasan Kuruoğlu ile birlikte okula, Ortaköy'e geldik. Hatırlanacağı üzere okula sadece puan la girilmiyor, birçok sportif sınavdan geçmek ve sağlık kurulu raporu almak gerekiyordu. Sınavlar sorun olmadı, ancak o günlerin İstanbul’unda sağlık kurulu raporu almakta çok zorlandık. Hep bir şeyi eksik yapıyorduk. Raporun tamamlanması günler almıştı ama nihayet sağlık raporunu almıştık. Sonra sıra okulun istediği belgelerin tamamlanmasına gelmişti. Bu belgeleri toparlamak için her seferinde yeni bir şey söylendiği için birkaç kez Sinop'a gidip belgeleri getirmemiz gerekti. Sonunda artık her şey tamamlanmıştı. Kaydımızı yaptırıp Sinop'a dönecektik. O dönemi yaşayanların hemen hatırlayacağı üzere, okulun öğrenci işleri müdürü bir Seniha Ablamız vardı. Tam işlemler bitti zannederken Seniha Abla bizi çağırdı ve muhtarlık ikametgah senedinin 3 tane olması gerektiğini, oysa bizim 2 tane getirdiğimizi, bu nedenle kaydı yapamayacağını söyledi. Biz doğal olarak hemen nasılolsa 2 tane var okul açıldığında geleceğiz 1 tane daha Sinop'tan gelirken getirir tamamlarız dedik. Seniha Abla buna çok sert tepki gösterdi. "Bakkaldan Sana yağı mı ayırtıyorsunuz; böyle eksik belgeyle sizi okula kayıt falan etmem" diyerek bizi azarlayarak gönderdi. (O dönemde ülkede margarin yoktu. Torpilliyseniz ismi 'Sana'olan margarini ayırtıp, kuyruğa girmeden, el altından alabiliyordunuz.)
Bu hikaye bu haliyle kayda değer bir anı mıdır, bilmiyorum ancak aşağıdaki hikayeyle birleşince ortaya şöyle bir anı çıkıyor. 1983 yılında Denizcilik Yüksek Okulu'nu bitirmiş aynı yıl Hukuk Fakültesi'ni kazanmıştım. Kaydımı yaptırmak üzere istanbul Üniversitesi'ne gittiğimde, bir yüksekokul bitirenin ikinci bir yüksekokul veya fakülteye girebilmesi için öncelikle askerlik yapması gerektiğini bu nedenle kaydımı yapamayacaklarını söylediler. Bu kural; tüzük, yönetmelik gibi kolay aşılamayacak yazılı bir kurala da bağlıydı. Durumu kabullenip çaresizlik içerisinde öğrenci işleri bürosundan çıkarken öğrenci işleri müdürü Seyhan Bey, durumuma üzülmüş olacak ki, beni geri çağırdı. Bir çözüm bulur umuduyla son çare olarak fakülte sekreterine gönderdi. Fakülte sekreteri Ali Rıza Bey isminde, ilk izlenimime göre çok pozitif, bir insandı. Benim hikayemi ve derdimi dinledikten sonra, "Sen Yüksek Denizcilik Okulu'nda okudu m diyorsun peki Seniha Hanım'ı tanır mısın?" diye sordu. Tabii ki, benim Seniha Hanım'ı unutmam mümkün değildi. "Tanırım, çok iyi tanırım" dedim olumlu olumsuz bir yorum eklemeden. Bunun üzerine Ali Rıza Bey; "Seniha Hanım benim ablam olur. Onun ruhuna şad oku, senin kaydını okula yapayım" dedi ve hemen de bir formül bulup kaydımı yaptı. iki farklı okula kayıt aşamasında, aynı konumda iki kardeşle yaşadığım, birincisi çok kolayken aşamadığım, ikincisi neredeyse imkansız iken aşabildiğim hayatımı bütünüyle de etkileyen bu hoş tesadüfü hayatım boyunca hiç unutmadım.
Askerlik bitti, ben çok şükür Hukuk Fakültesi'nde 2. sınıfı yarılamıştım. Sonra günler süren bir kararsızlık dönemi yaşadım. Ya hukuk eğitimine devam edecektim ki, bu durumda uzak sefere gidemezdim. Ya da hukuk eğitimini yaptığım kadarıyla yetinip kesecek ve uzak sefer yapan gemilerde çalışacaktım. Bu ikinci ihtimal daha kuwetliydi. Çünkü ben Hukuk Fakültesi'ne diploma almak ve avukat olmak üzere başlamamıştım. 2 yıl hukuk okumak ve temel hukuk dersleri almak beni, aslında başlarken amaçladığım, hedefe ulaştırmıştı. Bu duygular içerisinde Sohtorik Grubu'na başvurdum. Beni İtalya Savona'da personel değiştirecek olan "Ocean Transporter" gemisine atadılar. Ehliyet, pasaport hepsini şirkete teslim ettim. Uçak bileti dahi alınmıştı. Fakat yolculuktan bir gün önce keskin bir karar değişikliğiyle gemiye gitmedim. Türkiye Denizcilik İşletmeleri’ne girerek hukuk eğitimine devam etmeye karar verdim. Sonrası, çoğunluğu Samsun Feribotu olmak üzere Ankara ve İskenderun Feribotlarıyla 7 yıl boyunca ızmir - Venedik hattında çalıştım. O sürecin ilk 3 yılında Hukuk Fakültesi de bitti.
Olmaz mı? Ben 1989 yılında Hukuk. Fakültesi'ni bitirdikten sonra 1993 yılına kadar cesaretimi toplayıp avukatlığa geçiş yapamadım. Çünkü gemide başmühendislik düzenini bırakıp karada stajyer avukatlık pozisyonunu kabullenmek kolay değildi. Günler bu duygular içerisinde geçmekteyken 1991 yıllarının son aylarında İtalya limanlarına düzenlenen bayram özel seferinde Kapt. Gündüz Aybay'la tanışma fırsatım oldu. Sayın Hocam beni avukatlık yapmaya teşvik etti; etmekle de kalmadı kendi bürosunda çalışmaya davet etti. Böylece 1992 yılında Türkiye Denizcilik İşletmeleri’nden ayrıldım. Artık Aybay Hukuk Bürosu'ndaydım. Hem staj yaptım hem de avukatlık mesleğine alışmaya çalışıyordum. O gün bu gündür tam 17 yıldır deniz hukuku alanında çalışıyorum. Şu an "Karaman Hukuk Bürosu" adı altında çok başarılı 7 avukat arkadaşımla birlikte mesleğe devam ediyoruz. Büromuz bu yıl "Global Finance" isimli Ingiltere orijinli bir dergi tarafından "Best Shipping Team" en iyi deniz hukuku ekibi seçildi. Böylece kendisine çok şey borçlu olduğum rahmetli Kapt. Av. Gündüz Aybay'dan aldığım bayrağı iyi yerlere taşımış olduk.
Denizciliğin bizim son yıllarına yetiştiğimiz dönemini tarif etmek gerekirse; her bakımdan daha rafineydi ve herkesin birbirine saygı ve sevgi duyduğu bir ortam vardı. Meslek sorumluluğu ve ciddiyeti inanılmaz düzeydeydi. İyi denizci olmak, mesleği layıkıyla yapmak çok önemsenirdi. Denizciler arası dayanışma ve sevgi bağı ise inanılmazdı. Bence bizim yetişmediğimiz daha eski dönemlerde bu tablo daha belirgindi.
Genç kardeşlerime tabi ki tavsiyelerim olacak. Meslek gelişiminde ilk yıllar çok önemlidir. Öğrenmeye ve kendilerini geliştirmeye çok önem vermeliler. Günlerini boşa geçirmesinler. Kendilerine kısa, orta ve uzun vadeli hedefler koysunlar. Kısa vadeli hedeflerin başarılması otomatik olarak orta ve uzun vadeli hedefe götürecektir onları zaten. Sevmeyi ve sevilmeyi, dostluğu çok önemsemek gerek, sivil toplum örgütlerinde nefer olmak gerek. Sevgili kardeşlerim, meslek yaşantılarıyla beraber, doğayla. sanatla bağlarını kopartmasınlar, mutlaka birkaç alanda hobi edinsinler. Bilgisayar başında geçirilen günleri hobi olarak görmüyorum. Bilgisayar, internet tutkuya dönüşmemeli, ölçü kaçırılmamalı. O zaman hayatın birçok rengi ve tadı ıskalanabiliyor,unutulmasın. Röportaj: Denizcilik Dergisi-Ceylan Atatunç |
|||||||||||
| Bu Yazı 7526 kez okundu. | |||||||||||
|
|||||||||||
|
|
||||||||||||||||||||
|
| KONUK YAZAR | |||||
|
|
|||||
|
|||||
| RÖPORTAJ |
| |
||||
|